Nikah

0

Nikâhın lügat mânâsı bitiştirmek, bir araya getirmektir. Istılahı mânâsı ise eşlerin meşru bir şekilde birbirlerinden istifade etmelerini sağlayan akiddir. Buna nikâh denmesi, erkek ve kadım bir araya getirip birleştirmesindendir. Araplar, cinsî münasebet için ele, akid için de nikâh kelimesini kullanırlardı. Fakat akid için hakikî anlamda, cinsî münasebet için ise mecazî anlamda kullanırlardı. Kur´an´da geçen nikâh lafızlarının tümü, akid mânâsındadır. Bunlardan biri şu ayettir:

Ey mü´minler! Mü´min kadınları nikahlayıp da onlara dokunmadan boşadığınız zaman sizin için onlar üzerine sayacağınız bir iddet yoktur.

(Ahzab/49)

Ayette geçen ´Mü´min kadınları nikahladığınız´ ibaresi, ´akid yaptığınız kadınlar´ anlamındadır. Çünkü ayet ´Onlara dokunmadan boşadığınız zaman´ ibaresiyle devam etmektedir. Bundan, cinsî münase­betten önce akid yapıldığı anlaşılır.

Nikâh´ın Teşrî Kılınması

İslâm, nikâhı meşru kılmış ve onu sağlam temeller üzerine oturtarak toplumu korumayı, aile saadetini sağlamayı, faziletlerin yayılmasını, ah­lâkın ve insan neslinin korunmasını hedeflemiştir.

Nikâhın teşrî kılınmasına dair Kur´an ve Sünnet´te birçok delil olduğu gibi icma-ı ümmet de buna delâlet etmektedir. İşte Kur´an-ı Kerim´deki ayetlerden bazıları şunlardır.

Hoşunuza giden kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. (Nisa/3)

İçinizden evli olmayanları, köle ve cariyelerinizden salih olanları ev­lendirin. (NÛr/32)

Ayetin metninde geçen eyyama kelimesi, eyyim´in çoğuludur ve be­kâr olan erkek ve kadınlar anlamına gelir. Ayette geçen ibad kelimesi ´erkek köle´, imâ kelimesi ise ´kadın köle´ anlamına gelir.

Nikâhın teşrî kılınmasına delâlet eden birçok hadîs vardır.

Ey gençler! Sizden kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Çünkü evlenmek gözü (haramdan) daha çok saklar, iffeti de korur. Kim ev­lenmeye muktedir olamazsa oruca sarılsın. Çünkü oruç onun için şehveti kıran bir ameliyedir.[1]

Hadîsin metninde geçen elbâe kelimesi, nafakaya güç yetirmekle be­raber cinsî münasebete muktedir olmayı da ifade eder. Hadîsin metninde geçen vicâe kelimesi ise ´şehveti kıran şey´ mânâsına gelir.

Ayrıca âlimlerin tümü, her asırda nikâhın meşru olduğunda ittifak etmişlerdir.

Evliliğe Teşvik
.

. İslâm, evlenmeye teşvik etmiştir. Çünkü evlenmede, hem birey, hem de toplum için birçok fayda vardır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Dünya bir metadır. Dünyanın en hayırlı metaı da salih olan bir kadındır.[2]

Dört şey peygamberlerin sünnetler indendir: Haya, güzel koku sü- . rünmek, misvaklanmak ve evlenmek.[3]

Nikâhın Teşrî Kılınmasının Hikmeti

Evliliğin teşrî kılınmasının birçok faydaları vardır. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

1. Allah´ın, insanı üzerinde yarattığı fıtratın çağrısına icabet etmek.

Allah Teâlâ insanı yaratmış ve onun tabiatına şehveti, kadınlara bak­mayı, onlarla bir araya gelmeyi ve kadınlara rağbet etmeyi yerleşmiştir. Aynı şeyler kadınlar için1 de-geçerlidir.

İslâm, fıtrat dini olduğundan, fıtratın gereğini yerine getirir. Fakat onu başıboş bırakmayarak düzenler. Bunun için de insanın tabiatında köklü bir derinliğe sahip olan evliliği meşru kılmıştır. İnsanın tabii ihtiyacı. olan bu isteği, İslâm haram kılmak suretiyle gemlemeye kalkışmamış, insanları ruhbanlığa çağırarak bu tabii isteği yok etmemiştir.

Semure Hz. Peygamber´in ruhbanlığı yasakladığını rivayet etmiştir.[4]

Sa´d b. Ebî Vakkas´tan şöyle rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber, Osman b. Mâzun´un ruhbanlığını (kadınlardan ve dünya nimetlerinden uzak durmasını) kabul etmedi. Eğer ona müsaade etseydi kendimizi hadım yapmakta tereddüt etmezdik”.[5]

Ancak İslâm, bu tabii isteğin yularını da serbest bırakmamıştır. Çün­kü böyle bir hürriyet, hem bireyi, hem toplumu ifsa ederek ahlâkı bo­zar, aile müessesesini yıkar. Eğer bu isteği tamamen serbest bıraksaydı, şeytan için büyük bir kapı açılmış olurdu. İslâm fıtratın çağrısına uyarak bu isteği normal bir şekilde düzenleyip tanzim etmiştir.

2. İslâmî bir toplumun inşâsına salih bir nesil, tertemiz bir kuşak ile icabet etmiştir.

İslâm, müslümanları çoğalmaya teşvik etmektedir. Bunu İslâmî bir toplumun inşâsında hedef kılmıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Sizler, kocalarına sevgi besleyen ve çocuk doğuran kadınlarla evle­nin. Çünkü ben geçmiş ümmetlere karşı, sizin çokluğunuzla övünü­rüm.[6]

İşte bu nedenle Kur´an, müslümanları evlenmeye teşvik etmiştir.

İçinizden evli olmayanları, köle ve cariyelerinizden salih olanları ev­lendirin. Eğer fakir iseler Allah fazlından onları zengin eder.

(NÛr/32)

Elbette şefkatli, yardımsever, ahlâklı bir anne-babanın gölgesinde doğup büyüyen bir nesil, aynı sıfatları haiz olmayan zina mahsulü bir nesilden daha üstün olur. Bu tür çocuklar, kendilerini koruyan bir baba tanımadıkları gibi, şefkatli bir anneden de mahrumdurlar. Bu şartlarda yetişen çocuklar topluma ve insanlığa karşı kin ve nefret duyarlar. Böyle bir nesilden de hayır gelmesi mümkün değildir.

3. Ruhî istikrar ve nefsî sükûnetin sağlanması

Ruhî istikrar ve nefsin sükûnet bulması ,ancak meşru bir evlilikle sağlanır.

Sizler için nefislerinizden, kendileriyle sükûnet ve huzura kavuşma­nız için eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet kılması O´nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir kavim için birçok ayetler (ibretler) vardır. (Rûm/21)

Hanımlarınız sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz. (Bakara/187)

Bu ayet, eşlerin birbirleri için birer elbise gibi olmalarını teşvik etmektedir. Çünkü herbiri diğerini örtüp kapatır. Bu bakımdan eşlerin birbirlerine olan ihtiyacı, elbiseye olan ihtiyaçları gibidir. Elbiselerin, bedenin kusurlarını örttüğü, soğuk ve sıcaktan koruduğu gibi, eşler de birbirlerini korur, birbirlerine huzur ve sükûnet verirler.

4. Ahlâk´ın bozulmasını önlemek

İnsan meşru evlilikten menedildiğinde, nefsi tabii ihtiyacını karşıla­mak için onu gayr-ı meşru yollara sürükler. Zina ve ahlâk bozukluğunun ailelerin yıkılmasına, namusların payimal edilmesine, hastalıkların yayılmasına, ruhlarda çeşitli sıkıntılar oluşmasına sebep olduğu akıllı insanların malumudur.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz kişi siz(in aileniz)den bir kadına talip olursa onu evlendirin (talip olduğu kadım ona verin). Şayet yapmaz­sanız yeryüzünde fitne ve fesad ölür.[7]

5. İnsan türünün aynı şartlarda yetiştirilip korunması

Allah´ın ilahî âdeti, çocuğun bir anne ve babadan dünyaya gelmesini gerektirmiştir. Bu da kadın ve erkeğin meşru şekilde bir araya gelmeleriyle caiz olur. Çünkü İslâm, insanın neslini ve nesebini korumak için böyle emretmiştir. Eğer insan evlilikten menedilirse, insan nesli yok olur. İnsan için zina mubah kılınırsa, bu da insan neslini bozar ve hasta eder. Oysa Allah Teâlâ kulları için hayır irade eder, onlar için serden hoşlanmaz. Şüphesiz ki Allah kullan için rauf ve rahimdir,

6. Akrabaları çoğaltıp yardımlaşma yollarını açması

Evlilik akrabaları çoğaltır, aileleri kaynaştırır, aralarında sevgi bağlan oluşturarak yardımlaşma kapılarını açar. Erkekle kadın birbirini tamamlar; Kadın, kocasına yardımcı olur, çocuklarını terbiye eder, evini korur. Erkek de karısını korur, ihtiyaçlarını karşılar. İslâm, yardımlaşma ve tekâ-fül dinidir. Evlenmeyi de bütün bu maslahatların tahakkuku için meşru kılmıştır.

Nikâhın Şer´î Hükmü

Evlilik, bir kadını geçindirecek, mehir verecek, evlenmediği takdirde zinaya düşmeyecek bir kişi için müstehabdır. Çünkü burada neslin de­vamı ve maslahatlar için yardımlaşma sözkönusudur. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Ey gençler! Sizden kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Zira ev­lenmek gözü (haramdan) daha çok saklar, iffeti de korur. Kim ev­lenmeye muktedir olamazsa oruca sarılsın. Çünkü oruç onun için şehveti kıran bir ameliyedir.[8]

Bu durumda evlenme, bir köşeye çekilip ibadet etmekten daha üs­tündür. Hz. Peygamber´in, kadınlardan ve dünya nimetlerinden uzaklaşmak isteyenlere söylediği söz buna delâlet eder.

Enes b. Mâlik şöyle rivayet etmektedir: Hz. Peygamber´in ashabından bir grup, Peygamber´in zevcelerinden, onun hususi amel ve ibadetlerini sordu. (Kendilerine Hz. Peygamber´in evdeki hususi ibadetleri haber verince) sahabîlerden kimi ´Ben kadınlarla evlenmem´, kimi de ´Ben hiçbir döşek üzerinde yatmam´ dediler. (Bu durumu öğrenen) Hz. .Peygamber hemen Allah´a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu:

Bazı kimseler şöyle şöyle demişlerdir. Bu sözleriyle ne demek istiyorlar Ben (nafile) namaz da kılarım, (gecenin bir kısmında) uyku da uyurum. (Nafile) oruç tutarım, bazen tutmayıp oruçsuz da olurum. Kadınlarla evlenirim de. (İşte benim sünnetim budur). Kim benim bu sünnetimden yüz çevirirse artık o benden değildir.[9]

Hadîste geçen ´O benden değildir´ ibaresinin anlamı ´O benim sün­netime aykırı davranmıştır´ demektir.

Kadın da bu hususta erkek gibidir; yani nefsinin, dininin korunması, nafakasının temini açısından evlenmeye ihtiyaç duyan kadının evlenmesi müstehabdır.

Evlenmemenin Müstehab Olması

Evlilik, masraflarını ve kadının geçimini sağlayamayacak durumdaki kişinin evlenmesi mekruhtur. Bu durumdaki kişi iffetini korumak için oruç tutmalı ve ibadete yönelmelidir. Çünkü ibadete yönelip oruç tutmak, nefsî arzuları frenler.

İçinizden evli olmayanları, köle ve cariyelerinizden salih olanları ev­lendirin. Eğer fakir iseler Allah fazlından onları zengin eder. Allah geniş (rahmet sahibi)dir ve bilendir. CNûr/32)

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:

Sizden nafakaya gücü yetenler evlensin.

Nafakaya gücü yetmeyen kişinin evlenmeyi terketmesi müstehabdır.

Evlenmenin Mekruh Olması

Evlenmek İstemediği veya herhangibir hastalık sebebiyle evlenmeye ihtiyacı olmayan bir kişinin evlenmesi mekruhtur. Ayrıca evlilik mehir ve nafaka gerektirir. Bunlara gücü yetmeyen kişinin evlenmesi de mekruh­tur.

Evlenmemenin Efdal Olması

Evlilik masraflarını ve nakafa ihtiyacını karşılayacak güçte olmakla beraber, kendisini ilim ve ibadete vermiş, evlenmeyi de istemeyen kişinin evlenmemesi efdaldir. Çünkü evlilik onu ilim ve ibadete yönelmekten alıkoyar.

Evlenmenin Efdal Olması

Kendini ilim ve ibadete vermemiş, evlilik masraflarını ve kadının ge­çimini de sağlayacak güçte olan kişinin evlenmesi efdaldir. Çünkü ev­lenmemek, onu günaha sürükleyebilir. Ayrıca evlenmekle neslin çoğalmasına da katkıda bulunmuş olur.

Ailenin İslâm´daki Yeri ve Önemi

Aile mânâsına gelen usre kelimesi, lügat bakımından ´kişinin en yakın akrabalarından meydana gelen topluluk1 demektir. Bunlar anneler, babalar, dedeler, nineler, kızlar, erkek çocuklar ve onların çocuklarından meydana gelenlerdir.

Fert, toplumun mihenk taşı ise, aile de kovan gibidir. Fert, ailenin bir parçasıdır ve ilk özelliklerini aileden, alır.

(Bu kimseler) birbirinin soyundandır.

(Âlu İmran/34)

Fert, ailenin tabiatıyla tabiatlanır, onun terbiyesinden, etkilenir. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Her doğan (çocuk) fıtrat üzere doğar. Bundan sonra anası, babası onu yahudi veya hristiyan veya mecusî yapar. Nitekim hayvan yavruları, derli toplu bir yavru olarak doğarlar. Kusursuz doğan bu hayvan yavrularının içinde siz kulağı, dudağı, burnu, ayağı kesik olanını hiç görüyor musunuz [10]

Fıtrat, insanın iyi ve güzel şeyleri bilip kabul edecek kabiliyette ya­ratılmasıdır. Beşerin yaratılışının temeli budur.

Fert ailenin, aile de toplumun direği ve temelidir. Bu bakımdan fert iyi olursa, aile de iyi olur, aile iyi olursa toplum da iyi olur. Bu yüzden İslâm dini aileye çok önem vermiştir. Kur´an ve Sünnet´in hükümlerinin bir çoğu aileyle ilgilidir.

İslâm´ın Aileye Verdiği Önemin Tezahürleri

İslâm´ın aileye verdiği önemi pekçok yerde görmek mümkündür. Bunların tümünü saymak mümkün değildir. Ancak bunların bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

A. Evlenmeyi emretmiş olması

Çünkü evlilik olmadan aile olmaz. Meşru bir evlilik temeline dayan­mayan ilişki zina olur.

Sakın zinaya yaklaşmayın. Çünkü o bir hayasızlık ve çok kötü bir yoldur.

(İsra/32)

Hür ve iffetli kadınlarla, zina yapmamış ve gizli dost edinmemiş olduğunuz halde mehirlerini vermek suretiyle (evlenmeniz) size helâl kılındı.

(Mâide/5)

B. Kan-kocanın hukukunun belirlenmiş olması

İslâm, karısı hakkında erkeğe şunları farz kılmıştır:

a.Mehir . .

Kadınlara nikâh bedellerini (mehirierini) müşkilat çıkarmaksizın verin.

(Nisa/4) .

b. Nafaka

Bu müddet zarfında (emziren annelerin) yiyeceği ve giyeceği örf ve âdet gereğince çocuğun babasına aittir. (Bakara/233)

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur;

Kadınların yiyecek ve giyecekleri normal bir şekilde olmak üzere si­zin üzerinizedir.[11]

c. Kadınlarla hoş geçinmeyi emretmiştir. Onlarla (kadınlarla) hoş geçinin. (Nisa/19) İslâm, kadına da kocası hakkında şunları vacib kılmıştır:

a. Masiyetin bulunmadığı yerde kadına kocasına itaat etmeyi em­retmiştir.

Erkekler kadınların yöneticisi ve .koruyucusuduriar. (Nisa/34)

Ayette geçen kavvam kelimesinden maksat, evin idaresinin erkeğe ait olması, kadının da ona itaat etmesidir.

b. Kocanın izni olmadan herhangibir şahsı eve sokmamasını em­retmiştir.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Sizin onlar üzerinde hakkınız, hoşlanmayacağınız kimselere döşeklerinizi çiğnetmemeleridir.[12]

İmam Nevevî, ´Kocanın eve girmesini istemediği bir kişiye kadirim izin verme yetkisi yoktur1 demiştir.

c. Kadına, kocasının şerefini, namusunu ve malını koruması emre­dilmiştir.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Erkeğin sakladığı en hayırlı hazinenin ne olduğunu size haber vere­yim mi Saliha bir kadın! Kocası baktığında kocasını memnun eder, kocası emrettiğinde itaat eder, kocası evde olmasa bile onun sırrını ve evini muhafaza eder, İşte en hayırlı define budur.[13]

C. Çocukların geçiminin babaya ait kılınması İslâm, çocukları için babalara şunları farz kılmıştır:

a. Nafakasını vermeyi emretmiştir.

Şayet sizler için (çocuklarınızı) emzirirlerse onlara ücretlerini ödeyin. (Talak/6)

Görüldüğü gibi, Allah Teâlâ, süt emziren annenin ücretinin verilme­sinin baba üzerine vacib olduğunu beyan etmiştir.

b. Ahlâk ve ibadet bakımından güzej yetiştirmeyi emretmiştir. . Hz. Peygamber1 şöyle buyurmuştur:,

Çocuklarınızı üç hasletle yetiştirin: Peygamber sevgisi, ehl-i beyt sev­gisi ve Kur´an sevgisi.[14]

Dikkat edin! Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz, idareci (halife) halkı güden bir çobandır ve güttüklerinden sorumlu­dur. Erkek ailesinin çobanıdır ve onlardan sorumludur. Kadın da evi ve çocuğu hususunda çobandır ve onlardan sorumludur. Köle efendisinin malı hususunda çobandır ve ondan sorumludur. Dikkat edin! Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz.[15]

İslâm, çocuklara da şunları farz kılmıştır:

a. Evlatlar, Allah´a isyan olmamak şartıyla anne ve babaya itaat ile mükelleftirler.

Anne-baba çocuğa Allah´ı inkâr etmeyi, İslâm´ın herhangibir farzını inkâr etmeyi emrederse, buna itaat edilmez. Çünkü Allah´a isyan ederek hiçbir mahluka itaat edilmez.

Ayrıca çocuk anne-babaşina ihsan etmelidir.

Rabbin yalnız kendisine kulluk etmenizi, anaya-babaya iyi davran­manızı emretti. (İsra/23)

Onlarla (annen ve babanla) dünyada iyi geçin. , (Lokman/15) .

b. Anne ve baba fakir ise çocuğun onlara nafaka vermesi gerekir.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kişinin yediğinin en hayırlısı ve helâli kendi kazancından olandır. Kişinin çocuğu da onun kazanandandır.[16]

Sen ve malın* babanındır. Çocuklarınız sizlerin en güzel kazanç-lannızdandır. Öyleyse çocuklarınızın kazancından yeyin.[17]

İşte bu ve benzeri hükümlerden, İslâm´ın aileye ne kadar önem verdiği açıkça anlaşılır.

Evlenilmesi Haram Olan Kadınlar Bir Mukaddime

İslâm evlenmeyi meşru kılmış, insanları ona teşvik etmiştir. Fakat bazı kadınlarla evlenmeyi ise haram kılmıştır. Evlenilmesi haram olan kadınlar şunlardır: Anne, kızkardeş, kardeşlerin çocukları ve torunları, hala, teyze. Bunlar daima birbirlerini görüp, aynı ortamda yaşadıkları için evliliğin hedefi tahakkuk etmez. İşte bu ve benzeri nedenlerden dolayı İslâm, bazı kadınlarla evlenmeyi haram kılmıştır.

Evlenilmesi Haram Olan Kadınların Kısımları

Evlenilmesi haram olan kadınlar iki kısma ayrılır; ebediyyen haram olanlar, geçici olarak haram olanlar.

Evlenilmesi Ebediyyen Haram Olan Kadınlar

Kişi, hangi sebeple olursa olsun bu kadınlardan biriyle evlenemez. Ebedî Haramlığın Sebepleri

Ebedî haramlığın üç sebebi vardır:

1. Kan bağı

2. Evlilik bağı

3. Süt

Kan Bağından Ötürü Haram Olanlar Kan bağıyla haram olanlar şunlardır:

1. Anne, annenin annesi, babanın annesi

Bunlara insanın asılları denir. Bunlardan herhangibiriyie evlenmek caiz değildrr.

2. Kız, kızın kızı, oğlun kızı

Bunlara insanın fer´Ieri (dallan) denir. Bu bakımdan bunlardan biri­siyle de evlenmek hiçbir zaman caiz olmaz.

3. Kızkardeş

İster ana-bababir, ister bababir, ister anabir olsun hüküm değişmez. Bunlara da ebeveyn´in dalları denir. Bu bakımdan bunlarla da evlenmek ebediyyen caiz olmaz.

4. Kızkardeşin kızı

Bu kızkardeş ister ana-bababir, ister bababir, ister anabir olsun, bunların kızlarıyla da evlenmek ebediyyen caiz olmaz.

5. Hala, babanın halası, annenin halası

Bunlara ceddeyn´in dallan denir. Bunlarla da ebediyyen evlenmek caiz olmaz.

6. Teyze, annenin teyzesi, babanın teyzesi

Bunlara da ceddeyn´in dalları denir. Bunlarla da evlenmek ebediyyen caiz değildir.

Bütün bunlarla evlenmenin haram olduğu hakkında ayet nazil Olmuştur:

(Ey mü´minîer!) Sizlere (şunları nikahlamak) haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kızkardeşl erin izin kızları.

(Nisa/23) ´

Buna rağmen kişi bunlardan biriyle nikâhlanırsa, o nikâh bâtıldır. Eğer bu nikâhı helâl sayarsa, kâfir olur.

Kadının da babasıyla, dedesiyle, amcasıyla, dayısıyla, oğluyla, oğlunun oğluyla, kızının oğluyla, ana-bababir kardeşiyle, bababir kardeşiyle, anabir kardeşiyle, kızkardeşinin oğluyla, bütün bunların dal­larıyla evlenmesi haramdır.

Evlilik Bağıyla Haram Olanlar Evlilik bağıyla haram olan kadınlar şunlardır:

. 1. Babanın ve dedenin hanımları

Bunlara ´asılların hanımları1 denir. Kişiye, bunlarla evlenmek ebediy­yen haramdır.

Babalarınızın nikahladığı kadınları (üvey annelerinizi) nikahlamayın!

Ancak (İslâm´dan) önce olan (bu tür hatalar affedilmiş) geçmiştir.

Şüphesiz ki o fahiş bir iştir. (Mürüvvet sahipleri katında) buğzedilcn (bir hareket)tir. (Bu işi hoş görenin yolu) ne kötü yoldur!

(Nisa/22)

2. Oğulun hanımı, torunların hanımı

Bunların aşağıya doğru bütün dallarıyla evlenmek ebediyyen haram kılınmıştır.

Sulbünüzden olan öz oğullarınızın (boşanmış veya dul kalmış) kanlarıyla evlenmeniz (size haram kılındı).

(Nisa/23)

´Sulbünüzden olanlar´ ifadesiyle, evlat edinilen çocukların dul kalan hanımları, bu hükümden istisna edilmiştir. Çünkü cahiliyye devrinde Araplar, evlatlıklarının hanımlarını da tıpkı öz oğullarının hanımları gibi haram kabul ederlerdi. İslâm, onların bu inançlarını reddederek, ev­latlıkların dul kılmış eşleriyle evlenmeyi helâl kılmıştır.

Evlatlıklarınızı da oğullarınız yapmamıştır. Bunlar ancak sizin ağızlarınızda (söylediğiniz) sözlerinizdir. Allah hakkı söyler ve O doğru yola hidayet eder.

(Ahzab/4)

Zeyd o kadından ilişkisini kesince, biz onu sana eş olarak verdik ki evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri kadınlar, mü´minlerin üzerine günah olmasın.

(Ahzab/37)

´ 3- Kayınvalide ile evlenmek caiz değildir. .

Hanımlarınızın anneleri (size haram kılınmıştır). (Nisa/23)

Kayınvalide gibi, hanımının kadınlardan olan asıllarıyla evlenmek de haram kılınmıştır. Bunlara, cinsî münasebet olmasa dahi nikâh haramdır. Eğer bunlardan herhangibiriyle nikâh akdedilirse, o nikâh bâtıldır. Bunlarla nikâhlanmanın helâl olduğunu söyleyen kişi kâfir olur.

4. Kişinin üvey kızlarıyla evlenmesi haramdır.

. ´Fakat bu, mücerred akidle haram olmaz, ancak annesiyle münase­bette bulunduğu takdirde haram olur; yani annesini nikahlayıp da cinsî münasebette bulunmadan boşarsa, kişi onun kızıyla evlenebilir.

Kendileriyle cinsî münasebette bulunduğunuz hanımlarınızdan olan ve himayenizde bulunan üvey kızlarınızda evlenmeniz haramdır). Eğer üvey kızların anneleriyle (nikâh akdi yapıldıktan sonra) cinsî münasebette bulunmamış iseniz, (o üvey kızlarla, anneleri öldüğü veya boşandığı takdirde evlenmenizde herhangibir) beis yoktur. (Nisa/23)

Kişinin üvey kızıyla evlenmesinin haram olmasının nedeni, evinde olması değildir. Annesiyle cinsî münasebette bulunduktan sonra, ister evinde, ister başka yerde bulunsun, üvey kızıyla evlenmesi haramdır. Avette geçen bu kaydın zikredilmesi, umumi bir durumun ifadesidir. Tabii kızın da üvey babasıyla evlenmesi haramdır.

Süt Nedeniyle Haram Olanlar

Süt nedeniyle yedi sınıf ile evlenmek haram olur. Kur´an-ı Kerîm bunlardan ikisini zikrederken, diğerlerini Sünnet zikretmiştir:

1. Süt anne, süt annenin annesi ve dalları

, Bunların hiçbiriyle evlenmek caiz değildir.

2. Süt kızkardeş –

İkisinin aynı anneden emmiş olması yeterlidir. Eğer kız, erkeğin an­nesinden emmişse, o erkeğe ve o erkeğin tüm kardeşlerine haram olur. Eğer erkek, kızın annesinden emmişse, o kız ve onun diğer kizkardeşleri o erkeğe haram olur, ancak o kız ve onun kizkardeşleri o erkeğin kardeşlerine helâl olur. Çünkü o kız, o erkeğin annesinin sütünü em-memiştir, kizkardeşleri de içmemişlerdir.

Size süt veren anneleriniz, sütten ötürü kizkardeşleriniz (size haram kılınmıştır).

(Nisa/23)

3. Süt kızkardeşin kızı

4. Süt kardeşin kızı

5. Babası ile aynı kadından süt emen; süt hala

6. Annesi ile aynı kadından süt emen; süt teyze

7. Hanımından süt emen kız

Çünkü bu durumda olanlar baba-kız hükmündedir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Doğmak ve doğurmaktan dolayı haram olan şeyler, sütten dolayı da haram- olur.[18]

İbn Abbas´tan şöyle rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber´in, Hamza´nın kızı ile evlenmesi istenildi de Peygamber ´O bana helâl olmaz. Çünkü o, benim süt kardeşimin kızıdır. Rahimden haram olan, sütten de haram olur´ buyurdu”.[19]

Buna göre kadına da süt babası, süt oğlu, süt kardeşi ve süt karde­şinin oğluyla evlenmek haram olur.

Süt Nedeniyle Haram Olanlar Evlilikle de Haram Olur

1. Sü´t annenin annesi de haramdır.

2. Hanımı başkasının hanımı iken ondan süt emen kız da haramdır.

3. Kişinin babasının başka hanımından olan süt kızkardeşle evlen­mesi haramdır.

4. Kişinin, hanımından emen çocuğun hanımıyla evlenmesi de ha­ramdır.

.

Geçici Haramlık

Geçici (=muvakkat) haramlık, evlenilmesi geçici olarak haram olan kadınlar içindir. Bu haramhk belli şartlara bağlıdır. Bu şartlar ortadan kalktığında hürmet (haramlık) ortadan kalkar. Ancak bağlı bulunduğu şart ortadan kalkmadan nikâh akdi yapılırsa, o nikâh bâtıldır. Geçici olarak haram olan kadınlar şunlardır:

1. İki kızkardeşi bir araya gotürmek.

Bunlar ister soy bakımından kardeş olsun, isterse süt bakımından hüküm değişmez. Ayrıca bunları ayrı zamanlarda veya aynı zamanda ni­kahlamak da haramdır. İki kızkardeş aymanda nikâhlanırsa, iki nikâh da bâtıl olur. Eğer ayrı ayrı zamanlarda nikâhlanırlarsa öncekiyle yapılan ni­kâh sahih, sonraki bâtıldır. Ancak kızkardeşin birini boşadiğında veya öldüğünde diğeriyle evlenebilir.

(Ey mü´minler!) Sizlere (şu kadınları nikahlamak) haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kızkardeşlerinizin kızları, size süt veren anne­leriniz, sütten ötürü kızkardeşleriniz, hanımlarınızın anneleri, kendi­leriyle cinsî münasebette bulunduğunuz hanımlarınızdan olan ve himayenizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer üvey kızların anneleriyle cinsî ilişki kurmamış iseniz, (o üvey kızlarla anneleri öldüğü veya boşandığı-takdirde evlenmenizde herhangibir) beis yoktur. Sulbü-1 nüzden olan öz oğullarınızın (boşanmış veya dul kalmış) kanlarıyla evlenmeniz ve iki kızkardeşi birlikte nikahlamanız da (size haram kılındı). Ancak cahiliyyet devrinde geçen (bu haram evlenmeler) affedilmiştir. Şüphesiz ki Allah affedicidir, merhamet edicidir.

(Nisa/23)

2. Bir kadını halasıyla veya teyzesiyîe birlikte nikahlamak haramdır. Ayrıca kadını, oğlunun kızıyla veya kızının kızıyla da birlikte nikahlamak haramdır.

Fakihler bu hususu ´Biri erkek, diğeri kadın olsalardı, evlenmeleri caiz olmayacak olan iki kadım bir arada nikahlamak haramdır´ kaidesiyle belirtmişlerdir. Bu kaide, bizim söylediğimiz herşeyi ifade etmektedir.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Bir kadınla halası ve keza bir kadınla teyzesi, bir kimsenin nikâhı altında toplanamaz.[20]

Bu Kadınlarla Evlenmenin Haram Kılınmasının Hikmeti

Sözkonusu kadınların, bir kişinin nikâhı altında bulundurulmasının haram kılınmasındaki hikmet şudur: Bu tür bir akid, akrabalık bağlanna zarar verir, akrabalar arasında buğz´a sebep olur.

Hz. Peygamber, bir kadının halası ile birlikte aynı adamın nikâhı altında bulundurulmasını yasaklayarak şöyle buyurmuştur:

Siz bunu yaptığınız takdirde sıla-yı rahmi kesmiş olursunuz.[21]

Isa b. Talha´dan şöyle rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber, sıla-yı rahmin kesilmesinden korkarak bir kadının akrabasıyla birlikte bir erkeğin nikâhı altında bulunmasını yasakladı”.[22]

, Ancak hanımı öldüğünde veya boşandığında, onun akrabalarından biriyle evlenmek helâl olur.

Dörtten Fazla Kadını Nikahlamak Haramdır

Dört kadından fazlasıyla evlenmek haramdır. Ancak evli olduğu dört kadından birini boşarsa veya biri ölürse, onun yerine bir tane daha alabilir.

Hoşunuza giden (başka) kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz.

(Nisa/3)

Kays b. Haris şöyle rivayet etmiştir: “Benim sekiz hanımım varken müslüman oldum. Durumu Hz. Peygamber´e arzedince, ´Onlardan dört tanesini seç´ buyurdu”.[23]

Müşrik Bir Kadınla Evlenmek Haramdır

Semavî bir kitaba sahip olmayan (müşrik) kadınlarla, onlar müslüman oluncaya kadar evlenmek haramdır.

Müşrik kadınlarla -o kadınlar iman edinceye kadar- evlenmeyin! Muhakkak ki mü´min bir cariye, hoşunuza gitmiş olsa bile müşrik bir kadından daha hayırlıdır. .

(Bakara/221) İki Uyan

I. Müslüman bir kadının, müslüman olmayan bir erkekle evlenmesi caiz değildir.

Erkeğin dini ne olursa olsun, müslüman bir kadın onunla evlenemez. Zira erkeğin hanımı üzerinde velayeti vardır. Bir kâfir, bir müslüman üzerine velayet sahibi olamaz. Ayrıca kâfir olan erkek, hanımının dinini ifsad edebilir.

Allah elbette kâfirler için mü´minlerin aleyhine bir yol kılmayacaktır. (Nisa/141)

Müşrik erkeklerle -onlar iman edinceye kadar- (mü´min kadınları) evlendirmeyin! Muhakkak ki mü´min bir köle, hoşunuza gitmiş olsa bile müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Çünkü onlar (müşrikler) sizi ateşe çağırırlarken, Allah ise kendi iradesiyle (sizleri) cennet ve mağfirete çağırır. İnsanlar öğüt alsınlar diye onlara ayetlerini beyan etmektedir.

(Bakara/221)

Kâfir müslüman olduktan sonra, müslüman bir kadın onunla evle­nebilir. Eğer müslüman olmadan nikâh akdi yapılırsa, akid bâtıldır. Bu durumda müslüman kadın, o kâfirden ayrılır. Eğer cinsî münasebette bu­lunurlarsa, zina sayılır.

II. Müslüman bir erkeğin ehl-i kitab (hristiyan ve yahudi) bir kadınla evlenmesi caizdir.

Çünkü bu evlilik, o kadının müslüman olmasına sebep olabilir, hatta ailesinin bile müslüman olmasına sebep olabilir. Müslüman erkeğin, ehl-i kitab olan hanımına, müslüman olması için baskı yapması caiz değildir. Onun ibadetlerini, istediği gibi yapmasına mâni olmaya hakkı yoktur.

Bugün tayyibler (temiz ve pak nimetler) size helâl kılındı. Kendi­lerine kitab verilenlerin yiyeceği size helâl kılındığı gibi, sizin yiyece­ğiniz de onlara helâldir. Mü´minlerden hür ve iffetli kadınlarla, siz­den önce kendilerine kitab verilenlerden (hristiyanlardan ve yahu-dilerden) hür ve iffetli kadınlarla, zina yapmamış ve gizli dostlar edinmemiş olduğunuz halde mehirlerini vermek suretiyle (evlen­meniz) size helâl kılındı. . (Mâide/5)

Evli Olan Kadınlarla Nikâh Akdi Yapmak Haramdır

Evli kadınlarla nikâh akdi yapmak caiz değildir. Bu kadın kocası ölünceye veya boşanıncaya kadar onun ismetindedir. Ancak kocası öl­dükten veya boşandıktan, iddeti de bittikten sonra başka birisiyle evlen­mesi caiz olur.

Nikâhlı kadınlarla (evlenmeniz) de (size haram kılındı). (Nisa/24)

İddet Bekleyen Kadınlarla Evlenmek Haramdır

Bir kadın, ister boşanma iddeti, ister ölüm iddeti beklesin, iddeti bit­meden onunla evlenmek caiz değildir.

Müddeti (iddet bekleme süresi) sona erinceye kadar (kadınlarla) ni­kâh akdi yapmaya kalkışmayın. (Bakara/235)

Üç Talakla Boşanmış Kadın

Üç talakla boşanan bir kadın ilk kocasına, ancak kendisi ikinci bir koca ile şer´î bir şekilde evlendikten, ikinci koca tarafından rneşrû bir şekilde boşandıktan ve iddetini de tamamladıktan sonra tekrar varabilir.

Eğer (kocası üçüncü defa) yine boşarsa, ondan sonra kadın başka birisiyle (meşru bir şekilde) evlenmedikçe (ve ikinci koca tarafından da boşanıp iddetini tamamlamadıkça) birinci kocasına helâl olmaz. Eğer (yeni kocası) onu boşarsa, Allah´ın, sınırlarını gözeteceklerine inanıyorlarsa, tekrar birbirlerine varmalarında onlara herhangi bir gü­nah yoktur. Bunlar, bilen kimseler için Allah´ın açıklamış olduğu sınırlarıdır. (Bakara/230)

Hz. Aişe şöyle rivayet etmiştir: “Rifaa´nın karısı Peygamber´e geldi ve ´Ben Rifaa´nın yanında idim. Rifaa beni boşadı ve (üç talak ile) boşamayı kat´ileştirdi. Sonra ben de Abdurrahman b. Zübeyr ile evlendim. Fakat Abdurrahman´in erkeklik aleti şu elbise saçağı gibi (gevşek)tir* dedi. Rasûlullah tebessüm edip ´Sen tekrar eski kocan Rifaa´ya mı dönmek isti­yorsun Hayır, sen ikinci kocan Abdurrahman´in balçığından, o da senin balcığınc´an tatmadıkça bu olmaz´ buyurdu”.[24]

Hadîsin metninde geçen febette kelimesi testi demektir. Bu, kesin olarak boşamayı ifade eder. Elbisenin saçağı gibi ibaresi, cinsel kudretin yokluğundan kinayedir. Balçığından tatmadıkça ibaresi ise cinsî münase­bet zevkinden kinayedir.

Taaddüd-ü Zevcatın Hükmü, Meşruiyetinin Hikmeti Taaddüd-ü Zevcat (=çok evlilik) mubahtır.

Eğer yetim (kiz)lar(la evlendiğiniz takdirde onlar)a haksızlık yapmak­tan korkarsanız, hoşunuza giden (başka) kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. (Nisa/3)

Fakat bazen taaddüd-ü zevcat rnendub, bazen mekruh, bazen de haram olur. Bu hüküm, birden fazla evlenmek isteyen kişinin durumuna göre değişir.

A. Kişinin zevcesi onu iffetli kılmaya yeterli olmaz da ikinci bir kadına ihtiyaç duyarsa veya hanımı hasta ise veya çocuk doğurmuyorsa kocası da çocuk istiyorsa, bu durumda kişinin birden fazla evlenmesi mendub olur. Çünkü burada meşru bir maslahat bulunmaktadır. Sahabîlerin çoğu, birden fazla kadınla evlenmiştir.

B. Birden fazla kadınla evlenmek ihtiyaçtan değil de daha fazla zevk içinse veya kişi birden fazla kadın arasında adaletli davranama-yacaksa, bu durumda birden fazla evlenmek mekruh olur.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Sana kuşku veren şeyi bırak, kuşku vermeyen şeyi al![25]

C. Birden fazla kadınla evlendiği takdirde aralarında adalet yapama­yacağından eminse veya fakir veya zayıf ise, bu durumda birden fazla kadın almak kişiye haram olur; zira burada başkasına zarar vermek söz-konusudur. Oysa Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Ne başkasına zarar vermek, ne de zarara uğramak vardır.[26]

Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında, (sevgide) adalet yapmaya güç yetiremezsiniz.

(Nisa/129)

Yani kalbinize hükmedip muhabbette eşit davranmanız gücünüzün dışında birşeydir. Ancak bu durum, zulme sebep olmamalıdır. .

Eğer (birden fazla olan) kadınlar arasında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız, bir tanesiyle veya sağ ellerinizin mâlik oldukları 1 (cariyeier)le yetinin! Doğru yoldan sapmamanız için nakikate en yakın olanı budur.

(Nisa/3)

Şu da bilinmelidir ki ikinci veya üçüncü bir kadınla nikâh yapılırsa bu akid sahih olur. Ancak kişi o akdin; muaşeret, mehir, nafaka ve ben­zeri vaciblerini yerine getirmek zorundadır. Kişinin kadına ihtiyacı olmasa da, zevk için fazla evlense de bu akid sahihtir. Hatta birden fazla evlenmek o kişiye fakirlik, zayıflık gibi birtakım sebeplerden ötürü haram olsa bile, bu, nikâhı bâtıl kılmaz. Ancak o kişi günahkâr olur.

Zevceler Arasında Adaleti Gözetmek

İslâm´ın kişiye farz kıldığı adalet; nafaka, mesken, geceleme, zevcele­rin haklarını yerine getirmek gibi hususlardaki adalettir. Kalbin birine diğerinden daha fazla muhabbet duyması ise adaletsizlik değildir. Bu, kadınlar arasında gözetilmesi gereken adaletin kapsamına girmez. Çünkü hiç kimse sevgi hususunda kalbine hükmedemez. Şu ayet de bu hususa işaret etmektedir:

Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında (sevgide) adalet yapmaya güç yetiremezsiniz. (Nisa/129)

Yani ne kadar isteseniz de kalbinize hükmedip zevceler arasında eşit bir şekilde muhabbet göstermeye gücünüz yetmez. Ancak bu meyliniz, sizi diğer kadına zulmetmeye itmemelidir.

Fakat nafaka, mesken, geceleme ve muaşerette adaleti gözetmek mümkündür. Birçok insan buna muvaffak olabilir. Hz. Peygambe.” bu hususta şöyle buyurmuştur:

Allahım! Benim sahip olduğum yerde taksimata riayetim budur. Ancak senin gücünün yeteceği, benim gücümün yetmeyeceği şeylerde beni kınama![27]

Bu sevgi, kalbin meyline bağlı olan birşeydir. Hz. Peygamber, Hz. Aişe´yi diğer hanımlarından daha fazla severdi.

Taaddüd-ü Zevcat´ın Meşruiyetinin Hikmeti

İslâm, çok evliliği (^poligami) mubah kılmıştır. Çünkü birden fazla evlenmenin toplumun ıslahı açısından birtakım faydalan vardır. Bunları, ancak basiret erbabı idrak edebilir. Bunların bir kısmını . şöyle sıralayabiliriz:

A. Birden fazla evlenmenin mubah kıhnmasmdaki sebeplerden biri, tek kadın ile yetinemeyen kimselerin iffetlerini korumaktır. Çünkü bu me­yil, fıtrî birşeydir. Bu durumdaki kişilerin ikinci, üçüncü ve dördüncü bir kadın almalarına izin vermek, hem fertler, hem de toplum için daha ya­rarlıdır.

B. İslâm, şehvetine sahip olamayan kimselerin kadınların peşinden koşmalarına, gizli dost tutmalarına mâni olmak için birden fazla evliliği mubah kılmıştır. Çünkü buna izin verilmediği takdirde kadınlar, hak­larından mahrum edilmiş, nesebler karışmış, çocuklar baba şefkatinden mahrum kalmış olur. Oysa hakları ve şerefleri korunmuş olduğu halde ikinci zevce olmak, kocasız yaşamaktan veya başkasının metresi olmak­tan bin defa daha hayırlıdır. Çünkü metres olmak şekavet ve zillettir. Bu bakımdan İslâm´ın birden fazla evlenmeyi mubah kılmasının amacı, erkeği zinadan, kadını metres olmaktan ve birtakım çirkin hareketlere mâ­ruz kalmaktan, ümitsizlik ve şekavetten, toplumu da ahlâksızlıktan ve başıboşluktan korumaktır.

Taaddüd-ü Zevcat´ı Mubah Kılan Sebepler

Taaddüd-ü zevcat´ın meşru kılınmasının hikmeti apaçık ortadadır. Bunun mubah kılınmasını gerektiren birtakım nedenler bulunmaktadır:

1. Karısı hasta olan ve kadına ihtiyacı olan bir kişinin, zina edip di­nini, malını, sıhhatini tehlikeye atması mı veya zina etmemek için nefsine zulmetmesi mi yoksa meşru bir şekilde mehir ve nafakasını vererek ikinci bir kadınla evlenmesi mi daha iyidir Hiç şüphesiz bu üçüncü durum hem kişiler, hem de toplum için daha iyi, daha faydalı ve daha temizdir.

2. Bugün savaşlar artmış,´ hayatın bir parçası olmuşlardır âdeta. Savaşlar nedeniyle erkekler eksilmektedirler veya çeşitli yaralar nedeniyle çirkinleşmiş, sakat kalmış, çalışamaz ve evlilik yapamaz duruma gelmişlerdir. Kadınların sayısı ise erkeklerin sayısından çok fazladır. Bu durumda erkeklerin tek kadınla evlenmesi binlerce kadının erkeğin koru­yuculuğundan mahrum kalması, yaşlanan kadınların kendilerine bakacak çocuktan mahrum kalmaları, kadınların metres hayatı veya fahişelik yap­maları daha mı iyi Oysa bu kadınların meşru bir şekilde bir erkeğin ikinci, üçüncü veya dördüncü karısı olmaları daha iyi değil mi Böyle durumlarda ´taaddüd-ü zevcat zaruri ve insanî birşeydir, mürüvvet ve gayret bunu gerektirir´ dersek, hakka ve mantığa zulmetmiş olur muyuz

´Hz. Peygamber´in birden fazla evlenmesi insanî ve şerefli birşeydir´ dersek, vakıaya muhalefet etmiş sayılmayız. Çünkü o kadınların bazıları ailelerini terkederek hicret ettiler veya kocaları şehid olduğu için yalnız kaldılar veya kocalarından boşandıkları için çoluk-çocuklarıyla muhtaç duruma düştüler. Onların bu durumlarına vâkıf olan Hz. Peygamber,. on­larla evlenerek hayırlı bir koruyucu oldu. Ayrıca onları mü´minlerin an­nesi olma şerefine ve peygamberlerin efendisinin hayat arkadaşı olma mertebesine yükseltti.

Hristiyan Avrupa taaddüd-ü zevcat´ı yasaklamakla ne elde etti Aileye hıyanet etmekten veya nefse azap etmekten başka ne elde edebilirdi ki

3. Sevdiği bir kadınla evli olduğu halde çocuk doğuramayan o kadını boşamak mı veya erkeğe ikinci bir kadınla evlenme izni vermeye­rek onu çocuksuz ve mahzun bırakmak mı daha iyidir Yoksa o erkeğe ikinci bir kadınla evlenme izni vermek, birinci hanıma da zulüm edilme­mesini emretmek mi daha iyidir

4. Taaddüd-ü zevcat´tan mahrum bırakılan toplumlarda fesad daha fazladır. O toplumlarda aileye ihanet artmış, gizli dost edinmeler çoğalmıştır. Durum öyle bir hale gelmiş ki akıllı insanlar feryad ederek ta-addüd-ü zevcat´ın serbest bırakılmasını istiyorlar. Çünkü taaddüd-ü zev-cat, toplumsal ve ahlâkî hayatlarını mahveden kural ve kanunlarından daha uygun ve yararlıdır.

Bir Uyarı

Taaddüd-ü zevcat´ın mahiyetini bilmeyen bazı cahillerin yaptığı şeyler, İslâm´ın hüküm ve hikmetine nakısa teşkil etmezler. Bu cahillerin ahmaklıklarının mesuliyetini İslâm yüklenemez. Çünkü İslâm, taadddüd-ü zevcat´ı kötü muamele yapma aracı olması için mubah kılmamıştır. Onu toplumun korunması, ferdin gözetilmesi, rezaletlerin ortadan kaldırılması için mubah kılmıştır. Evet bütün bu nedenlerden ötürü ve şer´î şartlarla beraber taaddüd-ü zevcat´ı mubah kılmıştır; onu ahlâkî ve hukukî hükümlerle koruma altına almıştır. Bu bakımdan İslâm, insanların tüm ihtiyaçlarını içinde bulunduran bir laboratuara benzer. Her fert kendi ihtiyacına ve hastalığına uygun olan şeyi ondan alır. Biri çıkıp da ´Bu laboratuarın önemi azdır, içindekiler tüm fertlerin ihtiyacını karşıla­maya yetmiyor´ diyerek onu küçümsemeye kalkışırsa, bu mâkul olmaz. Yine o laboratuarın içindeki her ilacı herkese; ihtiyacı olmayanlara da mubah kılsak bu da mâkul olmaz.

Taaddüd-ü zevcat, İslâm düşmanlarının hoşuna gitmiyor diye, on­ların bozulmuş mizaçlarına uymuyor diye, şehvetlerine ters düşüyor diye, onu tenkid etmeye hakkımız yoktur. Onlar kendi ülkeleriyle birlikte yok olsunlar. Çünkü Allah onları ilahî hükmünün kapsamına almıştır.

Evliliğin Mukaddimeleri

Ailenin saadeti, çocukların iyi yetişmesi, evlilik hayatının sürekli ol­ması, eşlerin doğru seçim yapmalarına bağlıdır. Eşler birbirini seçerken geçici heveslere, geçici maslahatlara iltifat etmemelidirler. Saadet, ancak kalıcı esaslar üzerine bina edilirse mümkün olabilir. Evlilik ciddi bir iştir, birçok zorlukları ve yükümlülükleri vardır. Bu nedenle nikâh akdinden önce yapılması gereken birtakım vecibeler bulunmaktadır;

1. Eşlerde bulunması gereken birtakım özelliklerin, onlarda bulunup bulunmadığını araştırmak.

2. Adayların birbirlerini görmeleri gerekir.

3- Hitbe (istemek).

Evlenmeye Aday Olan Erkek ve Kadında Bulunması Uygun Olan Özellikleri Araştırmak

İslâm, evlenmeye aday olan erkek ye kadında bulunması gereken birtakım özelliklerin araştırılmasını istemiştir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

a. Dindar ve güzel ahlâklı olmak.

Bu lıususta Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz bir kişi siz(in aileniz)den bir kadına talip olursa onu evlendirin (talip olduğu kadını ona verin)! Şayet yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve fesad olur.[28]

Kadın dört meziyeti için nikâh olunur: Malı için, soyu-için, güzelliği için, dindarlığı için. Sen (bunlardan) dindar olanı ele geçirmeye bak, (böyle yapmazsan) fakirliğe düşersin.[29]

Hadîs metninde geçen terebet yedâke ibaresi ´fakirliğe düşmek´ an­lamındadır. Bu ibare, Araplar tarafından darb-ı mesel olarak kullanılır. Hadîste geçen din ve ahlâk´tan maksat ise ibadetleri yapmak, salih amel­ler işlemek, haramlardan uzak durmak ve kadının haklarını yerine getir­mektir.

Dindar ve Ahlâklı Kadının, Diğer Kadınlara Üstün Tutulmasının Hikmeti

Din, zaman geçtikte kuvvetlenir, ahlâk ile din birbirini takip edip ta­mamlar, hayat tecrübesiyle beraber dosdoğru giderler. Bu bakımdan ev­lenecek erkek ve kadının, birbirlerinde ahlâk ve dindarlık vasıflarını ara­maları, onların sevgi ve muhabbetlerinin devamlılığı için teminattır.

Bunlardan çıkan sonuca göre, insan soy-sop´tan ötürü bir kadını veya erkeği tercih etmekten kaçınmalıdır. Eğer bir kızda veya bir erkekte dindarlık vasfı bulunursa, bu haslet tek başına diğer meziyetlerden daha üstündür. Ancak tüm meziyetler aynı kişide toplanırsa, bu, nûr üzerine nûr olur.

Eşlerin Soyları

n mânâsı, kişinin aslının güzel olmasıdır. Yukarıda naklettiğimiz hadîste ´kadının meziyetlerinden biri de soylu olmasıdır´ ibaresi geçmişti.

Kadında soy arandığı gibi, erkekte de aranmalıdır. Çünkü evlilik ha­yatının sürekli olmasını sağlayan etkenlerden biri de soydur. Soy, güzel geçinmeye yol açar. Soylu kimse, sevdiğinde keremli olur, nefret ettiğinde ise zulmetmez.

Eşler Arasında Çok Yakın Bir Akrabalık Olmamalıdır

İmam Şafii, en yakın akrabalarla evlenilmemesini tavsiye etmiştir. Zenzanî İmam Şafii´nin bu kavlini şöyle açıklamaktadır: ´Bunun sebebi, kabilelerin evlilik yoluyla birleşip yardımlaşmalarına yol açmaktır. Çünkü akrabalar arasında evlilik olmasa da onlar birbirlerine yardım ederler´.

Nitekim şöyle bir rivayet vardır: ´Çok yakın akrabalarla evlenmeyin; zira çocuk zayıf doğar´. Bunun nedeni, yakın akrabaların birbirlerine olan şehvetlerinin -yabancılara oranla- zayıf olmasıdır.1

Hz. Peygamber´in kızını Hz. Ali´ye vermesi, bu hükmün yanlışlığını göstermez. Hz. Peygamber, bunun caiz olduğunu belirtmek için böyle yapmıştır. Üstelik Hz. Ali ile Hz. Fatıma arasında çok yakın bir akrabalık yoktur. Çünkü Hz. Fatıma, Hz. Ali´nin amcasının oğlu olan Hz. Muhammed´in kızıdır.

Erkek ve Kadının Birbirine Denk Olması (-Kefâet)

Buradaki denklik (=kefâet)ten maksat, erkekle kadının birçok yönden birbirlerine benzemeleridir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

A. Din ve salahta denk olmak.

Fasık bir erkek, saliha bir kadına denk değildir.

Şİrbinî, bunu Nevevî´nin Minhac adlı eserine yazdığı şerhte zikretmiş ve fakat İbn Salah bu hadîsin mutemed bir aslına ra-dayamadığını söylemiştir. (İbn Esir, en-Nihaye fi

Garib´il-Hadîs ve´1-Eser) öyle ise mü´min olan kimse, fasık olan kimse gibi midir Elbette bunlar eşit olamazlar. (Secde/18)

B. İşleri denk olmalıdır.

Süpürgecilik, haccamlık, çobanlık, hamam işçiliği gibi çirkin bir işte çalışan kimse, âlim, fazıl, tacir bir kimsenin kızına denk değildir.

C. Nikâhın feshedilmesinde sebep olan yapılardan uzak olmak.

Eğer bir kişide delilik, alaca hastalığı varsa, sağlıklı bir kadına denk olamaz. Evlilikteki denklik, kadın ve kadının velileri açısındandır. Kadınla erkeğin denk olması, nikâhın sıhhatinin şartlarından değildir, fakat kadından ve kadının velilerinden ayıbı defetmek için aranan bir husustur. Ayrıca çiftler arasındaki hayatın sağlam ve sürekli olmasının da teminatıdır.

Eşlerin hayat tarzları ve maddî durumları birbirine yakın olmalıdır ki evlilikleri kalıcı olabilsin. Eşlerden biri diğerini eski alışkanlıklarını terket-meye veya değiştirmeye zorlayamaz.

. Kadın veya kadının vel;´eri, denk olma hakkını düşürebilir. Kadının velisi, kadının da rızasını alarak onu, dengi olmayan bir erkekle evlendi-rirse, nikâh sahih olur. Çünkü denklik kadının ve kadının velilerinin hakkıdır. Onlar bu haklarından vazgeçerlerse, hiç kimse müdahale ede­mez. Hz. Peygamber, sözüyle evlilikte denkliği gözetmeyi tavsiye etmiştir:

Nutfeleriniz (menileriniz) için hayırlı birini seçin. Kızlarınızı dengi olanlara verin, oğullarınıza da dengi olan kızlar alın.[30]

Bakire Bir Kadınla Evlenmek

Bakirelik, daha önce başından evlilik geçmemiş kaçlının sıfatıdır. Hz. Peygamber, bakire bir kadının tercih edilmesini tavsiye etmekte ve bunun nedenini şöyle açıklamaktadır:

Bakire kızlarla evlenin. Çünkü onların ağızları daha tatlı, rahimleri daha verimlidir ve onlar daha kanaatkardırlar.[31]

Hadîsteki ´ağızları daha tatlı´ ibaresi, onların yumuşak ve güzel konuşmalarından, dillerine hâkim olmalarından, kocalarına karşı kaba davranmamalarından kinayedir. Çünkü bu hasletler, kan-koca arasındaki mutluluğun teminatıdır.

Cabir b. Abdullah şöyle rivayet etmiştir: “(Babam) Abdullah öldü. Geriye dokuz (yahut yedi) kız bıraktı. Ben de dul bir kadınla evlendim. Rasûlullah bana ´Ey Cabir! Evlendin mi 1 diye sordu. Ben de ´Evet, ev­lendim´ dedim. Rasûlullah ´Kız mı yoksa dul mu ´ dedi. Ben ´Dul, ey Allah´ın Rasûlü!´ diye cevap verdim. Hz. Peygamber ´Kendisiyle oynaşa­cağın ve seninle oynaşacak (yahut güldüreceğin ve seni güldürecek) bir kızla evlenseydin ya ´ buyurdu. Ben de kendisine ´Babam Abdullah (Uhud´da şehîden) öldü. Geriye dokuz (yahut yedi) tane kız bıraktı. Doğrusu ben de bunların arasına kendileri gibi bir kız getirmeyi hoş görmedim de, onların işlerini görecek ve onları terbiye edecek bir kadın­la evlenmeyi (daha) hayırlı buldum´ dedim. Rasûlullah ´Febârekallah leke (=Allah eşini sana mübarek eylesin)!´ buyurdu”.[32]

Erkeğin de bakir olması müstehabdır. Çünkü nefisler, ülfiyet ettikleri kimse ile ünsiyet peydah etmek üzere yaratılmışlardır.

Doğurgan Bir Kadınla Evlenmek

Bir kadının doğurgan olduğu, annesine, teyzesine, halasına ve diğer yakın akrabalarına bakılarak anlaşılır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Sevimli ve doğurgan kadınlarla evlenin. Çünkü kıyamet günü diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övünürüm.[33]

Kendisiyle Evlenilecek Kızı Görmek

İslâm, evlenecek erkeğe, evlenmek istediği kızı görmesini tavsiye etmiştir. Bu hususta kimseden izin alması gerekmez. Burada şeriatın iz­niyle iktifa edilir. Bu şekilde bakmak, amacın tahakkuk etmesine daha uygundur.

Damat adayı, isteyeceği kıza ihtiyaç olduğunda tekrar tekrar bakabi­lir. Çünkü bu, kızı iyice görmesini, evlendikten sonra pişman olmamasını sağlar. Çünkü bir defa görmek genellikle yeterli olmaz.

Bir kadına talip olan Mugire b. Şûbe´ye, Hz, Peygamber şöyle bu­yurmuştur:

O kadını gör! Çünkü görmek, aranızdaki izdivacın başarılı olmasını daha iyi sağlar.[34]

Sehl b. Sa´d şöyle rivayet etmiştir: “Rasûlullah´a bir kadın geldi ve ´Ey Allah´ın Rasûlü! Ben nefsimi (kadınlık kıymetimi mehirsiz olarak) sana hibe etmek için geldim´ dedi. Rasûlullah kadına doğru baktı ve bakışını yükseltip alçalttıktan sonra başını aşağıya indirdi”.[35]

Hadîste geçen ´Ben nefsimi sana hibe etmek için geldim1 sözünden maksat, evlilik işimi sana havale ediyorum, ister mehirsiz olarak beni al, ister münasip gördüğün kişiye nikâhla demektir. Bu söz üzerine Hz. Peygamber ona dikkatlice baktı, sonra başını öne eğdi ve bir daha bak­madı.

Ebu Hüreyre şöyle rivayet etmiştir; “Ben Peygamber´in yanında idim.

– O sırada bir kimse geldi ve Ensar´dan bir kadınla evlenmek istediğini

Peygamber´e haber verdi. Rasûlullah ona ´O kadına baktın mı ´ diye

sordu. O zat ´Hayır bakmadım´ dedi. Rasûlullah ´Öyleyse git ve o kadını

gör. Çünkü Ensar´ın gözlerinde birşey (küçüklük) vardır´ buyurdu”.[36]

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Biriniz bir kadınla evlenmek istiyorsa ona bakmasında bir beis yok­tur. O kadın bundan haberdar olmasa bile ona bakabilirsiniz.[37]

Kendisine talip olunan kadın da talip olan erkeğe bakabilir. Bakmak, evlendikten sonra pişman olmamayı sağlar. Çünkü hem erkek, hem de kadın bu bakmak sayesinde birbirlerinin beğendikleri ve beğenmedikleri yerlerini görebilirler.

Bakmanın Sınırı

Bir kadına talip olan kişi o kadının yüzüne ve ellerine bakabilir. Çünkü bunlar, Allah´ın Kitabı´nda işaret ettiği zînet yerleridir:

.. Ancak bunlardan (zînetlerden) görünmesi zaruri olan (yüz ve eller) müstesna.

(NÛr/31)

Sadece yüz ve ellere bakmakla.yetinmenin sebebi, yüzün güzelliğe, ellerin de bedene delâlet etmesidir. Talip olduğu kadına bakma imkânı olmayan kişi, ona bakıp kendisine tarif edecek bir kadın göndermelidir. Çünkü Hz. Peygamber, evlenmek istediğ- bir kadına bakmak için Ümmü Seleme´yi göndererek, ondan o kadının topuklarına ve bedenindeki koku çıkan yerlerine bakmasını istemiştir.[38]

Bu hadîsten anlaşıldığına göre talip olunan kadına bakmak için bir kadın göndermek, kendisinin bakmasından daha fazla şey öğretir.

Yabancı Bir Erkeğin Kadına Bakmasının Hükmü

Âkil-bâliğ olan kişinin ihtiyar da olsa, cinsî münasebet gücünden yoksun da olsa yabancı bir kadına bakması haramdır. Buluğ çağına yaklaşan için de hüküm böyledir. Yabancı kadının da yaşlı bile olsa, bir erkeğe bakması haramdır. Fitne çıkma ihtimali olmasa dahi böyledir. Mezhebimizin sahjh görüşü budur.

(Ey Rasülüm!) Mü´min erkeklere (ve mü´min kadınlara), gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle.

(NÛr/3O-3D ” .

Ümmü Seleme şöyle rivayet etmiştir: “Meymune ile birlikte Rasülullah´m yanında iken Abdullah b. Ümm-i Mektum gelerek Hz. Peygamber´in yanına girdi. Bu hâdise, bize örtünme emri geldikten sonra idi. Rasûlullah ;Ondan kaçın´ buyurdu. Bunun üzerine ´Ey Allah´ın Rasûlü! O âmâ değil mi Nasıl olsa bizi göremez ve tanıyamaz´ dedim. Hz. Peygamber ´Siz de kör müsünüz, siz onu görmüyor musunuz ´ bu­yurdu”.[39]

Kadına bakmak haram olunca, dokunmak evveliyetle haram olur. Çünkü dokunmak, şehveti harekete geçirme hususunda bakmaktan daha etkilidir. Şehveti kabartmayan kız çocuğuna veya erkek çocuğuna bakmak haram değildir. Ancak onların tenasül organlarına bakmak haramdır.

Mahremlere Bakmak

Erkek, mahremi olan kadınların diz kapaklanyla göbeği arası hariç vücudunun diğer yerlerine bakabilir. Kadın da mahremi olan erkeklerin, diz kapaklarıyla göbek arası hariç diğer yerlerine bakabilir.

Yabancı Kadına Bakmanın Mubah Olması

İhtiyaç olmadığında yabancı bir kadına bakmak veya dokunmak ha­ramdır. Ancak zaruret bulunduğu takdirde bakmak veya dokunmak mu­bahtır. Zikredeceğimiz şu durumlarda yabancı bir kadına veya erkeğe bakmak ve dokunmak mubahtır:

1. Tedavi esnasında

Eğer tedavi için bile bakmak veya dokunmak haram olsaydı, hayat zorlaşırdı. Oysa İslâm, kolaylık dinidir.

Size dinde güçlük kılmadı.

(Hac/78) ´

Bu bakımdan bakılması zaruri olan kısımlara bakmakta bir sakınca yoktur.

Cabir´den şöyle rivayet edilmiştir: “Ümmü Seleme, kan aldırmak hu­susunda Rasûlullah´tan izin istedi. Peygamber de Ebu Taybe adındaki haccama, Ümmü Seleme´ye hacamat yapmasını emretti”.[40]

Zaruret varsa, erkek doktor kadınları tedavi edebiiir. Erkek doktor bulunmadığı takdirde kadın doktor da erkek hastayı tedavi edebilir. Fakat erkek, kadının yanında ancak mahremi varken onu tedavi edebilir. Müslüman bir doktor bulunduğu zaman, başka bir doktora gidilmez.

2. Alışveriş esnasında

Eğer alış-veriş esnasında bakmayı gerektiren birşey olursa kadınlara bakılabilir.

3- Şahitlik esnasında

Şahitlik esnasında erkek kadına, kadın da erkeğe bakabilir. Çünkü kimin kime şahitlik ettiğini bilmek ancak bakmakla mümkün olur.

4. Ders esnasında

, Öğrenilmesi farz olan konularda ders veren erkek, ders verdiği kadına bakabilir. Öğrenilmesi mendub olan konularda da bakabilir. Çünkü burada meşrû bir fayda sözkonusudur. Hitbe (=îstemek)

Hitbe araştırma yapılıp karar verildikten sonra, kadını da gördükten sonra, kadını velisinden istemektir.

İstemenin Helâl ve Haram Olduğu Zamanlar

1. Kadın evli değilse, iddet beklemiyorsa ve diğer şer´î engeller yoksa, ona talip olmak helâldir.

2. Kocasının vefatından veya boşanmadan ötürü iddet bekleyen kadına, açıkça evlenme teklifi yapılmaz. Ancak ima yoluyla teklif yapılabilir.

İddetini bekleyen kadınlara üstükapah bir şekilde evlenme teklif et­menizde veya kalbinizden (onlarla evlenmeyi) geçirmenizde sizin için bir günah yoktur. Allah sizin onları anacağınızı bilir. Sakın on­larla gizlice anlaşmaya çalışmayın! Ancak onlara normal söz söyle­meniz müstesna! İddeti sona erinceye kadar nikâh akdi yapmaya kalkışmayın. Bilin ki Allah şüphesiz içinizde olanı bilir. O halde

ö´ndan sakının ve bilin ki Allah şüphesiz çokça bağışlayandır ve halimdir.

(Bafcara/235)

3. Birinci ve ikinci maddelerde zikrettiğimiz şartların dışında, hiçbir şekilde evlenme teklifi yapılmamalıdır; zira haramdır. Kendisiyle evlenil-mesi ebediyyen haram olan ve kendisiyle evlenilmesi geçici olarak haram olan kadınlara da evlenme teklifi yapmak haramdır. Ric´î talaktan ötürü iddet bekleyen kadına da ister ima yoluyla, ister açıktan olsun, evlenme teklifinde bulunmak haramdır. Çünkü bu kadın henüz . başkasının hanımı hükmündedir; kocası tekrar ona dönme hakkına sahiptir.

Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç hayız süresi beklerler. Eğer Allah´a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah´ın rahimlerinde ya­rattığını gizlemeleri kendilerine helâl değildir. İddet süresi içinde ko­caları, arayı düzeltmek istemeleri durumunda, onları geri almaya daha çok hak sahibidirler. Erkeklerin kadınlar üzerinde (meşrû) hak­lan olduğu gibi, kadınların da onlar üzerinde hakları vardır Ancak erkeklerin kadınlardan bir üstün derecesi vardır. Allah herşeye gücü yeten ve herşeyi yerli yerince yapandır.

(Bakara/228)

Açıktan Evlenme Teklif Etmek

Açıkça evlenme teklif etmek, kesinlik ifade eden bir sözle olur. Meselâ ´Ben seni nikahlamak istiyorum´ veya ´İddetir bitikten sonra se­ninle evlenmek istiyorum1 gibi ifadelerle yapılır.

İma Yoluyla Evlenme Teklifinde Bulunmak

İma yoluyla evlenme teklif etmek, kesinlik ifade etmeyen bir söz ile olur. Meselâ iddet bekleyen bir kadına csen güzelsin´ veya ´seni isteyen çok olur´ veya ´senin benzerin nerede vardır´ gibi ifadelerle yapılır.

Başkasının Evlenme Teklif Ettiği Kadına Evlenme Teklif Etmek

Bir erkeğin evlenme teklif edip de söz kestiği kadına, başka bir erkeğin evlenme teklifinde bulunması haramdır. Bu, ancak söz alan kişi vazgeçtiğini bildirdiğinde olur.

Fakat evleme teklifinde bulunan kişiye kabul veya red cevabı veril-memişse, başka bir kişinin aynı kadına evlenme teklifinde bulunması ni­kâhı bâtıl hâle getiren bir haram değildir. Ancak bu, günahkârlığa sebep olan bir haramdır. Bunun delili şu hadîstir:

Hiç kimse kardeşinin evlenme sözleşmesi üzerine, bir evlenme sözleşmesine kalkışmasın. Ancak o kimsenin kendisine izin vermesi hâli müstesnadır.[41]

Damat ve Gelin Namzedi Olanlar Hakkında Araştırma Yapanlara Doğru Bilgi Vermek

Damat veya gelin namzedi olan kişi hakkında araştırma yapan kişilere, onlann istişare ettiği kişilerin kendi bildikleri şeyleri söylemeleri vacibdir. Böylece pişman olacağı birisiyle evlenmekten kurtulma şansı olur. Ayrıca bu, gıybet sayılmaz, müslümana nasihat sayılır. Eğer o kişinin kusurlarını söylemeden, ondan vazgeçirme İmkânı varsa o kusurlar söylenmez. Meselâ kişiye (bu kişi sana uygun değildir´ gibi sözlerle ikna oluyorsa, kusurlarını söylememek gerekir.

Fatıma binti Kays şöyle rivayet etmiştir: “Hz. Peygamber´e, Ebu Cehm ile Muaviye b. Ebî Süfyan´ın benimle evlenmek istediklerini söyledim, Rasûlullah ´Ebu Cehm, omuzundan asayı indirmeyen bir adamdır. Muaviye ise son derece fakirdir, hiç malı yoktur. Sen Usame b. Zeyd ile evlen´ buyurdu. Ben ondan hoşlanmadım. Sonra Rasûlullah yine ´Usame ile evlen´ buyurdu. Bunun üzerine ben onunla nikahlandım. Allah Teâlâ bu nikâhta bir hayır halketti ve ben de bundan çok memmun kaldım”.[42]

Kadının Velisinin Kadını Salih Kimselere Teklif Etmesi

Kadının velisinin, kadını salih kimselere teklif etmesi sünnettir. Bu Hz. Şuayb´m sünnetidir. Hz. Şuayb kızını Hz. Musa´ya teklif etmiştir; Allah Teâlâ onların kıssasını şöyle hikaye etmiştir:

O kadınlardan (Şuayb´ın kızlarından) biri ´Ey baba! Bunu (Musa´yı çoban olarak) ücretle tut. Çünkü o ücretle tutacağın kimselerin en iyisi ve en emniyetli olanıdır´ dedi. Babalan (Musa´ya) ´Bana kendini sekiz sene kiralaman şartıyla bu iki kızımdan birini sana nikâh etmek istiyorum. Şayet (kendiliğinden) on seneyi tamamlarsan bu da senin (bir iyiliğin) olmuş olur. Ben sana zahmet vermek istemem. İnşâallah beni salih kimselerden bulacaksın´ dedi. (Kasas/26-27)

Ayrıca bu, Hz. Ömer´in fiiline de uymaktır. Hz. Ömer de kızı Hafsa´yı önce Hz. Osman´a, sonra Hz. Ebubekir´e teklif etmiş ve fakat sonunda Hafsa ile Hz. Peygamber evlenmiştir.

Kız îstemenin Sünnetleri

Damat adayının veya vekilinin kız istemeden önce bir hutbe okuması müstehabdır. Bu hutbeye Allah´a hamdederek başlanmalı, Hz. Peygamber´e salât ve selâm okuyarak devam edilmelidir.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Allah´a hamdetmeden başlanan her şanlı iş bereketsizdir.[43]

Daha sonra salah ve takva tavsiye etmeli, sonra da ziyaretinin asıl sebebi olan şeyi ´kerimeniz falanı, filanca için istemeye gel .ik´ diyerek belirtmelidir.

Kızın velisinin de bir hutbe irad etmesi müstehabdır. Hutbeye Allah´a hamdederek başlamalı, Hz. Peygamber´e salât ve selâm okuyarak devam etmelidir. Sonra salah ve takva tavsiye etmeli, sonra da gelen kişilere cevap vermelidir.

Ancak akid´den önce hutbe okumak, kız istemeden önce hutbe okumadan daha efdaldir. Çünkü selef-i salihînin böyle yaptığı nakledilir. Nitekim İbn Mes´ud´dan mevkuf ve merfû olarak şöyle rivayet edilmiştir:

Sizlerden biri bir kız istediği zaman veya bir ihtiyacı oldjğunda şöyle desin: ´Hamd Allah´a mahsustur. O´na hamdediyor, O´ndan yardım talep ediyorum; O´ndan bağışlanmamı diliyorum. Nefsimin şerrinden, amellerimin kötülüğünden Allah´a sığmıyorum. Allah kime hidayet ederse onu saptırcak yoktur, kimi de saptırırsa ona hidayet edecek yoktur. Şehadet ederim ki Allah´tan başka ilah yoktur. O tektir, ortağı yoktur. Şehadet ederim ki Munammed O´nun kulu ve” rasûlüdür.

Ey iman edenler! Allah´tan sakınılması gerektiği gibi sakının ve ancak müslüman olduğunuz halde ölün.

(Âlu İmran/102)

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden pekçok erkek ve kadın yaratıp meydana getiren rabbinizden sakının! Adıyla birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah(ın azabın)dan ve akrabalar(ın haklarını korumamak)tan da sakının. Şüphesiz ki Allah sizin üzerinizde murakabe edicidir. (Nisa/l)

Ey iman edenler! Allah´tan (azabından) sakının ve doğru söz söyle­yin. (Böyle Allah´tan korkar da doğru sözlü olursanız) Allah sizin işlerinizi düzeltir (sizi muvaffak kılar), günahlarınızı da bağışlar. Kim Allah´a ve Rasûlü´ne itaat ederse kesinlikle o büyük bir zafer elde etmiştir.

(Ahzab/70-71)[44]

Akid´den Önce Kadınla Bir Araya Gelmenin Hükmü

İslâm´ın ruhuna uzak olan bazı çevrelerde, nişandan sonra erkek ile kız arasında ihtilat başlamaktadır. Bunun da nişanlıların birbirlerini daha iyi tanımaları için olduğunu söylemektedirler. Oysa bu durumda birbirle­rini gerçek anlamda tanımaları mümkün değildir. Çünkü her iki taraf da birbirlerine iyi görünmek için çaba harcarlar, tabii olarak davranmazlar.

Damat adayı ile gelin adayının nikâh akdinden önce bir araya gelmeleri ve yalnız kalmaları haramdır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuş­tur:

Hiçbir erkek, mahremi yanında olmayan bir kadınla sakın yalnız kalmasın.[45]

Nişanlı olan erkek ve kadın, nikâh akdinden önce birbirlerine ya­bancı sayılırlar. Nişanlı erkek ve kadın nikâhtan önce yalnız kalmamalı ve uluorta görüşmemelidirler. Akıllı bir kız nikâhtan önce nişanlısı ile yalnız kalmasının veya meydanlarda birlikte görünmelerinin, nişan bozulduğu takdirde kendisine ne gibi zorluk ve zararlar getireceğini hesaplar. Çünkü böyle birşey olduğunda o kıza kimse talip olmaz. Nikâh akdi yapıldıktan sonra istedikleri gibi davranabilirler. Çünkü artık kart-koca sayılırlar. Bu dunjmda herhangibir günah veya zarar sözkonusu olmaz.

Nikâh´ın Rükûnlan

Nikâhın rükûnlan beş tanedir: , .

1. Siga (´aldım, verdim´ veya ´eş olarak kabul ettim´ ya da ´koca ola­rak kabul ettim1).

2. Kadın

3. Erkek

4. Veli

5, İki şahit I. Siga

Siga´dan maksat ´Kızımı sana eş olarak verdim´ veya ´Kızımı sana ni­kahladım1 demek, koca adayının da ´Kızını eş olarak aldım´ veya ´Kızını nikahladım´ demesidir. Koca adayının sözünün, kızın velisinin sözünden önce olması evladır Çünkü burada maksadı ifade etmek hususunda tak­dim ve tehir eşittir.

Siga´nın Meşru Kılınmasının Hikmeti

Siga´nın hikmeti şudur: Evlilik akdi, iki tarafın rızasının da gerekli olduğu akidterdendir. Rıza ise gizli birşeydir. Bu nedenle başkaları ona muttali olamaz. Bundan dolayı Şârî, icab ve kabulden meydana gelen siga´yı, iki tarafın nefsindeki rızaya delil olsun diye meşru kılmıştır.

Siga´nın Şartları

Siga´da şu şartların bulunması gerekir:

1. Tezvic, nikâh veya onlardan müştak olan kelimelerle akid yapılmasının şart koşulmasının sebebi, bu lafızların lügat ve şeriat açısından evlenmeye delâlet etmeleridir. Kur´an ve Sünnet´te tezvic ve ni­kâh kelimeleri kullanılmıştır:

Hoşunuza giden (başka) kadınlarla iki, üç ve dörde kadar ni-kâhlanabilirsiniz.

(Nisa/3)

Zeyd o kadından ilişkisini kesince biz onu sana tezvic ettik ki ev­latlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri eşler, mü´minler üzerine bir günah olmasın. (Ahzab/37)

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:

Ey gençler! Sizden kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin.[46]

2. Tezvic veya nikâh kelimesini icabda da, kabulde de kullanmak.

Kızın velisi ´Kızımı sana tezvic ettim´ dese, buna karşılık koca adayı da ´Kabul ettim1 dese, nikâh akdi sahih olmaz. Koca adayı ´Kızını be­nimle tezvic et´ dese, buna karşılık kızın velisi de ´Kabul ettim´ dese yine nikâh akdi sahih oimaz. Nikâh akdinin sahih olması için iki tarafında tız-vic veya nikâh kelimelerini açıkça söylemeleri gerekir.

Arapça´dan Başka Bir Dil ile Nikâh Kıymak

Nikâh akdi, Arabça´dafı başka dillerle de yapılabilir. Arapça´dan başka bir dille de olsa icab ve kabul tahakkuk ederse nikâh akdi sahih olur. Koca adayı ve kadının velisi Arapça bilmeseler dahi mânâ dikkate alınır, tezvic veya nikâh kelimelerini söylemeleri yeterli olur.

Kinaî Lafızlarla Nikâh Akdetmek

Nikâh akdi hangi dille olursa olsun kinaî lafızlarla sahih olmaz. Çünkü kinaî lafızlar, nikâh mânâsına da, başka bir mânâya da gelmesi muhtemel olan lafızlardır. Meselâ ´Sana kızımı helâl kıldım´ veya ´Onu sana hibe eium´ gibi. lafızlar kinaîdir. Kinaî lafızlar niyete muhtaçtır. Niyetin yeri de kalptir. Nikâh akdinin sahih olması için iki şahit olması şarttır. Şahitlerin de kalplerde olana muttali olmadıkları muhakkaktır. Kalplerdekine muttali olmadıkları için de şahitlik etmeleri mümkün değildir. Çünkü kinaî lafızlarla nikâh akdeden kişiler, nikâha da, başka birşeye de niyet etmiş olabilirler.

Yazarak Nikâh Akdetmek

Yazmak suretiyle yapılan nikâh sahih olmaz. Bu bakımdan kadının velisi hazırda olan veya hazırda olmayan bir kişiye ´Kızımı seninle tezvic ettim´ diye yazsa, buna karşılık koca adayı da ´Kızının nikâhını kabul et­tim´ dese akid sahih olmaz. Çünkü yazarak nikâh akdi yapmak, kinaî lafızlarla nikâh yapmak gibidir. Bunun da sahih olmadığını belirtmiştik.

Dilsizin İşaretiyle Nikâh Akdetmek

Dilsizin işaretleriyle nikâh sahih olur. Çünkü bu işaretler´ sarih lafızların yerine geçer. Eğer dilsizin işaretlerini ancak zekî insanlar anlayabiliyorsa, o işaretlerle nikâh akdi sahih olmaz. Çünkü bu tür işaretler kinaî lâfızlar hükmündedir.

3. İcab ve kabul peşpese olmalıdır.

Siga´nın şartlarından biri de velinin İcabı İle koca adayının kabulünün peşpeşe olmasıdır. Eğer kadının velisi ´Kızımı seninle tezvic ettim´ dese, koca adayı da uzun bir sükuttan sonra ´Onun tezvicinî kabul ettim´ dese, akid sahih olmaz. Çünkü icab ile kabul arasında uzun bir fasıla olmuştur. Bu da bu müddet zarfında velinin kızını evlendirmekten vazgeçmiş olabileceği düşüncesini muhtemel hale getirir. Ancak nefes almaktan veya aksırmaktan ötürü meydana gelen az bir sükut, akdin sıhhatine zarar vermez.

4. Akdi yapanların ehliyetinin, akid tamamlanıncaya kadar baki kalması gerekir.

Eğer kadının velisi ´Sana kızımı tezvic ettim´ dese, koca adayı ´kabul ettim´ demeden cinnet getirse veya bayılsa, bu durumda nikâh sahih ol­maz. Yine koca adayı ´kızını benimle evlendir´ dedikten sonra kızın velisi ´seninle evlendirdim´ demeden bayılsa, icab bâtıl olur, akid de sahih ol­maz. Kabul var olsa dahi hüküm değişmez. Çünkü akid tamamlanmadan önce, taraflardan birinin ehliyeti ortadan kalkmıştır.

5. Siga kesinlik ifade etmelidir.

Akid, istikbale veya herhangibir şarta bağlanırsa sahih olmaz. Eğer kadının velisi ´Ramazan ayı geldiğinde kızımı seninle evlendirdim´ dese, koca adayı da ´Onunla evlendim, zevce olarak kabul ettim´ dese, bu akid sahih olmaz. Veya kadının velisi ´Kızım imtihanı kazanırsa onu seninle evlendirdim´ dese, koca adayı da ´Onunla evlenmeyi kabul ettim´ dese, nikâh yine sahih olmaz. Çünkü akid de kesinlik yoktur. Akdi birtakım şartlara bağlamak da aynen böyledir. , .

6. Siga mutlak olmalıdır.

Nikâh akdini belli bir vakte bağlamak sahih olmaz. Meselâ ´Bir aylık nikâh´ veya ´Bir senelik nikâh´ veya ´Falan adam gelinceye kadar nikâh1 sahih olmaz. Kızın velisi ´Kızımı sana bir ay için nikahladım´ veya ´bir sene için´ veya ´falan adam gelinceye kadar nikahladım´ dese, koca . adayı da ´Onunla evlenmeyi kabul ettim´ dese, akid sahih olmaz, bunların tümü fasiddir. Çünkü bu, haram kılınan muta nikâhıdır.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Ey insanlar! Ben, kadınlarla muvakkat nikâh yapmak suretiyle fayda­lanmanız hususunda sizlere izin vermiştim. Şimdi iyi biliniz ki Allah Teâlâ bu muvakkat nikâhla kadınlardan faydalanmayı kıyamet gü­nüne kadar haram kılmıştır. Artık her kimin yanında böyle ni-kanlanılmış kadınlardan bir kadın varsa hemen onun yolunu tahliye etsin (bıraksın) ve bu kadınlara vermiş bulunduğunuz şeylerden de hiçbirşeyi geri almayınız.[47]

Nikâh-ı Şiğar

Şiğar bir kimsenin, kızını bir başkasıyla ve fakat o da kızını kendisine vermek üzere ve aralarında . mehir de olmaksızın evlendirmesidir. Şiğar nikâhı bâtıldır. Bunun bâtıl bir nikâh olmasının sebebi, herbir nikâhın diğer nikâh için şart olmasındandır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, şarta bağlı olan akidler geçersizdir. Ayrıca Hz. Peygamber şiğar nikâhını yasaklamıştır.

İbn Ömer´den şöyle rivayet edilmiştir: “Rasûlullah, şiğar (suretiyle ni­kâhtan nehyetmiştir. Sigar, bir kimsenin, kızını bir başkasıyla ve fakat o da kızını kendisine vermek üzere ve aralarında mehir de olmaksızın ev­lendirmesidir”.[48]

II. Kadının Belli Olması

Nikâhın sıhhati için kadında şu şartların bulunması gerekir:

1. Kendisinde nikâha mâni olan birşey olmamalıdır. Bunları daha önce zikretmiştik.

2. Gelin adayının belli olması gerekir.´

Kadının velisi ´Sana kızlarımdan birini zevce olarak verdim´ dese, akid sahih olmaz, çünkü evlenecek kızın hangisi olduğu belli değildir.

3. Evlenecek kadın hac veya umre için ihrama girmiş olmamalıdır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

İhramlı kimse (bir kadınla) evlenemez, evlendirilemez ve evlenme teklifi yapamaz.[49]

III. Koca Adayının Belli Olması

Nikâhın sıhhati için koca adayında şu şartların bulunması gerekir:

1. Kadının mahremlerinden olmamalıdır.

2. Koca adayının belli olması gerekir.

Eğer veli ´Kızımı içinizden birine verdim´ dese, evlilik sıhhatli olmaz, çünkü koca adayı belli değildir.

IV. Veli´nin Bulunması

Arapçada ve//, muhabbetle yardım etmek mânâsına gelir.

Kim Allah´ı, O´nun Rasülü´nü ve iman edenleri veli edinirse, (bilsin ki) Allah´ın hizbi galip gelenlerin ta kendisidir. (Mâide/56)

Velinin ıstılahtaki mânâsı ise, başkasına söz geçirmek, onun işlerini idare etmek demektir. Velilik icbarîve ihtiyarî olarak iki kısma ayrılır. Delilikten, çocukluktan, hastalıktan, zayıflıktan ötürü olan velilik, ihtiyarî veliliktir.

Bazıları veliliği şöyle tarif etmişlerdir: İstese de, istemese de başkasının ona söz geçirmesidir. Buna göre icbarî velilik de bu tarifin , içine girmektedir. Şeriat kime velayet hakkı vermişse, oha şer´an veli de­nir.

Eğer üzerinde hak olan (borçlu) kimse aklı noksan (yazı yazmayı bilmeyen) ve aciz ya da kendisi yazdıramayacak durumda ise, velisi onu adil olarak yazdırsın.

(Bakara/282)

Velayetin Meşruiyetinin Hikmeti

Çocuklar ve aciz insanlar için velayetin meşru kılınmasının hikmeti, onların maslahatlarını gözetmek içindir. Böylece onların hakları korunur.

Nikâh Akdinde Velinin Hazır Bulunması

İster küçük, ister büyük, ister bakire, ister dul olsun, her kadının, ni­kâh akdini yapacak bir velisinin bulunması şarttır. Hiçbir kadın kendi ni­kâh akdini ve başka bir kadının nikâh akdini yapamaz. Bunun delili şu hadîstir:

Hiçbir kadın kendini evlendiremez, başka bir kadını da evlendire­mez.[50]

Kadının Nikâhında Velisinin Bulunmasının Şart Olmasının Hikmeti

Kadının fıtratı, nikâh akdini bizzat yapmaya uygun değildir. Çünkü kadının hayâlı olması vacibdir.

Kadının evlenme akdinde velisinin bulunmasının farz olduğunun delili Kur´an ve Sünnet´tir. Bu hususta Kur´an ve Sünnet´te birçok delil vardır.

Kadınları boşadığıriızda, iddetlerini tamamladıklarında, birbirleriyle güzelce barışıp anlaşmışlarsa, onların (önceki) kocalarına varma­larında (kadının velisi olarak onlara) zorluk çıkarıp engel olmayın. Bu, kendisiyle aranızdan Allah´a ve ahiret gününe iman eden bir kimseye verilen öğüttür. Bu sizin için daha,uygun ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (Bakara/232)

İmam Şafii şöyle demiştir: Bu ayet, veliye itibar edilmesini gerektiren açık bir delildir. Eğer velinin nikâh akdinde bulunması muteber olma­saydı, velinin kadını evlenmekten menetmesinin bir anlamı kalmazdı. Çünkü adî kelimesi, kadını evlenmekten, menetmektir.

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur;

Nikâh, ancak velinin ve iki adil şahidin bulunmasıyla tahakkuk eder. Kadının velisinin ve iki adil şahidin bulunmadığı bir nikâh bâtıldır.[51]

Velinin izni olmadan nikâh olmaz.[52]Velisiz Yapılan Nikâhın Hükmü

Velisi olmadan kendi nikâhını akdeden kadının evliliği bâtıldır. Eğer akidden sonra cinsî münasebet olmuşsa, eşleri ayırmak farzdır. Bu du­rumda, kadın´mehr-i misil alır. Bunun delili, Hz. Peygamber´in şu sözü­dür;

Hangi kadın velisinin izni olmadan evlenirse onun nikâhı bâtıldır. (Hz. Peygamber, bu sözü üç defa tekrar etmiştir). Eğer erkek kadına temas ederse kadına temasından dolayı mehir vermesi gerekir, eğer veliler arasında ihtilaf çıkarsa velisi olmayanın velisi sultandır.[53]

Böyle bir nikâhtan sonra cinsî münasebette bulunan kişilere, zina haddi vacib olmaz. Çünkü velisiz nikâhın sahih olup olmadığında âlimler ihtilaf etmiştir. Cezalar ise şüpheyle düşer. Ancak tâzir cezası uygulanır; bu ceza kadı tarafından takdir edilir.

Nikâh Hususunda Velilerin Tertibi

Nikâh hususunda veliler şu tertip üzere gelmektedir:

a. Önce baba,

b. Sonra babanın babası (dede),

c. Sonra ana-bababir erkek kardeş,

d. Sonra bababir erkek kardeş,

e. Sonra ana-bababir kardeşin oğlu,

f. Sonra bababir erkek kardeşin oğlu,

g. Sonra ana-bababir amca, h. Sonra bababir amca,

ı. Sonra ana-bababir amca oğlu, ´ . –

i. Sonra bababir amca oğlu k. Sonra diğer akrabalar.

Eğer erkek akrabaları yoksa, bu durumda kadının velisi kadı olur. Yukarıda ´Velisi olmayanın velisi sultandır´ hadîsi geçmişti.

Nikâhta Oğulun Veliliği

Nikâhta ne oğulun, ne de torunun velayeti olur. Oğul, annesini ni­kahlamak hususunda´ velilik yapamaz. Çünkü oğul ile anne arasında soy ortaklığı yoktur. Annenin nesebi babasına, oğulun nesebi ise kendi babasına bağlıdır. Ancak oğulun aynı zamanda annesinin amcalarının oğullarından olması hali bundan müstesnadır. Şayet oğul aynı zamanda annesinin amcasının oğullarından ise ve ondan daha yakın bir veli de bulunamazsa, bu takdirde annesini tecviz hususunda velilik yapması caizdir.

Veliliğin Şartları

Veli ister baba olsun, ister başkası olsun, şu şartlara sahip olmalıdır:

a. Müslüman olmak.

-Bu bakımdan bir kâfir -babası da oisa- bir müslümanı evlendiremez. Çünkü kâfirin müslümana veli olması sözkonusu değildir.

. Allah elbette kâfirler için mü´minİerin aleyhine bir yol kilmayacaktır. (Nisa/141)

Nikâhtaki velilik, mirastaki akrabalık temeli üzerine bina edilir. Kâfir ise müslümana mirasçı olamaz. Müslüman da kâfire mirasçı olamaz. Kâfir biri dini değişik de olsa başka bir kâfir kadını evlendirebilir. Meselâ yahudi bir kişi, hristiyan bir kadını, hristiyan bir kişi de yahudi bir kadını evlendirebilir. Çünkü küfür tek millettir.

Kâfirler birbirlerinin velisidirler. (Enfal/73)

b. Adil olmak.

Adaletten maksat, büyük günahlar işlememiş ve küçük günahlarda da ısrar etmemiş olmaktır. Ayrıca hürriyeti ihlâl edici fiilleri de işlememiş olmalıdır. Bu bakımdan fasık bir kişi, mü´min bir kadının nikâh akdini yapamaz.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Nikâh, ancak mürşid bir veli ile akdedilir.[54]

İmam Şafii, hadîste geçen el-mürşid kelimesinin, adaletli kişi mâ­nâsına geldiğini, basıklığın eksiklik olduğunu, eksikliğin de şahitliğe menfi tesir edeceğini, bu bakımdan da nikâhtaki velilik makamına mâni olduğunu söylemiştir.

Başka bir rivayette ise şöyle söylediği nakledilmiştir: ´Nikâh akdet­mekte şart yoktur. Çünkü nikâhtaki velilik, akrabalık temeline dayanır. Akraba olan insan da velisi olduğu kız için şefkatli olur ve o kız için en uygun olanı yapmaya gayret gösterir. Bu şefkat de adil olanla adil olma­yan kişi arasında değişmez´.

Ayrıca adillerin az olmasından ötürü adalet şartı bazen insanları bü­yük bir sıkıntıya sokabilir. Hiçbir devirde fasıkların, kızlarını evlendiremeyecekleri sabit olmamıştır.

c. Baliğ olmak.

Çocuk, nikâh akdinde veli olamaz. Çünkü baliğ olmayan çocuk kendisinin de velisi değildir.

d. Akıllı olmak.

Deli, başkasına veli olamaz. Çünkü o kendisinin de velisi değildir.

e. Şuuru yerinde olmak.

İhtiyarlık ve benzeri sebeplerle şuuru yerinde olmayan kişi veli ola­maz.

f. Görüş ve düşünceyi ihlâl eden şeylerden yoksun olmamak.

g. Sefihlikten ötürü hacr altında olmamak.

Sefihlik sebebiyle üzerinde hacr olan kişi, malını israf eden kimse demektir. Sefih kişi başkasına veli olamaz. Çünkü kendisinin de velisi değildir.

h, İhramda olmamak.

Hac veya umre için ihrama giren bir kişi, başkasını evlendiremez. Hz. Peygamber´in ´İhramda olan kişi ne evlenebilir, ne de başkasını evlendirebilir´ [55]buyurduğunu daha önce nakletmiştik.

Bir Uyarı

Velide bulunması gereken sıfatlar, kadının en yakın velisinde yoksa, velilik hakkı ondan düşer ve ondan sonraki en yakın akrabaya geçer. Ancak ihramda olan kişi bundan müstesnadır; yani ihramda olan kişi velilik hakkından mahrum edilemez ve velilik hakkı ondan bir başkasına intikal etmez. Çünkü ihramda olmak insanın velilikten mahrum olmasına sebep değildir; zira onda adalet, düşünce ve diğer sıfatlar mevcuttur. Ancak o ihramh olduğundan başkasını evlendiremez. Bu nedenle de velilik hakkı ondan sultana intikal eder.

Veliliğin Kısımları

Nikâh akdi hususundaki velilik, icbarı ve ihtiyarî olarak iki kısma ayrılır.

.

İcbarî Velilik

İcbarî velilik, kızın babasına ve dedesine aittir. Yani sadece baba ve dede kızını cebren evlendirebilir. Bunun dışındaki velilerin zorla evlen­dirme yetkileri yoktur. Zorla evlendirmek de sadece bakire kız için söz-konusudur. Kızın genç veya yaşlı olması, durumu değiştirmez. Bakire kızın baba veya dedesi, onun iznini almadan kendisini zorla evlendirebi­lir. Çünkü baba ve dede, kızın maslahatını kızdan daha iyi bilir. Ayrıca onların kıza olan şefkatleri herkesten daha fazladır. Bu nedenle onlar kız için uygun olmayan bir eşi seçmezler.

Bunun delili şu hadîstir:

Dul kadın, kendi hakkında karar vermekte herkesten daha çok hak sahibidir.

Çünkü dul kadın, bakire kız gibi değildir. Fakat icbarî velilik için üç şart ileri sürülmüştür:

1. Veli ile kız arasında açık bir düşmanlığın bulunmaması

2; Evlendirdikleri kişinin kıza denk olması

3. Mehr-i muaccel´i verebilecek durumda olması Evlilikte Bakire Kızın İzninin Alınması

Baba ve dedenin velayetinin icbarî velilik olması, baba ve dede kızlarını zorla evlendirsin, onun fikri alınmasın anlamına gelmez. En gü­zeli ve müstehab olanı, evlilikte bakire kızın izninin alınmasıdır. Bu kızın şahsiyeti için en uygun olan şeydir. Bunun delili Ebu Hüreyre´nin rivayet ettiği şu hadîstir:

– Dul kadının sarih olarak emri alınmadıkça nikâh olunmaz. Bakire kız da kendisinden izin istenmedikçe nikâh olunmaz.

Ey Allah´ın Rasûlü! Bakire bir kızın izni nasıl olur Onun izni sükût etmesidir.[56]

Dul kadın (evleneceği erkeği seçme husususunda) kendi nefsine ve­lisinden daha evladır. Kızın, kendi nefsi(ni ilgilendiren bu dava) hakkında izni alınır, onun izni ise susmasıdır.[57]

Bu hadîslerdeki ´bakire kızın izninin alınması´ sözü, nedbe hamledilmiştir.

,

İhtiyarî Velilik

İhtiyarî velilik, sözkonusu edilen tüm veliler için -zikrettiğimiz tertibe göre- sabittir. İhtiyarî velilik, ancak dul kadının evlendirilmesinde sözko-nusudur. Bu nedenle dul kadının velileri, onun iznini almadan nikâh akdi yapamazlar. Daha önce zikrettiğimiz ´Dul kadının izni alınmadan ni­kâhı akdedilemez´ hadîsi bunun delilidir. Ayrıca şu hadîs de buna delil­dir:

Dul kadın, kendini evlendirmekte velisinden daha yetkilidir[58]

Dul Kadının İzninin Alınmasının Nedeni

Dul Kadının izninin alınmasının nedeni, dul kadının evliliğin ne olduğunu bilmesidir. Bu yüzden dul kadın evlenmeye zorlanamaz. Çünkü dul kadın ´beni evlendirin´, veya ´ben evlenmek istiyorum´ demek­ten çekinmez. Fakat bakire kız böyle değildir. O açıkça ´beni evlendirin´ demeye utanır.

Küçük ve Dul Olan Kızı Evlendirmek

Küçük ve dul olan kız, baliğ olmayan kızdır. Onu ne babası, ne de başka bir velisi, baliğ olmadan önce evlendiremez. Çünkü küçük kızın izni dikkate alınmaz. Bu bakımdan baliğ oluncaya kadar evlendirilmesi yasaktır. Onun izni, ancak baliğ olduktan sonra sözkonusu olur.

alinin Evliliğe Mâni Olması

Âkil ye baliğ olan bir kız, dengi bir erkekle evlenmek için velisinden izin istediğinde velisinin onu evlendirmesi farzdır. Kızın babası evliliğe mâni olduğu takdirde Sultan onu evlendirir. Çünkü onun evlendirilmesi velilerin üzerine bir haktır. Kızın dengi bir müslüman erkek onu istediği zaman, kız hakkı olan evlilikten menedilirse, hâkim bu hakkı ona verir.

Bunun delili, Hz. Peygamber´in şu sözüdür:

Velisi olmayanın velisi sultandır.[59]

Fakat kadın kendisine denk olan bir kişiyi seçerse, velisi de başka bir kişiyi seçerse, veln kadının seçtiğini reddedip kendi seçtiğine ni­kahlayabilir. Çünkü baba, kızından daha iyi bilir ve daha uygun olanı se­çer.

Velinin Hazırda Bulunmaması

Kızın birkaç velisi olur da en yakın velisi iki merhale veya daha fazla bir uzaklıkta bulunursa {iki merhale, bir gün, bir gecelik yoldur) kızın velilik hakkı ondan alınıp başka bir veliye verilemez. Bu durumda kızı Sultan evlendirir. Çünkü o kızı evlendirmek o velinin hakkıdır, o veli de hazırda olmadığı için onun vekili Sultan olur.

Eğer velinin uzaklığı iki merhaleden az ise, Sultan onun iznini almak suretiyle kızı evlendirebilir. Çünkü buradaki mesafe kısadır, ona müracaat edilebilir. O da ister gelir kendisi evlendirir, isterse vekalet verir.

Yakınlık Derecesi Aynı Olan Birkaç Velinin Olması

Ana-bababir kardeşler veya bababir kardeşler gibi nesebden gelen ve yakınlık derecesi aynı olan birkaç velisi bulunduğu takdirde nikâh hususunda en bilgili olan hangisiyse, nikâhı onun yapması daha doğru olur. Ondan sonra en muttaki olan o kadını evlendirir, çünkü o daha şefkatli olur. Ondan sonra da en yaşlıları o kadını evlendirir, çünkü o daha tecrübelidir.

Eğer velilerin tümü içlerinden birine izin verirlerse, izin verilen kişi o kadını evlendirir. Eğer veliler, kadını evlendirmek hususunda ihtilafa düşer de herbiri kendisi evlendirmek isterse, aralarında kura çekmek va-cib olur, kura kime çıkarsa kadını o evlendirir.

Kadın, velilerin tümüne de izin vermişse, onlardan herhangibirinin evlendirmesi caizdir. Eğer kadın yalnız birine izin vermişse, bir başka veli evlendirdiğinde nikâh sahih olmaz. Çünkü kadın ona izin vermemiştir.

Kadının Velisinin Olmaması

Kadının velisi olmadığı zaman, velayet hakkı kadı´ya (hâkim) intikal eder. Çünkü hâkim, müslümanlann maslahatını gözetmek için tayin edilmiş bir görevlidir. Velisi olmayan kızı evlendirmekte kızın maslahatı vardır. Hz. Peygamber´in ´Velisi olmayanın velisi sultandır´[60] buyurduğunu nakletmiştik.

Evlendirmede Velinin Vekalet Vermesi

Kızın babası ve babasının babası, kızı evlendirmek hususunda onun iznini almadan bir başkasını vekil tutabilirler. Velinin vekile, koca adayının sıfatlarını bilmesi vekaletin sıhhati için şart değildir.

Çünkü vekil koca adayını kendisi seçebilir. Mutlak vekalet verilen ve­kilin, kadının maslahatını gözetmesi, ona denk bir kişi bulması farzdır; zira mutlak vekalet, denk bir kişiyle evlendirme şartını içinde barındırır.

Baba ve dedenin dışındaki veliler, kızın iznini almadan başkasına vekalet veremezler. Çünkü kendileri de kızın iznini almadan evlendirme yetkisine sahip değillerdir.

V. İki Şahidin Bulunması

Bir Mukaddime

Evlenme akdinde her ne kadar diğer akidlerde olduğu gibi rıza, icab ve kabul şart ise de İslâm bu akdi azamet perdesi altına alarak akd´e dinî bir tabiat vermiştir. Onu kulluk boyasıyla boyamış, insan için sevap ve itaat kapısı yapmıştır. Nikâh akdinin çok önemli neticeleri olduğu için iki şahit bulunması şart kılınmıştır. Çünkü nikâh akdi sayesinde muaşeret helâl olmakta, mehir, nafaka, neseb ve miras hakkı doğmaktadır.

İşte bütün bunların eşler tarafından yerine getirilmemesi ve ink;.r edilmesi ihtimal dahilinde olduğundan, İslâm bu hususta ihtiyatlı davra­narak en az iki şahidin bu akd´e şahitlik etmelerini şart kılmıştır.

Şahitlerde bulunan sıfatlar onları güvenilir kişiler kılar. Nikâh akdinin gerekleri yerine getirilmediğinde veya inkâr edildiğinde şahitler devreye girerek şahitlikte bulunurlar.

Nikâh akdinde iki şahidin bulunmasının vacib olduğunun delili, Hz. Peygamber´in şu sözüdür:

Nikâh ancak bir veli ve iki adil şahitle olur. Böyle olmayan nikah bâtıldır.[61]

Şahitlerde Bulunması Gereken Şartlar

Şahitlerde bulunması gereken şartlar şunlardır:

1. Müslüman olmak. –

Nikâh akdinde müslüman olmayan kişinin şahitliği sahih olmaz. Çünkü nikâh akdinin dinî bir veçhesi vardır. Müslüman olmayan kişi müslümanlar aleyhine şahitlik yapamaz. Ayrıca şehadet, veliliktir; kâfir ise müsl umana veli olamaz.

Mü´min erkeklerle, mü´min kadınlar birbirlerinin velisidirler. (Tevbe/71)

Allah elbette kâfirler için mü´minlerin aleyhine bir yol kılmayacaktır. (Nisa/141) .

2. Erkek olmak.

Nikâh akdinde kadınların şahitliği sahih olmaz. Nikâh akdinde bir er­kek ve iki kadının şahitliği de sahih olmaz.

Zührî şöyle demiştir: ´Sünnet, kadınların şahitliğinin hadler (cezalar), nikâh ve talakta caiz olmadığı üzere sabit olmuştur´.

Zührî tâbiindedir, tabiinden gelen söz de onu merfû hadîs seviye­sine yükseltir.

3. Âkil ve baliğ olmak.

Deli ve çocuk nikâh akdinde şahitlik yapamazlar.

4. Adil olmak.

Şahitlerin zahirde de olsa adil olmaları gerekir. Açıktan fısk işleyen kişinin şahitliği sahih olmaz.

5. Sağır olmamak.

Sağırın veya uyuyanın şahitliği caiz olmaz. Çünkü sağır olan veya uyuyan kişi, şahitlikten beklenen faydaları sağlamaz. Çünkü nikâh ak­dinde şahitlik, sözü duymakla yapılabilir.

6. Kör olmamak.

Görmeyen kişi nikâh akdinde şahitlik yapamaz. Çünkü burada gör­mek şarttır.

Kadının Razı Olduğuna Dair Şahitlik Etmek

Nikâh akdi hakkında kadının razı olduğuna dair şahitlik etmek müs-tehabdır; yani şahitlerin kadının evlenmeye razı olduğuna şahit olmaları gerekir. Kadın ´Ben bu akd´e razıyım´ veya ´Bu hususta izin verdim´ de­meli, şahitler de bunu duymalıdır. Bu, kadının daha sonra bunu inkâr etmemesi için bir tedbirdir.

Baba ve Dedenin İffetinin Korunması

Çocuk ister kız, ister erkek, ister müslüman, ister kâfir olsun baba ve dedesinin iffetini korumakla (onları evlendirmekle) yükümlüdür. Dedesi baba veya anne tarafından olsa da, kâfir olsa da çocuk onun mehrini vererek veya vermeyi taahhüd ederek, onu evlendirmelidir. Tabii babası için de bunu yapmalıdır. Çocuğun bunu yapması şu şartlara bağlıdır:

1. Çocuk, mehiri verecek kadar zengin olmalıdır.

2. Baba veya dedenin evlenmeye ihtiyacı olmalıdır.

Baba veya dedesinin iffetli kalıp zinaya düşmemelerini temin etmek ´ için onları, mehirlerini vererek evlendirmek, nafaka gibi zaruri şeylerdendir. Çünkü zinaya düşmek, insanı helake götüren bir durumdur. Ayrıca bu, babalık ve dedeliğin hürmetine de aykırıdır. Bu onlarla güzel bir şekilde arkadaşlık yapmak da sayılmaz. Oysa Allah Teâlâ onlarla güzel bir şekilde ilgilenmeyi, arkadaşlık yapmayı emretmiştir:

Onlarla (anne ve babanla) dünyada iyi geçin. (Lokman/15)

Kâfirlerin Nikâhları

Kâfirlerin kendi aralarındaki nikâhları sahihtir. Bunun delili de dört­ten fazla kadınla evli olduğu halde müsİüman olan kişilere Hz. Peygam-ber´in ´Dördüncüyü yanında tut, gerisinden ayrıl1 diye emretmesidir. Hz. Peygamber onlara nikâhlarının durumunu sormamış ve onların eski nikâhlarını sahih olarak kabul etmiştir.

Evli Olan Kâfir Çiftin Müslüman Olması

Evli olan kâfir çift müslüman olduğunda eski nikâhları sahih kabul edilir. Çünkü nikâhın bâtıl olması, dinlerinin ayrı olması halinde sözko-nusu olur.

İbn Abbas şöyle rivayet etmiştir: “Hz. Peygamber zamanında bir kişi gelip müslüman oldu. Ondan sonra da karısı gelip müslüman oldu. Adam ´Ey Allah´ın Rasûlü! Karım benimle beraber müslüman olmuştu, onu bana iade et* dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, kadını o adama teslim etti”.[62]

Erkek müslüman olur da kadın küfründe devam ederse ve müşrik değil de ehl-i kitab olursa, nikâhları devam eder. Çünkü ehl-i kitab kadınlarla evlenmek caizdir. Kocası müslüman-olan kadın müşrikse ve iddet süresi geldiği halde müslüman olmamışsa, kocasının müslüman olduğu andan itibaren nikâhları geçersiz olur. Ancak iddet zamanında müslüman olursa, aralarındaki nikâh devam eder. Eğer kadın müslüman olur da kocası küfürde devam ederse, kadının müslüman olduğu andan itibaren araları ayrılır. Fakat koca, karısı iddetli iken müslüman olursa, karısı kendisine eski nikahıyla verilir.

Koca, karısının iddeti bittikten sonra müslüman olursa, kadın ona verilmez. Bu durumda yeniden nikâh akdi yapılması gerekir.

Amr b. Şuayb´ın dedesinden şöyle rivayet edilmiştir: “Rasûlullah, kızı Zeyneb´i (kendisinden sonra müslüman olan kocası) Ebu´l~As b. er-Rebî´e yeni bir rriehir ve yeni bir nikâh ile verdi”.[63]

Mehir (=Sıdak)

Mehir nikâh akdinden ötürü kocanın karısına vermekle yükümlü olduğu maldır. Kocanın bunu karısına vermesi farzdır. Buna sıdak (=mehir) denilmesinin sebebi, onu veren kişinin sadık (=doğru) olduğunu göstermesidir.

Mehir´in (=Sıdak) Hükmü

Mehir´in (=sidak) hükümlerini şöyle özetleyebiliriz:

Akid tamamlandığında kocanın üzerine mehir vacib olur. tster verile­cek mal veya paranın miktarı tayin edilsin, ister edilmesin onu vermek vacibdir. Hatta taraflar mehir verilmemesi hususunda anlaşsalar bile yine mehir vermek gerekir,

Mehir´in vacib olduğunun delili Kur´an, Sünnet ve İcma´dır.

Kadınlara nikâh bedellerini (mehirlerini) müşkilat çıkarmaksızın (isteyerek) verin.

(Nisa/4)

O halde hangilerinden nikâh ile faydalandınızsa, farz olan me­hirlerini kendilerine verin. Mehir´i takdir edip belirttikten sonra aranızda anlaşmanızda sizin için herhangibir günah yoktur.

(Nisa/24)

Kadınlara yaklaşmadan ve mehirlerini tayin etmeden onları .-boşarsanız, size herhangi bir günah yoktur. Bu (durumdaki) kadınları faydalandırın. (Bakara/236)

Sünnet´ten delili ise Sehl b. Sa´ddan rivayet edilen şu hadîstir: Rasûlullah´a bir kadın geldi ve ´Ey Allah´ın Rasûlü! Ben nefsimi (kadınlık kıymetimi mehirsiz olarak) sana hibe etmek için geldim´ dedi. Rasûlullah ´Benim kadına ihtiyacım yoktur´ dedi. Bir sahabî ´Bu kadını benimle ev­lendir ey Allah´ın Rasûlü!´ dedi. Hz. Peygamber ´Ona bir elbise ver´ dedi. Sahabî ´Verecek elbisem yoktur´ dedi. Hz. Peygamber ´Demirden dahi olsa ona bir yüzük ver´ dedi. Sahabî, buna da sahip olmadığını söyle­yince, Hz. Peygamber ona ´Kur´an´dan ezberinde ne var ´ diye sordu. Sahabî ´Ezberimde şu sûre var, şu sûre var´ diye birtakım sûreleri saydı. Hz. Peygamber ´Ezberindeki sûreleri ona öğretmen şartıyla onu seninle evlendirdim´ dedi.[64]

Hadîste geçen ´nefsimi sana hibe ettim´ ifadesi ´nikâhımı senin eline verdim´ demektir.

İcma´dan olan delile gelince, hiçbir rnüslürnan, hiçbir âlim buna karşı çıkmamış, tüm âlimler mehirin farz olduğunda ittifak etmişlerdir.

Mehirin Meşruiyetinin Hikmeti

Mehir; kocanın hanımiyla güzel geçineceğini taahhüd etmesinin bir ifadesidir. Ayrıca kadının ihtiyaç duyduğu evlilik masraflarını karşılamak için bir imkândır. İslâm kocanın üzerine mehiri farz kılmakla, kadının para kazanmak için şerefine uygun olmayan işlerde çalışmasını önlemek istemiştir.

Akid Esnasında Mehirin Belirlenmesi

Nikâh esnasında mehirin belirlenmesi sünnettir. Çünkü Hz. Peygam­ber, mehiri belirtmeden nikâh kiymamıştir. Ayrıca mehiri belirlemek, çiftler arasında çıkması muhtemel olan ihtilafı önler. Hz. Peygamber´in mehiri belirtmesini, âlimler farz olarak görmemişlerdir. Çünkü bütün âlimler, nikâh akdinin mehir belirlenmeden de caiz olduğunu ittifakla söylemişlerdir. Mehir belirlenmeden yapılan nikâh, her ne kadar Hz. Peygamber´in fiiline aykırı olduğundan mekruh olsa da akid caizdir.

Mehir Kadının Malıdır

Mehir, sadece kadının hakkıdır. Kadının velilerinden hiçbirinin me-hirde hakkı yoktur. Veliler sadece mehri kabul edip kadına vermek üzere alabilirler.

Eğer bir eşi boşayıp başka bir kadınla evlenmek isterseniz, öncekine (mehir olarak) çok mal vermiş bulunsanız da o maldan birşey geri almayın. Acaba iftira ederek ve açık günahkârlık yaparak mı onu ; geri alacaksınız (Nisa/20)

Eğer onlar mehirlerinden bir kısmını size bağışlarlarsa, onu afiyetle ve güzelce yeyin.

(Nisa/4)

Mehir´in Sınırı

Mehir´in ne azında, ne de çoğunda sınır yoktur. Mal ismi verilen herşey veya malın bedeli olan herşey mehir olarak verilebilir. Meselâ bir seccade, bir evde oturtmak, para, hayvan, elbise, yüzük gibi şeylerin tü­münden ister az olsun, ister çok olsun, mehir verilebilir. Bunun delili şu ayettir:

(Haram kılınanlar) dışında kalan kadınları, zinadan uzaklaşmak ve evli yaşamak maksadıyla mallarınızla isteyip (nikâhlanmanız) size helâl kılındı. (Nisa/24),

Allah Teâlâ bu ayette malı mutlak olarak zikretmiş, belli bir sınır koymamıştır. Yukarıda Hz. Peygamber´in ´Demirden bir yüzük dahi olsa kadına ver´[65] buyurduğunu nakletmiştik.

Âmir b. Rabiâ´dan şöyle rivayet edilmiştir: “FezâreoğuHarından bir kadın, (mehir olarak) bir çift ayakkabı karşılığında evlendi. Bunun üze­rine Rasûluüah ´Nefsinin karşılığı ve hakkın (olduğu halde) bir çift ayak: kabıya mı razı oldun ´ buyurdu. Kadın ´evet´ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, nikâhı tecviz etti”.[66]

Eğer bir eşi boşayıp başka bir kadınla evlenmek isterseniz, öncekine (mehir olarak) kantarlarca mal vermiş bulunsanız da o maldan birşey geri almayın. Acaba iftira ederek ve açık günahkârlık yaparak mı onu geri alacaksınız O verdiğiniz (mehir) malını nasıl alırsınız ki birbirinize katılmış idiniz ve kadınlar (daha önce) sizden kuvvetli bir . söz almışlardı. (Nisa/20-21)

Ayetten de anlaşıldığı gibi Allah Teâlâ, kocanın karısına kantarlarca mehir vermesine rıza göstermiştir. ´Kantarlarca mal´ çok mâl demektir. Bu da mehirin sınırı olmadığını gösterir. Fakat mehirin 10 dirhemden az, 500 dirhemden de fazla olmaması müstehabdır. Çünkü Hanefîler, mehrin en az 10 dirhem olmasının vacib olduğunu söylemişlerdir. Hz. Peygam­ber´in kızlarının ve eşlerinin mehirlerinin de 500 dirhem olduğu rivayet edilmiştir.

Hz. Ömer´in şöyle dediği rivavet edilmiştir: “Kadınların mehirlerini çoğaltmayın! Zira mehirleri çoğaltmak dünyada lütuf veya. Allah katında takva olsaydı, ona Peygamber sizden daha evla idi. Oysa Rasûlullah´ın 12 ûkiyeden fazla mehir karşılığında kadınlardan hiçbirini kendisine ve kızlarından hiçbirini de başkasına nikahladığını bilmiyorum”.[67]

Mehirin Acele Verilmesi ve Tehir Edilmesi

Mehirin acele (peşin) verilmesi şart değildir. Mehirin tümü cinsî mü­nasebetten önce de sonra da verilebilir veya bir kısmı peşin olarak, bir kısmı da tehir edilerek verilebilir. Ancak mehirin zamanını tayin etmek şarttır. Mehir kadının malı olduğu için, kadın zamanını tayin edebilir. Eğer mehir, muaccel ise kadın kendini kocasına teslim etmeyebilir. Değilse buna hakkı yoktur, çünkü kendisi baştan razı olmuştur.

Mehirin Tümünün veya Yarısının Vacib Olması ve Düşmesi

Mehirin, kadının kocası üzerinde bulunan hakkı olduğu yukarıdaki bahislerden anlaşılmıştır. Şimdi mehirin hangi durumlarda tümünün, hangi durumlarda yansının vacib olduğunu ve hangi durumlarda da me­hirin tümünün kocanın üzerinden kalktığını beyan edeceğiz.

Mehirin Tümünün Vacib Olması

Mehirin tamamını vermek iki durumda vacib olur: Kocaya, hanımı ister hay izliyken, ister temizken münasebette bulunduğunda mehirin tü­münü Ödemek vacib olur. Çünkü yaptığı akdin karşılığını almıştır; Bunun bedelini de vermesi gerekir. Şu ayet buna delâlet etmektedir:

Öyleyse o kadınların hangisini nikâh edip ondan faydalanmişsanız (lezzet alrruşsamz), onların-mehirlerini kendilerine farz (tam) olarak verin! (Nisa/24)

Ayetteki istimta kelimesinden maksat, cinsî münasebet ve ondan alınan zevktir. Ücret´ten maksat, mehirdir. Mehire ücret denmesinin se­bebi, faydalanma mukabili olduğundandır.

Hz. Ömer´den şöyle rivayet edilmiştir: ´Bir erkek bir kadınla evlenip de cinsî münasebet kurduğunda mehirin tümünü vermesi gerekir´.[68]

Kadın öldüğünde, kocası ister onunla cinsî münasebette bulunmuş olsun, ister olmasın, mehirin tümü vacib olur. Bu hususta sahabîler icma etmiştir.

Mehirin Yarısının Vacib Olması

Eğer koca cinsî münasebetten önce karısını boşarsa, kesilen mehirin yarısını ödemesi vacib olur. Şu ayet buna delâlet etmektedir:

Eğer kadınları, onlara el sürmeden mehirlerini tayin etmiş olduğunuz halde boşarsanız, onlara mehirin yarısı vardır. Ancak onların hak­larından vazgeçmeleri veya nikâh bağı elinde bulunan (kocanın) on­dan (mehirin tümünden) vazgeçmesi müstesnadır. (Bakara/237)

Mehirin Tümünün Koca´dan Sakıt Olması

Kadının kendisi duhulden önce kocasından ayrılırsa, mehirin tümü kocanın üzerinden düşer. Meselâ kadın rnüslüman olduktan sonra nikâhı kendisi feshettiğinde veya kadın mürted olduğunda veya kocada bulunan bir ayıptan ötürü ayrıldığında veya koca kadında bulunan bir ayıptan ötürü onu boşadığında mehirin tümü kocanın üzerinden düşer. Çünkü bu durumlarda mehirin düşmesine sebep olan kadının kendisidir ve bu yolu bizzat kendisi seçmiştir.

Mehr-i Misil

Mehr-i misil, kadının benzeri kadınlara verilen mehirdir. Bu mehir, kadının soyuna, sopuna, güzelliğine göre takdir edilen mehirdir. Mehr-i misil hususunda, kadının en yakın akrabaları dikkate alınır. Bunlar ana-bababir kızkardeşleri, sonra bababir kızkardeşleri, sonra kızkardeşinin kızları, sonra halalarıdır. Eğer kadının yakınları yoksa veya evlenmemişse anne, teyze gibi akrabaları dikkate alınarak mehir takdir edilir. Çünkü bunları dikkate almak, yabancı kadınları dikkate almaktan daha evladır. Eğer anne tarafından da akrabaları yoksa, aynı memleketteki yabancı kadınlar dikkate alınır.

Mehr-i Misil´in Takdirinde Dikkate Alınması Gereken Sıfatlar

Neseb bakımından eşitlik gözetildikten sonra aşağıdaki vasıflarda da eşitlik gözetilmelidir:

1. Yaş .

2. Akıl

3- Güzellik

4. Zenginlik

5. İffet .

6. Dindarlık ´

7. Takva –

8. İlim ,

9. Bakirelik

10. Kendisini farklı kılan diğer vasıflar

Mehr-i Misil´in Meşruiyetinin Delili

Bir kadınla evlenip mehir tayin etmeden ve onunla cinsî müna­sebette bulunmadan ölen adam hakkında kendisine sual sorulduğunda îbn Mes´ud şöyle demiştir: ´O kadına, kendi seviyesindeki kadınların mehrinin benzeri (=mehr-i misil) tahakkuk eder; ne eksik, ne de fazla; hakkında vefat iddeti lâzım gelir ve miras alır1. Bunun üzerine Ma´kıl b. Sinan el-Eşcaî kalkarak ´Rasûlullah, bizim aşiretin kadını Berva binti Vâşık hakkında da senin verdiğin hükmün aynını verdi´ dedi ve bu şehadetle İbn Mes´ud(un gönlü) ferahladı.[69]

Mehr-i Misil Gerektiren Durumlar

Aşağıda zikredeceğimiz durumlarda mehr-i misil vacib olur:

A. Nikâh akdi fasid olduğunda.

Meselâ şahitsiz veya velisiz akdedilen nikâhtan sonra cinsî münase­bet olmuşsa, mehr-i misil gerekir. Çünkü nikâhın şartlarından biri veya birkaçı eksik olduğunda hem nikâh, hem de tayin edilen mehir fasid olur ve onların arasını ayırmak da vacibdir.

B. Karı-koca mehirin tayin edilip edilmediğinde ihtilaf ederlerse, mehir fesholunarak mehr-i misil´e dönüşür.

Eğer karı-koca mehirin tayininde ihtilaf edip de kadın ´Bana mehir tayin ettin´ derse, koca da ´Hayır, etmedim´ derse, karı ve koca yemin ederler. Böylece mehir fesholunarak, yerine mehr-i misil vacib olur. Yine mehirin miktarında ihtilaf olduğunda da hüküm böyledir. Meselâ kadın ´İki bin lira mehir tayin ettin´ derse, koca da ´Hayır bin lira mehir tayin et­tim1 derse, ikisi de yemin ederler ve mehir fesholunarak mehr-i misil´e dönüşür.

C. Mehiri, fasid bir şekilde ta/in etmek de mehr-i misil´i vacib kılar. Tayin edilen mehirin fasid olmasını aşağıda

beyan edeceğiz:

Birinci Mesele

Tayin edilen mehir; şarap, domuz, oyun aletleri gibi şer´an mal sayılmayan maddelerden olursa, bu mehir fasid olur. Çünkü şeriat me­hirin mal olmasını veya malın bedeli olmasını vacib kılmıştır.

İkinci Mesele

Mehir olarak tayin edilen mal, kendisinin olmadığı zaman mehri misil vacib olur. Meselâ gasbettiği bir seccadeyi mehir olarak verirse bu fasid bir mehir olur.

Üçüncü Mesele,

İki veya daha fazla kadını tek mehirle nikahlayan kişinin, nikâhı sa­hih, fakat mehiri fasid olur. Bu durumda kadınların herbirine mehr-i mi­sil vermek gerekir. Çünkü iki veya daha fazla kadın tek mehirle nı-kâhlandığında, hangisine ne kadar mehir verileceği bilinemez.

Dördüncü Mesele

Velisi küçük çocuğu mehr-i misilden daha fazla mal vererek evlen­dirirse veya küçük-büyük bakire bir kızı iznini almadan mehr-i misilden daha az bir mal ile evlendirirse, mehir fasid olur ve mehr-i misil vacib olur. Çünkü veli, onlar için en uygun olanı yapmak zorundadır. Bu yüz­den tayin edilen mehir, mehr-i misil´e dönüşür.

Beşinci Mesele

Reşid olan bakire veya dul kadın, velisine ´beni mehirsiz olarak ev­lendir´ derse, veli de mehirsiz olarak evlendirirse mehr-i misil vacib olur. Ancak nikâh akdi ile değil, cinsî münasebet ile vacib olur.

Altıncı Mesele

Mehir tayin edilirken mehirin bir kısmının kadının babasına veya kardeşine verilmesi şart koşulduğunda nikâh sahih, mehir fasid olur ve kadına mehr-i misil verilmesi vacib olur.

Bir Uyarı

Nikâh akdi için koşulan şartlan üç kısımda beyan edebiliriz:

Birinci Kısım

Koşulan şart, nikâhın gereklerine uygun olmalıdır. Eğer kadın kendi­sine nafaka verilmesi” veya kumalar arasında kendisine fazla gün tayin edilmesi hususunda şart koşarsa, koşulan bu şartlar geçersizdir. Bu du­rumda nikâh akdi ve tayin edilen mehir sahih olur.

İkinci Kısım

Koşulan şart nikâhın gereklerine aykırı olur da nikâhın asıl amacı olan cinsî münasebete mâni olmazsa, bu şartlar geçerli olmaz. Meselâ kadın nikâh akdinde kocasına ´Benim üzerime başka bir kadın almaya­caksın´ derse veya ´Kendisinin geçimini üstlenmemek´ şartını koşarsa, ni­kâh akdine zarar vermez, fakat şartlar geçersiz oluf. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Allah´ın Kitabı´nda olmayan her şart bâtıldır.[70]

Eğer mehir fasid bir şarta bağlanırsa mehir fasid olur. Çünkü mehire razı olmak, şarta bağlanmıştır ve o şart da fasiddir. Çünkü bu durumda rıza ortadan kalkar.

Üçüncü Kısım

Koşulan şart, nikâhın asıl amacı olan cinsî münasebete engel olursa, nikâh bâtıl olur. Meselâ kadın akid esnasında ´Benimle cinsî münasebette bulunmayacaksın1 veya ´Nikâhtan sonra beni boşayacaksın´ diye şart koşarsa nikâh bâtıl olur. Çünkü bu şart, nikâhın asıl amacı olan cinsî münasebete engeldir.

Mut´a

Mut´a, meta kelimesinden türemiştir ve kişinin ´yararlandığı şey´ an­lamına gelir. Buradaki mut´a´âan maksat, kocanın, boşadığı hanımına verdiği maldır.

Mut´a´nın Vacib Olduğu Durumlar Kocanın üzerine şu durumlarda mut´a vacib olur:

A. Cinsî münasebetten sonra boşadığı zaman,

B. Nikâh akdinde mehir tayin edilmezse, cinsî münasebetten önce boşadığı zaman,

C. Kocada bulunan birşeyden dolayı kadının ayrılmasına hükmedildiği zaman.

Meselâ kocanın mürted olması veya lian yapması durumunda mut´a vermesi gerekir. Kadınla cinsî münasebette bulunup bulunmaması hükmü değiştirmez. Ancak bu, mehir tayin edilmediği zaman sözkonusu olur.

Kendisiyle cinsî münasebet kurulmadan boşanan kadına, eğer mehir tayin edilmişse mut´a verilmez. Zira bu durumdaki kadın tayin edilen mehirin yarısını alır. Ayrıca zaten kocasına da birşey vermemiştir.

Sözkonusu durumlarda mut´a´nın vacib olduğunun delili şu ayetler­dir:

Kadınlara yaklaşmadan ve mehirlerinj tayin etmeden onları boşarsanız, size bir günah yoktur. Bu (durumdaki) kadınları fayda­landırın. Zengin olan kendi kudretince, fakir olan da kendi kudretince uygun bir şekilde faydalandırsın (boşadığı hanımına birşeyler versin). .

(Bakara/236)

Boşanmış kadınlar için, uygun bir tarzda faydalandırma (geçimlerini sağlama) vardır. Bu, Allah´tan sakınanlar üzerine bir haktır. (Bakara/241)

Mut´a´nın Miktarı

Eğer kan-koca arasında mut´a tayin edilmişse, aralarında anlaştıkları bu mal ister az, ister çok olsun kadının hakkıdır. Eğer mut´a konusunda ihtilafa düşerlerse, kadı eşlerin durumunu dikkate alarak mut´a tayin eder.

Bu (durumdaki) kadınları faydalandırın. Zengin olan kendi kudre­tince, fakir olan da kendi kudretince uygun bir şekilde fayda­landırsın. (Bakara/236)

Boşanmış kadınlar için, uygun bir tarzda faydalandırma vardır. (Bakara/241)

Ancak mut´a´nın otuz dirhemden az, mehirin yarısından da fazla ol­maması müstehabdır.

Mut´a´nın Meşruiyetinin Hikmeti

Mut´a´nın meşruiyetinin hikmetlerinden biri, kocasından ayrılan kadının gönlünü hoş etmek, onun elemini hafifletmektir.

Halkın çoğu, mehiri kadının bedeli olarak görüp aşırı gitmektedir. Onlar mehirde aşırı gitmenin, kadının mertebesini ve ailesini taltif etmek olduğunu zannediyorlar. Oysa mehirde aşırı davranmak, ne kadını, ne de ailesini taltif etmek anlamına gelir. Mehir, kadının evlenmeye istekli olduğunla ve bunu meşru bir şekilde yapmak istediğine delâlet eder. Mehir, aile binasının temel taşlarından biridir. Ayrıca bu kişiler, mehirde aşın davranmanın topluma ve evlenen kişilere zararı dokunacağından, hatta toplumsal bir felâket halini alıp birtakım sosyal sorunlara sebep olacağından habersizdirler. Yine bu kişiler, Hz. Peygamber´in sünnetine aykırı davrandıklarından da habersizdirler. Çünkü Hz. Peygamber, mehirin az ve kolay olmasını tavsiye ederek bunun berekete sebep oldu­ğunu belirtmiştir.

Mehirde aşırı davranmanın .sebep olabileceği toplumsal mefse-detlerin bazılarını şöyle zikredebiliriz:

Mehir hususunda aşın davranmak gençleri, özellikle de fakir gençleri evlenmekten uzaklaştırır. Bu durumdaki gençler de şeytana uya­rak zinaya düşebilirler. Bu da neseblerin karışmasına, namusların kirlen­mesine, hastalıkların artmasına sebep olur.

Gençler zamanında evlendirilirlerse, bu evlilik onları iffetli kılmaya sebep olur, ahlâk ve dinlerini muhafazada yardımcı olur. Bu durumda da toplum günah ve fücurdan korunur.

Mehir hususunda aşırı davranmak, kadınları fıtratın gereği olan ev­lilikten mahrum bırakır, bunun sonucu olarak da baba evlerinde uyku­larını kaçıran bir huzursuzluk ve boşluk içinde bocalamalarına sebep olur. Çünkü kadınlar huzursuzluk ve vesveselerini ortadan kaldıracak bir koca evine ihtiyaç duyarlar. O ev onların sükûnet ve ihtiyaçlarını karşılar. Fakat baba evinde bu ortamı bulamazlar. Dolayısıyla bu duruma düşmelerinin sebebi de mehir hususunda babalarının aşırı davran­masından kaynaklanmaktadır.

Ne var ki kadınların bu durumu, normal bir ortamda, yollarına fesad çıkmadığı zamanlarda böyledir. Eğer yollan uygunsuz bir ortama düşerse, kocasız kadınların çoğunda olduğu gibi hemen fitneye kapılırlar ve toplumu fesada sürüklerler, helak ederler.

Hz. Peygamber´in mehir hususundaki sözlerine kulak verelim:

Evliliğin en bereketlisi, mehir ve nafaka bakımından en kolay olanıdır.[71]

Nikâhın en hayırlısı, en kolay olanıdır.[72]

Bu bakımdan ticaret amacıyla, şeref göstergesi olarak veya gurur ve kibir nedeniyle talep edilen mehirde hayır ve bereket olmaz.

Enes b. Mâlik´ten şöyle rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber, Abdurrah-man b. AvPın üzerinde san bir boya lekesi gördü de ´Bu nedir ´ diye sordu. Abdurrahman ´Ey Allah´ın Rasûlü! Ben 5 dirhem ölçüsünde altın bir çekirdek mukabilinde bir kadınla evlendim1 dedi. Rasûlullah ´Allah sana mübarek eylesin. Bir koyunla da olsa düğün ziyafeti ver1 bu­yurdu”.[73]

Hz. Peygamber, Abdurrahman b. AvPa bereket için dua etmiştir. Bereket de ´hayrın çokluğu1 demektir. Çünkü bu evlilikte hayır vardır ve bu, mehirin az olmasının daha hayırlı olduğu düşüncesini pekiştirir. Acaba bu hususta aşırı gidip de bereketi yok edenlerin durumu nasıldır

Hz. Ömer´in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Kadınların mehirlerini çoğaltmayın! Zira mehirleri çoğaltmak dünyada kerem veya Allah katında takva olsaydı, ona Peygamber hiç kuşkusuz sizden daha evla idi. Oysa Rasûlullah´ın 12 ukiyeden fazla mehir karşılığında kadınlarından hiçbirini kendisine ve kızlarından hiçbirini de başkasına nikahladığını bilmiyo­rum´”[74]

Sonuç olarak mehirde aşırı davranmak mekruh, mutedil davranmak da mendub´dur. Mehirde mutedil olmak, hem karı-koca için ve hem de toplum için hayır ve bereket sebebidir.

Nikâh Akdi ve Gerekleri

Nikâhın lügat mânâsı, iki şeyi birbirine birleştirmek, karıştırmaktır. Şer´î mânâsı ise akiddir; dolayısıyla eşlerin birbirlerinden faydalan­malarını mubah kılmaktır.

Nikâhın Sahih ve Bâtıl Olan Çeşitleri
,

Nikâh sahih ve bâtıl olmak üzere iki çeşittir. Bâtıl olan nikâh, sıhhat şartlarından birinin eksik olduğu nikâhtır. Bu tür nikâhın haram olmaktan başka hükmü yoktur. Dolayısıyla bu tür nikâhın üzerine evliliğin yüküm­lülükleri terettüb etmez. Ancak bâtıl olan bazı nikâhlarda mehr-i misil va-cib olur. Meselâ velisiz olarak yapılan nikâhtan sonra cinsî münasebet vuku bulursa, kadına mehr-i misil vermek vacib olur. Hz. Peygamber´in, üç defa ´Velisinin izni olmadan yapılan nikâh bâtıldır´ dediğini nakletmiştik. Böyle bir nikâhtan sonra cinsî münasebette bulunan kişinin, kadının cinsel uzvunu helâl kıldığından dolayı mehr-i misil vermesi ge­rektiği rivayet edilmiştir.[75]

Sahih olan nikâh ise, nikâhın rükün ve şartlarından hiçbirinin eksik olmadığı nikâhtır, İşte böyle bir nikâhın üzerine aşağıda zikredeceğimiz birtakım yükümlülükler terettüb eder.

Nikâh Akdinin Hükümleri

Nikâh akdinin birçok rüknü vardır. Nikâh ve nikâhın hükümlerinden bahsederken onları beyan etmiştik.

Sahih Olan Nikâh Akdi Üzerine Terettüb Eden Hak ve Vacibler

Nikâh akdi sahih olarak yapıldıktan sonra, eşlerin üzerine karşılıklı olarak terettüb eden birtakım hak ve vecibeler vardır. Bu hak ve vecibe­leri kendi yerlerinde zikredeceksek de şimdi onları burada maddeler ha­linde belirtmek istiyoruz:

1. Eşlerin herbiri diğerinden meşru bir şekilde istifade etmelidir.

Kadınlar sizin tarlamzdır. Tarlanıza dilediğiniz gibi gelin. (Bakara/223)

2. Kadın, kocasına tâbi olmalı ve itaat etmelidir. Ayrıca nefsini ko­casına teslim etmeli ve onun evinin koruyucusu olmalıdır.

Bu hususta Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kadın, kocasının yatağını (mazeretsiz) terkederek gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lanet ederler.[76]

Bir erkek karısını yatağına davet ettiği zaman kadın (mazereti ol­madığı halde) gelmez ve kocası da ona dargın olarak gecelerse, me­lekler sabaha kadar o kadına lanet ederler.[77]

Sizin onlar (kadınlar) üzerindeki hakkınız, hoşlanmayacağınız kimse­lere döşeklerinizi çiğnetmemeleridir.[78]

3. Koca, karısının mehirini vermelidir. Çünkü mehir, kadının kocası üzerindeki bir hakkıdır.

Kadınlara nikâh bedellerini (rnehirlerini) müşkilat çıkarmaksizın (isteyerek) verin! (Nisa/4)

4. Kadının geçimi kocanın üzerinedir.

Tüm müslümanlar, kadının geçiminin koca üzerine vacib olduğunda ittifak etmişlerdir.

(Boşadiğınız) kadınları gücünüz nisbetinde oturmakta olduğunuz ye­rin bir bölümünde oturtun. Onları darlık ve sıkıntıya sokmak mak­sadıyla kendilerine zarar vermeyin. Eğer gebe iseler, yüklerini birakmcaya kadar onlara nafaka verin. (Talak/6)

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:

Onların (kadınların) sizin üzerinizdeki hakları da mâruf veçhile nzıklandırılmaları ve giydirilmeleridir.[79]

Nafaka; yeme, içme, elbise ve meskeni kapsamaktadır. Bunun tafsilatı -Allah´ın izniyle- ileride beyan edilecektir.

5. Kadınlar arasında adil davranmalıdır.

Eğer erkeğin birden fazla hanımı varsa onlar arasında adalete uygun olarak taksimat yapması gerekir. Bu hususta Hz. Peygamber şöyle bu­yurmuştur:

Bir erkeğin iki kârısı olur ve onlar arasında adalet yapma2sa, kıyamet günü bir tarafı çarpık olarak gelir.[80]

Hz. Aişe şöyle rivayet etmiştir: “Hz. Peygamber, hanımları arasında (günlerini) adaletle böler ve ´Allahim! Elimden geldiği kadarıyla benim taksimim budur! Senin kadir olduğun ve benim elimden gelmeyen hususlarda beni kınama´ derdi”.[81]

6. Nesebin sabit olması

Cinsî münasebetten sonra, hamileliğin bilinen müddeti içinde doğan çocuklar kadının kocasına nisbet edilir. Hamileliğin en az müddeti altı ay, en fazla müddeti ise dört yıldır. Bu bakımdan meşru olan her evlilikten doğan çocuklar kocaya nisbet edilir. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:”

Çocuk döşek sahibinindir. Zâni´ye de taş (hadd) vardır.[82]

7. Miras

Mirasın şartlan tamam olduğunda, eşler arasında miras sabit olur. Vasiyetler yerine getirildikten ve borçlar ödendikten sonra, eğer ço­cukları da yoksa, hanımlarınızın bıraktığı malın yarısı; eğer çocukları varsa 1/4´i sizindir. Vasiyetlerinizin ve borcunuzun ifa edilmesinden sonra eğer çocuğunuz da yoksa bıraktığınız malın 1/4´i, eğer çocuğunuz varsa l/S eşinizindir. Babası, annesi ve evlâdı olmadığı halde vefat eden bir erkek veya kadının erkek veya kizkardeşi varsa, vasiyeti ve borcu çıktıktan sonra onların herbirine terekenin 1/6´i düşer. Eğer kardeşler birden fazla iseler, hepsi vasiyet ve borç çıktıktan sonra zarara uğratılmış olmaksızın terekenin 1/3´inde ortaktırlar. Bu, Allah´tan bir tavsiyedir (emirdir). Allah bilendir ve halimdir. Kim Allah´a ve Rasûlü´ne itaat ederse, Allah o kimseyi altından nehirler akan cennetlere yerleştirir. O cennetlerde ebedî kalıcıdırlar. Bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir. (Nisa/12)

Nikâh Akdinin Sünnetleri

Nikâh akdinin birtakım sünnetleri vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:1

A. Nikâh akdinden önce hutbe okumak.

Bu hutbenin koca adayı veya onun vekili tarafından okunması müs-tehabdır. Bu hususta Abdullah b. Mes´ud´dan merfû olarak rivayet edilen bir hadîsi Hutbe bahsinde nakletmiştik.

B. Eşlere dua etmek.

Nikâh esnasında eşlere dua etmek sünnettir. Zira Ebu Hüreyre şöyle rivayet etmiştir: “Rasûlullah evlenen bir kimseyi tebrik edeceği vakit ´Allah sana mübarek eylesin, sana mübarek olsun, aranızı hayırla cem etsin1 buyurdu”.[83] .

C. Nikâhı ilan etmek.

Nikâhı aleni yapmak ve tef çalarak ilan etmek sünnettir. Nikâhı gizlet mek veya gizli yapmak mekruhtur. Zira Hz. Peygamber şöyle bu­yurmuştur:

Bu nikâhı aleni yapın, onu ilan etmek için de tef çalın.[84]

Haram (birleşme) ile helâl (izdivac)ı birbirinden ayıran şey,.tef ve ses teşhir)dir![85]

Bu nikahı aleni yapın, onu mescidlerin içinde kurun ve onun için tef çalın.[86]

Nikâh için sevinç gösterileri yapmak, güzel oyunlar oynamak da sünnettir.

Hz. Aişe Ensar´dan bir kişiye gelin götürdü-. Hz. Peygamber ´Ey Aişe! Beraberinizde çalgı aletleri var mıydı Çünkü Ensar bunu sever´ dedi.[87]

Ancak fitneye, şehvetleri tahrik etmeye sebep olan şeyler ve içinde hayasız sözler bulunan şarkılar haramdır.

Kişinin Ailesine Yaklaşacağı Zaman Dua Etmesi

Kişinin, hanımına yaklaşacağı zaman şöyle dua etmesi müstehabdır: ´Allah´ın izniyle başlıyorum. Yârab! Bizi ve bize ihsan edeceğin çocuğu şeytanın şerrinden muhafaza eyle!´

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Onların biri eşine (cinsî münasebet için) yaklaşmak istediği zaman ´Bismillah, yâ Allah! Bizi şeytandan uzaklaştır, şeytanı da bize ihsan edeceğin çocuktan uzak kıl1 derse, şu muhakkak ki karakocanın bu birleşmesinden bir çocuk doğduğu takdirde artık o çocuğa ebediy-yen şeytan zarar veremez.[88]

9. Velime vermek sünnettir.

Velime, içtima mânâsına gelen velim kökünden müştaktır. Buna ve­lime denmesinin sebebi, koçların biraraya gelmesindendir. Velimenin lü­gat mânâsı, düğün ve davetlerde verilen yemek demektir.

Velime´nin Hükmü

Düğün sebebiyle velime yemeği vermek sünnet-i müekkede´dir. Çünkü bu, Hz. Peygamber´in hem fiili, hem de sözüyle sabit olmuştur.

Bu hususta Enes b. Mâlik´ten şöyle rivayet edilmiştir: ´Rasûlullah, Saıiye binti Huyey için kavut ve hurmadan düğün ziyafeti verdi´.[89]

Yine Enes b. Mâlik şöyle rivayet etmiştir: ´Gün yükseldiği zaman Rasûlullah bizlere (Zeyneb İçin) ekmek ve et ziyafeti verdi´.[90]

Yine Enes b. Mâlik şövie rivayet etmiştir: “Abdurrahmah b. Avf, Rasûlullah zamanında ahu .ian bir çekirdek karşıhğında evlendi de Rasûlullah ona ´Bir koyunla da olsa düğün ziyafeti yap´ buyurdu”.[91]

Âlimler, Hz. Peygamber´in fiilini ve sözünü nedb üzerine hamletmişlerdir.

Velime Yemeğinin Ölçüsü

Velime yemeğinin en azı, bir koyundur. En çoğunun ise sınırı yoktur.

Velime Yemeğinin Zamanı

Düğün velimesinin zamanı, akidden itibaren başlar, gerdek gecesine kadar devam eder. Ancak cinsî münasebetten önce velime yemeği ver­mek en efdalidir. Çünkü Hz. Peygamber, velime yemeklerinin tümünü cinsî münasebetten önce vermiştir.

Velime´nin Meşruiyetinin Hikmeti

Düğün velimesinin meşru kılınmasının hikmeti, kendisini evlenmeye ve insanları kendisinin yanında toplamaya muvaffak ettiğinden ötürü Allah´a şükretmektir. Çünkü bu toplantı sayesinde insanlar tanışırlar, yakınlaşırlar. Ayrıca nikâh da gizlilikten aleniyete çıkmış olur.

Velime Yemeğine İcabet Etmenin Farz-ı Ayn Olması ve Bu Yemeğe İcabet Etmemenin Hükmü

Velime yemeğine icabet etme hususunda Hz. Peygamber şöyle bu­yurmuştur:

Sizden biri düğün yemeğine davet olunduğunda oraya gelsin.[92] Ebu Hüreyre´nin rivayeti şöyledir:

Kim (özürsüz olarak) davete gitmezse, muhakkak Allah´a ve Rasülüne isyan etmiş clur.[93]

Düğün yemeğine icabet etmenin vacib olmasının birtakım şartlan vardır. Alimler bu şartlan şöyle beyan etmişlerdir:

A. Davet sahibi, sadece zenginleri davet etmemelidir. –

Sadece zenginlerin davet edildiği düğün yemeğine icabet etmek va­cib değildir. Ebu Hüreyre şöyle rivayet etmektedir:

:ı;: Zenginlerin davet edilip de fakirlerin terkolunduğu düğün yemeği, ne kötü bir yemektir! Her kim (özürsüz olarak) davete gitmezse, ufı-muhakkak Allah´a ve Rasûlü´ne isyan etmiş olur.[94]

Bu hadîs, sadece zenginlerin davet edilip fakirlerin terkedildiği bir zamanın geleceğini haber vermektedir. Bu Hz. Peygamber´in bir mucize-sidir. Bugün bu mucize tahakkuk etmiştir.

B. Davet eden de, davet edilen de müslüman olmalıdır.

Müslüman olmayan kişinin velime davetine icabet etmesi farz değildir.

. C. Velime yemeğinin ikinci günü olmamalıdır.

Eğer velime yemeği birkaç gün devam ediyorsa birinci gün değil de ikinci gün davet edilirse, buna icabet etmek farz değil, müstehabdır. Eğer üçüncü gün davet edilirse, buna icabet etmek mekruh olur.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Birinci günün yemeği vacib, ikinci günün yemeği sünnet, üçüncü günün yemeği ise gösteriştir; her kim gösteriş yaparsa Allah da onu (kıyamet günü) teşhir eder.[95]

Velime, birinci günde hak, ikinci günde mâruf, üçüncü günde ise riya ve gösteriştir.[96]

D. Davet, sevgi nedeniyle yapılmış olmalıdır.

Eğer korkudan veya o kişiden faydalanmak amacıyla davet yapılırsa, icabet etmek vacib olmaz. Bu durumda kişi muhayyerdir.

E. Davet sahibi zâlim, şerir ve malını haramdan kazanan bir kişi ol­mamalıdır. Böyle olan kişinin davetine icabet etmek vacib değildir.

F. Davet yerinde münker birşey olmamalıdır.

Meselâ erkek ve kadınların karışık bulunduğu bir davete, insan ve hayvan resimlerinin/heykellerinin bulunduğu bir davet yerine gitmek va­cib değildir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kim Allah´a ve ahiret gününe iman etmişse, içkilerin dolaştırıldığı bir sofrada oturmasın.[97] ´

Davete icabet eden kişinin icabetiyle münkerler ortadan kalkacak-olursa, davete icabet etmek vacib olur.

.

Velime Yemeğinden Yemek

Velime davetine icabet eden kişinin, velime yemeğinden yemesi va­cib değildir. Vacib olan sadece orada hazır bulunmasıdır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

İçinizden biri bir yemeğe davet edildiği zaman hemen İcabet etsin; artık isterse yemek yer, isterse yemeyip bırakır.[98]

Bazı âlimler, oruçlu olmayan kişinin velime yemeğinden yemesinin vacib olduğunu söylemişler ve buna delil olarak da şu hadîsi gös­termişlerdir:

Sizden biri bir davet alırsa, icabet etsin, eğer oruçlu ise davet sahi­bine dua etsin, oruçsuz ise yemek yesin.[99]

Hadîsin metninde geçen Feyusalli (salât etsin) ibaresinin mânâsı, ´dua etsin´ demektir. Salât´m lügat mânâsı dua demektir.

Onlar için dua et (=salli), şüphesiz senin saîâtın (=duan) onlara hu­zur verir.

(Tevbe/103)

Velime yemeğine davet edilen kişinin, birşeyler yemesi müstehabdır. Gelin üzerine şeker, badem, ceviz, dinar ve dirhem gibi şeyler serpmek caizdir. Serpilen şeyleri toplamak da helâldir. Ancak toplamamak daha evladır.

Kadınlar Arasında Taksimat ve Onunla ilgili Meseleler

Kasm´m (^taksimin) lügat mânâsı, nasiptir. Istılahı mânâsı ise, birden fazla hanımı olan kişinin hanımlarının yanında eşit bir şekilde geceleme-sidir.

Kadınlar Arasındaki Taksimatın Hükmü

Birden fazla hanımı olan kişinin, onların arasında taksimat yapması ve ona göre gecelemesi gerekir. Onlar arasında adaleti yerine getirmesi için bu vacibdir.

Taksim ve Diğer Haklarda Kadınlar Arasında Adaletin Vacib Olduğunun Delili

Taksim ve diğer haklarda, kadınlar arasında adaleti gözetmenin vacib olduğunun delili Kur´an ve Sünnet´tir.

Eğer (velisi bulunduğunuz) yetim (kız)lar(la evlendiğiniz takdirde onlar)a haksızlık yapmaktan korkarsanız, hoşunuza giden (başka) kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer (birden fazla) kadınlar arasında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız, bir tanesiyle veya sağ ellerinizin mâlik oldukları (cariyeler) ile yetinin!

(Nisa/3)

Bu ayeti kerime, kadınlar arasında adaletin gerektiğine işaret etmekte ´Kadınlar arasında taksimatta adaleti gerçekleştirememekten korkarsanız, sadece bir kadınla evlenin1 anlamına gelmektedir.

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:

Bir erkeğin iki karısı olur ve onlar arasında adalet yapmazsa, kıyamet günü bir tarafı çarpık olarak gelir.[100]

Hz. Aişe´den şöyle rivayet edilmiştir: “Rasûlullah, hanımları arasında (günlerini) adaletle böler ve ´Allahım! Elimden gelen hususta benim tak­simim budur. Senin kadir olduğun ve fakat benim elimden gelmeyen hu­suslarda beni kınama´ derdi”.[101]

Taksimata Müstehak Olan Kadınlar

Kocasına itaat eden kadınlar hasta, hayızlı ve nifash olsalar bile tak­simata müstehak olurlar. Kocasına itaat etmeyen kadınlar ise taksimata müstehak olmazlar. Çünkü kocalarına itaat etmemekle bu haklarını kay­betmişlerdir. Kocaya itaat etmemenin keyfiyetinden ileride bahsedeceğiz.

Kadınlar Arasındaki Taksimatın Keyfiyeti

Koca, her karısı için bir gece tayin edebilir, eğer gece çalışıyorsa her karısı için bir gündüz tayin edebilir. Her gece bir karısının odasına gidebileceği gibi, sıra ile her kadını bir odaya da çağırabilir. Ancak kocanın, kadınların odalarına gitmesi daha evladır. Eğer kadınlardan birinin yanında gecelerse, diğerlerinin yanında da gecelemesi vacib olur. Hanımlarından birinin yanma giderken, diğerini yanına çağırma

ramdır. Çünkü kumaların birbirlerinin evlerine çağınlmaları kendilerine ağır gelir. Ayrıca rızalarını almaksızın hanımların hepsini aynı evde barın­dırmak da haramdır. Çünkü bu, aralarında kin ve nefrete sebep olur. Ayrıca koca, hanımlarının herbirine ikişer veya üçer gün tayin edebilir, Ancak üçten fazla gün tayin etmek haramdır. Zira kadının üç günden fazla yalnız kalması tehlikelidir.

Koca, birini diğerine tercih etmemek için hanımları arasında kura çe­kerek sıralarını belirlemelidir. Sırası olmayan hanımının yanma gündüz gidebilir. Ancak ihtiyaçtan fazla kalmamalıdır.

Hz, Aişe Urve b. Zübeyr´e şöyle demiştir: ´Ey kızkardeşimin oğlu! Rasûlullah, (biz hanımlarının) nöbetlerimizde yanımıza uğrarken bazımızı bazımıza tercih etmezdi, hatta bazı günler olurdu ki o hepimizi dolaşır, hanımlarından herbirine cimada bulunmaksızın yaklaşırdı, o kadının kendi nöbeti gelip Rasûlullah onun yanında kalana kadar bu böyle devam ederdi´.[102]

Kocanın, sırası olmayan hanımının evine geceleyin girmesi -hastalık ve benzeri mazeretler müstesna- caiz değildir.

Evlendiği kadın bakire ise başlangıçta ona yedi gün ayırabilir. Bu yedi günün peşpeşe olması vacibdir. Evlendiği kadın dul olursa, ona da üç gün ayırabilir. T3ü uç güntrrr peşpeşe oiması-vaeibdtr.

Enes b. Mâlik şöyle demiştir: ´Bir kimse dul (karısı) üzerine bakire bir kızla evlendiğinde (nöbete tâbi olmaksızın) yedi gün onun yanında kalırdı, (sonra nöbet tayin olunurdu). Bakire kız üzerine dul bir kadınla evlendiğinde de onun yanında üç gün kalırdı´.[103]

Ravi Halid el-Hazza şöyle demiştir: “Ben, Enes bu hadîsi ´Peygam­ber buyurdu´ diye rivayet etti deseydim, hiç kuşkusu;, yine doğru söylemiş olurdum. Lâkin Enes ´Sünnet böyledir´ tabiriyle rivayet etmiştir”.

Ebubekir b. Abdurrahman´dan şöyle rivayet edilmiştir: “Rasûlullah Ümmü Seleme ile evlenip onunla zifafa girdiği zaman, zifaf müddeti so­nunda yanından ayrılmak isteyince Ümmü Seleme Peygamber´i elbisesin­den tuttu. Bunun üzerine Rasûlullah ´Eğer istersen senin yanında kalmayı artırırım da bu fazlalığı nöbetine sayarım. Çünkü bakire için yedi gün, dul için de üç gün (nikâh hakkı) vardır´ buyurdu”.[104]

Kadınlardan biri kendi sırasını kumasına verirse, koca onun yanında iki gece kalabilir. Ancak bu, hakkını veren kadının sırasının geldiği ge­cede olmalıdır. Eğer ikisinin sırası peşpeşe geliyorsa, onun yanında peşpeşe iki gece kalabilir. Nitekim Şevde binti Zem´a, kendi sırasını Hz. Aişe´ye verdiğinde Hz. Peygamber böyle yapmıştır.

Hz. Aişe şöyle rivayet etmiştir: “Şevde binti Zem´a kadar ahlâkını edinmeyi istediğim bir kadın görmüş değilim. O, kendisinde kalp kuvveti ve zekâ keskinliği bulunan bir kadındı. O yaşlandığı zaman Rasûlullah´tan hakkı olan nöbet gününü bana hibe etti. Bizzat kendisi ´Ey Allah´ın Rasûlü! Ben sende hakkım olan nöbet günümü Aişe´ye hibe ettim´ dedi. Artık Rasûlullah da biri benim günüm, diğeri de Seyde´nin günü olmak üzere benim için iki gün ayırır oldu”.[105]

Sefere çıkmak isteyen kişi hanımları arasında kura çekmeli ve kura kime çıkarsa onu beraberinde götürmelidir. Nitekim Rasûlullah böyle yapmıştır:

Hz. Aişe şöyle rivayet etmiştir: ´Rasûlullah bir sefere çıkmak istediği zaman kadınları arasında kura çekerdi. Kura, onlardan hangisine çıkarsa Rasûlullah onu beraberinde sefere çıkarırdı´.[106]

Nüşuz

Nüşuz, neşz kökünden gelir ve ´isyan etmek´ anlamındadır. Kadının nüşuzu, kocasına isyan etmesi, kocasının üzerindeki haklarını yerine ge­tirmemesi demektir.

Lügat âlimi İbn Faris, neşezeti´l-mer´etu ifadesinin ´kadın kocasına is­yan etti´ anlamına geldiğini söylemiştir.

Serkeşlik (=nüşuz) etmelerinden korktuğunuz kadınlara nasihat edin. (Nisa/34)

.

Kocaya İsyan Etmenin Hükmü

Kadının, kocasına itaatsizlik edip isyan etmesi haramdır ve büyük günahlardandır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Koca, hanımını yatağa davet eder de kadın mazeretsiz olarak gel­mezse, koca da hanımına dargın olarak sabahlarsa, melekler sabaha kadar o kadına lanet okurlar.[107]

Nefsimi kudret elinde tutan Allah´a yemin ederim ki kadın kocasının hakkını yerine getirmedikçe, rabbinin hakkını yerine getirmiş sayılmaz.[108]

Nüşuz´un Keyfiyeti
,

Kadının, kocasına itaat etmemesi, isyan etmesi nüşuz´dur. Meselâ ko­casından izin almadan veya mazereti olmadan evinden çıkması veya se­fere çıkması veya kocasına kapıyı açmaması veya kocasına evine girme müsaadesi vermemesi veya mazeretsiz olarak kendisini kocasına teslim etmemesi veya kocasının davetine icabet etmemesi, kadının nüşuzu (kocasına isyan etmesi) anlamına gelir.

Kadının Nüşuzu ve Tedavisi

Kadında kocasından imtina etmek, yüzünü ekşitmek, kocasına sert ve kaba davranmak gibi serkeşlik alâmetleri belirdiğinde kocanın ona nasihat etmesi, onu Allah´ın gazabından sakındırması gerekir. Hz. Peygamber´in ´Kocası kendisinden razı olduğu halde ölen kadın cennete gider´[109] ve ´Kocası yatağına davet ettiği halde ona icabet etmeyen kadına, melekler sabaha kadar lanet ederler´[110] hadîslerini hatırlatmalıdır.

Bu nasihatlardan sonra kadın gidişatını düzeltirse mesele kalmaz. Eğer nasihatlara aldırmaz da serkeşlik ederse, koca karısının yatağını ter-ketmelidir. Çünkü yatağı ayırmak, kadının serkeşliğine gösterilen açık bir tepkidir. Kadının yatağını terketmek veya yatağını ayırmak, onunla cinsî münasebette bulunmamak demektir. Bundan sonra kadın kendini düzel­tirse yine mesele kalmaz. Fakat serkeşliğinde ısrar ederse, koca karısını,

bir yerini kırmamak ve yaralamamak şartıyla dövebilir. Ayrıca kadının yü­züne de vurmamahdır. Eğer kadının dayakla yola geleceği sözkonusu ise dövmelidir. Dayak bir işe yaramayacaksa veya inat ve öfkesini daha da artıracaksa dövmemek en doğrusudur.

Bu hükümlerin delili şu ayettir:

Serkeşlik etmelerinden korktuğunuz kadınlara nasihat edin. (Fayda vermezse) onlan yataklarında yalnız bırakın. (Bu da fayda vermezse) onları dövün. Eğer size itaat ederlerse, artık incitilmeleri için aleyhle­rinde herhangibir yola başvurmayın. Şüphesiz ki Allah yücedir, bü­yüktür. (Nisa/33) Karı-Koca Arasını Düzeltmek İçin Hakem Tayin Etmek

Karı-koca arasındaki anlaşmazlık ve ihtilaf kendileri tarafından giderilemezse, karı ve kocanın ailelerinden birer hakem tayin edilmelidir. Ancak tayin edilen hakemler karı-kocanm razı olduğu kimselerden ol­malıdır. Hakemler kan-kocanın arasını düzeltmeye çalışırlar, eğer muvaf­fak olurlarsa mesele yok, fakat muvaffak olamazlarsa, karı ve koca, ha­kemlere vekaletlerini verirler, hakemler de onların boşanmalarına karar verirlerse ayrılırlar. Fakat hakemler de ihtilafa düşerse, kadı onların yerine başka hakemler tayin eder. Hu hakemler bir noktada biri esirlerse, karı-koca onların hakemliğine razı olmasalar bile, kadı hakemlerin kararıyla amel ederek kan-kocadan hangisi suçluysa ona tazir cezası verebilir veya birinin hakkını diğerinden alır.

Eğer (karı ile koca arasında) ayrılık olacağından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir, kadının ailesinden de bir hakem gönderin. Eğer bu iki hakem barıştırmayı dilerlerse, Allah eşlerin arasına uyum verir. Doğrusu Allah herşeyi bilendir ve herşeyden haberdardır. (Nisa/34)

Kocanın Huysuzluk Etmesi (=Erkeğin Nüşuzu)

Erkek, karısının haklarına riayet etmez, huysuzluk ederse; kadının nafakasını vermezse, kötü sözler söylerse, kadının yatağına gitmezse, kadın kocasına nasihat etmeli, ona Allah´ın vacib Kıldığı hakları hatırlatmalıdır. Meselâ kocasına şu ayeti okumalıdır:

Ey iman edenler! Kadınlara zoraki bir tarzda varis olmanız size helâl değildir. Kadınlardan açik bir kötülük (zina) görülmedikçe, mehir olarak verdiğinizden bir kısmını almak için onları sıkıştırmanız (da) helâl değildir. Onlarla hoş geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (sabır ve tahammül gösterin). Olabilir ki siz birşeyi hoş görmezsiniz,

fakat Allah o şeyle birçok hayır takdir etmiş olabilir.

(Nisa/19)

Ayrıca kadın, kocasına Hz. Peygamber´in şu sözlerini de hatırlat­malıdır:

Sizin en hayırlınız aile efradı için en hayırlı olamnızdır. Ben aile efradım hakkında sizin en hayırlmızım.[111]

(Ey mü´minler!) Kadınlar hakkında birbirinize hayır ve iyilik tavsiye edin.[112]

Kadın, kendisine zulmeden kocasına nasihat ederek onu zulmün neticelerinden sakındırmahdir. Eğer düzelirse mesele kalmaz, düzel-rnezse, meseleyi kadıya götürmelidir. Çünkü kadı, haklan hak sahiplerine vermek için vardır.

Ayrıca kadın, kocasından hakkını almadıkça kendisini ona teslim et­memelidir.

Kadı, kocaya taksimatta adil davranmasını, kadınlara zulmetmemesini tavsiye edip onu bunları yapmaktan meneder. Eğer koca bu nasihatlara aldırmaz da karısına zulmetmeye devam ederse, kadı bu sefer erkeğe tâzir cezası uygular. Eğer kan-koca arasındaki ihtilaf çoğalırsa, kadı onların aralarını düzeltmek veya onları birbirinden ayırmak üzere karı-kocanın ailelerinden birer hakem tayin eder.

Eğer bir kadın kocasının aldırışsızlığından veya huysuzluğundan korkarsa, aralarında anlaşmaya çalışmalarında üzerlerine bir günah yoktur. Anlaşmak daha hayırlıdır. (Nisa/128)

Boşanma Sebebi Olan Kusurlar

Boşanmaya sebep teşkil eden kusurlar, cinsî münasebete engel olan ve olmayanlar olmak üzere iki kısma ayrılır:

A) Cinsî Münasebete Engel Olan Kusurlar

Cinsî münasebete mâni olan kusurlar, tenasül uzvunun kesik olması, iktidarsızlık, kadının cinsel organının et veya kemikle kapalı olması veya cinsî münasebete mâni olan bir perdenin bulunmasıdır.

B) Cinsî Münasebete Mâni Olmayan Kusurlar

Bu kusurlar, cinsî münasebete mâni olmamakla beraber insanı tik­sindiren veya insana zarar veren hastalıklardır. Bu hastalıklar cüzzam, bedendeki alacalık, delilik gibi hastalıklardır.

Bu kusurlar eşlere nisbeteri üç kısma ayrılırlar:

1. Cüzzam ve beres hastalığı gibi eşler arasında müşterek olanlar.

2. Retka ve karna gibi sadece kadında olanlar.

3. İktidarsızlık ve tenasül uzvunun kesik olması gibi sadece erkekte olanlar.

Eşler Arasında Ortak Olan Kusurlar

Eşlerden biri diğerinde delilik, cüzzam u- beres hastalığı gibi bir hastalık görürse, kendisinde de bu hastalık bulunsa dahi nikâhı feshetme yetkisine sahip olur. Çünkü insan kendisinde ola n bir hastalığa tahammül edebilir, fakat aynı hastalık başkasında c´.ırsa tahammül edemeyebilir.

Bu Kusurlar Nedeniyle Nikâhı Feshetme Yetkisine Sahip Olduğunun Delili

Bu tür kusurlar nedeniyle kocasın, nikâhı feshetme yetkisine sahip olduğunun delili, İbn Ömer´in rivayet ettiği şu hadîstir: “Hz. Peygamber Gıfar kabilesinden bir kadınla evlendi. Zifaf odasına girdiğinde kadının baldırında beres hastalığı gördü, ve kadına ´Elbiseni giy, ailenin yanına dön´ dedi. Kadının ailesine de ´Beni kandırdınız´ dedi”.[113]

imam Şafii, Hz. Ömer´in, delilik ve beres hastalığı nedeniyle nikâhı feshettiğini rivayet etmiştir. Hz. Ömer´in böyle yapması, ancak Rasûlullah´tan duyması veya görmesiyle mümkün olabilir. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Cüzzamh bir kişiden, arslandan kaçar gibi kaçın.[114]

İmam Şafii, el-Umm isimli eserinde şöyle demiştir: ´Cüzzam ve beres hastalığı kocayı karısından tiksindirir. Çünkü hiçbir erkek bu hastalıklara mübtela olmuş bir kadınla yaşamayı istemez´.

Sadece Kadında Bulunan Kusurlar

Koca, karısında cinsî münasebete mâni olan bir kusur gördüğünde nikâhı feshedebilir. Meselâ karısında retka veya karna gören kişi nikâhı feshedebilir. Çünkü nikâhın amacı, cinsî münasebette bulunmaktır.

Sadece Kocada Bulunan Kusurlar

Kadın, tenasül uzvu kesik olan veya iktidarsız olan kocasından boşanma hakkına sahiptir. Maverdî ceb ve anet hastalığından dolayı kadının nikâhı feshetme hakkına sahip olduğunda icma olduğunu söy­lemiştir. Çünkü bunlar nikâhtan gayeyi ortadan kaldırır.

Nikâhtan Sonra Meydana Çıkan Kusurlar

Sözkonusu kusurlardan biri nikâhtan sonra meydana çıkarsa -ister erkekte, ister kadında bulunsun, ister cinsî´münasebetten önce, ister sonra olsun- eşlere nikâhı feshetme yetkisi verir. Ayıp ve hastalığın eski­den beri devam edip gelmesiyle, nikâhtan sonra olması arasında hiçbir fark yoktur.. Her iki durumda da nikâhı feshetme yetkileri vardır. Ancak

i. iktidarsızlık bundan istisna edilmiştir. Bu da kadının nikahı feshetme

hakkını düşürür. Çünkü iktidarsızlık cinsî münasebetten sonra meydana gelmiştir. Nikâhın amacı ise cinsî münasebettir ve burada amaç ger­çekleşmiştir. Ayrıca cinsî münasebet- vö mehir gerçekleşmiş olduğuna göre iktidarsızlık bunlardan sonra ortaya çıkmıştır. Bu da (cinsî münase­bet gerçekleştikten sonra iktidarsızlığın ortaya çıkması da) kadının nikâhı feshetme hakkını düşürür.

Kusurun Tedavi Edilip Giderilmesi

Kadının cinsel organını kapatan et, kemik ve perde gibi engelin ame­liyat ile ortadan kaldırılması mümkün ise, kadın da ameliyata razı olursa. koca nikâhı feshedemez. Çünkü nikâhın feshedilme nedeni ortadan kalkmıştır. Tıpkı bunun gibi giderilmesi mümkün olan delilik, alacalık, cüzzam gibi hastalıklar tedavi edildiğinde, nikâhı feshetmek yetkisi orta­dan kalkar.

Kadının Velisinin Nikâhı Feshetme Yetkisi

Nikâhtan önce kocada bulunan sözkonusu kusurlar nedeniyle kadının velisinin nikâhı feshetme yetkisi vardır. Kadının ayrılmayı iste­memesi hükmü değiştirmez. Çünkü bu kusur nedeniyle kadının velisi de utanmak durumunda kalmıştır.

Fakat cinsî münasebetten sonra kocada meydana gelen herhangibir ayıptan ötürü kadının velisinin nikâhı feshetme yetkisi yoktur. Çünkü bu durumda örfe göre kadının velisi açısından utanılacak bir durum mey­dana gelmiş sayılmamaktadır. Yine akid yapılırken meydana çıkan kusurlar nedeniyle de kadının velisinin nikâhı feshetme yetkisi yoktur. Çünkü burada zarar gören sadece kadındır ve o da buna rıza göstermiştir. Örfe göre kadının velisi açısından utanılacak bir durum meydana gelmiş sayılmaz.

Nikâhı Hemen Feshetmek

Sözkonusu kusurlar bilindiğinde, nikâh feshedilmek isteniyorsa, bu hemen yapılmalıdır. Çünkü kusurlar nedeniyle nikâhı feshetmede mu­hayyerlik vardır; eğer taraflar bu haklarını kullanmak isterlerse hemen iti­raz edip razı olmadıklarını belirtmeli, sonra da hâkim´e giderek nikâhın feshini istemelidirler.

Eğer eşlerden biri diğerinin ayıbını bildiği halde sükût ederse, feshetme hakkını kaybeder. Fakat ayıptan ölürü nikâhı feshetme hakkına sahip olduğunu bilmiyorsa, feshetme hakkı düşmez.

Nikâhı Ancak Kadı Feshedebilir

Koca veya kadın -sözkonusu kusurlardan Ötürü- nikâhı feshedemez. Meseleyi kadı´ya götürüp nikâhın feshini istemek mecburiyetindedirler. Eğer sözkonusu kusur, kadı´nın huzurunda tahakkuk ederse, kadı nikâhın feshine hükmeder.

İktidarsız Kocaya Mühlet Vermek

Kocanın iktidarsız olduğu kadı´nın huzurunda sabit olursa, kadı ona bir sene mühlet vermelidir. Çünkü iktidarsızlığın mevsimler nedeniyle izale olma ihtimali vardır. Eğer bu bir sene zarfında iktidarsızlık izale olursa mesele kalmaz. Aksi takdirde kadı nikâhı fesheder.

Bunun delili şu rivayettir: ´IIz. Ömer, İktidarsız olan kocaya bir yıl mühlet verirdi. Eğer bir yıl içinde düzelmezse, nikâhı feshederdi. Ayrıca hanıma mehirinin verilmesini ve iddel beklemesini emrederdi´.[115]

İktidarsızlığın Sabit Olma Keyfiyeti

Diğer kusurlar ikrar veya doktorun şehadetiyle sabit olur, iktidarsızlık ise ancak kocanın hâkim huzurunda itiraf etmesiyle sabit olur. Eğer kadı kocaya iktidarsız olmadığına dair delil getirme teklifinde bulunur, koca da bundan kaçınırsa ve kadırt da onun iktidarsız olduğuna yemin ederse, iktidarsızlığı sabit olur.

Sözkonusu Kusurlar Nedeniyle Feshedilen Nikâhın Üzerine Terettüb Eden Meseleler

Sözkonusu kusurlardan ötürü nikâh feshedildiğinde, iki mesele vardır:

a. Fesh, cinsî münasebetten önce olmuştur.

b. Fesh, cinsî münasebetten sonra, olmuştur.

Eğer fesh, cinsî münasebetten önce olmuşsa, kadına mehir de mut´a da verilmesi gerekmez. Çünkü kocadaki ayıptan ötürü nikâh feshedilmişse, nikâhı kadın feshetmiş demektir ve bu durumda kocanın mettir ve mut´a verme yükümlülüğü yoktur. Eğer kusur kadında ise yine kadına birşey verilmesi gerekmez. Zira fesh, onda bulunan bir ayıptan dolayı meydana gelmiştir. Bu durumda feshi kadın yapmış gibi olur.

Eğer fesh, cinsî münasebetten sonra, akidde mevcut olan bir ayıptan veya akidle cinsî münasebet arasında meydana gelen bir ayıptan ötürü gerçekleşmişse, cinsî İlişkide bulunan kişi bunu unutmuşsa veya bunun feshe sebep olduğunu bilmiyorsa, kadına mehr-i misil verilmesi gerekir.

Eğer fesh, cinsî münasebetten sonra olmuşsa, kusur da cinsî ilişkiden sonra meydana gelmişse, kadına mehr-i misil verilmesi gerekir. Çünkü mehir, feshe sebep olan ayıptan önce hakedilmiştir.

Koca, Ayıbını Kendisinden Saklayan Hanımından Mehîri Geri Alamaz

Koca, ayıbını kendisinden saklayan hanımından veya hanımının ve­lisinden mehiri geri alamaz. Çünkü nikâhın amacı olan cinsî münasebet zevkini tamamen almıştır.

En doğrusunu Allah bilir.

——————————————————————————–

[1] Buharî/4779; Müslim/1400, (Abdullah b. Mes´ud´dan)

[2] Müslim/1467, (Abdullah b. Amr´dan)

[3] Tirmizî/1080, (Ebu Eyyub´dan)

[4] Tirmizî/1082

[5] Müslim/1402, Tirmm/1083

[6] Ebu Dâvud/2050, Neseî, VI/65

[7] Tirmizî/1085, (Ebu Hüreyre´den)

[8] Buharî/4779, Müstİm/1400, (Abdullah b. Mes´ud´dan)

[9] Müslim/140l

[10] Müslim/2658, (Ebu Hüreyre´den)

[11] Müslim´1218

[12] Müslim .1218

[13] Ebu Dâvud/l664; Hâkim, Müstedrek, (Hâkim hadîsin sahih olduğunu söylemiştir.)

[14] Deylemî, [Bkz. Suyutî, Câmi´us-Sagîf]

[15] Buhari/853, Müslim/1829 ve başka muhaddisler

[16] Ebu Dâvud/35

[17] Ebu Dâvud/3530; Tirmizî/1358

[18] Buharî/2502, Müslim/1444

[19] Buharî/2503, Müslim/l/447

[20] Buhari/4820, Müslim/1408, (Ebu Hüreyre´den)

[21] İbn Hibban

[22] Şevkanî, Neylu´l-Evtar, VI/157; Ebu Dâvud, el-Merasil

[23] Ebu Dâvud

[24] Buharî/2496, Müslim/1433.

[25] Tirmizî/2052

[26] Ibn Mâce, Kitab´ul-Ahkâm; İmam Mâlik, Muvatta

[27] Ebu Dâvud/2134, Tirmizî/1140, (Hz. Aişe´den)

[28] Tirmizî/1084

[29] Buharî/4802, Müslim/1466

[30] Hâkim, 11/163

[31] İbn Mâce/1860

[32] Buharî, Müslim

[33] İmam Ahmed, İbn Hİbban, Hâkim, Müstcdrck, 11/162

[34] Tirmizî/1087, İbn Mâce/1865

[35] Buharî/4833, Müslim/1524

[36] Müslim/1424

[37] İmam Ahmed, V/424, (Ebu Humeyd es-Saidî´den)

[38] Hâkim, 11/166. (Hâkim hadîsin sahih olduğunu söylemiştir.)

[39] Tirmizî/2779. (Tirmizî hadîsin hasen-sahih olduğunu söylemiştir.)

[40] Müslim/2206

[41] Buharî/4848, Müslim/1412, (İbn Ömer´den)

[42] Müslim/1480, Tirmİzî/1135

[43] İbn Mâce/1894

[44] Bkz. Şirbinî, Minhac Şerhi, Kitab´un-Nikâh, IH/138

[45] Buharî/4935, Müslim/1341, (İbn Abbas´tan)

[46] Müslim/1400, (İbn Mes´ud´dan)

[47] Müslim/1406

[48] Buharî/4822, Müslim/1415

[49] Müslim/1409, (Hz. Osman´dan)

[50] Darekutnî, JII/227, (Ebu Hüreyre´den). Başka bir rivayette ´kendini evlendiren kadına tacir deriz´ şeklinde, diğer bir rivayette ise ´Biz ona zaniye deriz´ şeklindedir.

[51] İbn Hibban, Zevaid (Bkz. Meyarid´uz-Zaman)

[52] Ebu Dâvud/2083, Tirmizî/1881, (Ebu Musa el-Eş´arî´den)

[53] Dâvud/2083, İbn Mâce/1881, Tirmizî/1102, (Hz. Aişe´den)

[54] İmam Şafii, Müsned, (sahih bir senedle)

[55] Müslim/1409

[56] Müslim/1419, Tirmizî/2107

[57] Müslim/1421, firmizî/1108, (İbn Abbas´tan)

[58] Müslim ve Tirmizî

[59] Ebu Dâvud/2083, Tirmi7.î/1102

[60] Tirmizî/1102

[61] İbn Hibban/1247, (Bkz. Mcvarid´uz-Zaman)

[62] Tirmizî/1144, Ebu Dâvud/2238

[63] Tirmizî/1142. Bu hadîs hakkında Tİrmizî şöyle demiştir: ´Bu hadîsin senedi hakkında söylenti vardır. Bazı âlimlerin ameli bu hadîs üzeredir. Kadın müslüman olduktan sonra, iddetini doldurmadan kocası da müslüman olursa, iddette olduğu sürece daha çok kocasının hakkıdır. Mâlik, Evzâî, Şafii, Ahmed ve İshak´m kavli budur´.

[64] Buharî/4741, Müslim/1425

[65] Buhari/4741, Müslim/1425

[66] Tirmizî/1113

[67] Tirmizî/11l4, imam Ahmed ve Sünen sahipleri

[68] İmam Mâlik, Muvatta, U/526

[69] Tirmizî/1145, Ebu Dâvud/2114

[70] Buharî/444

[71] İmam Ahmed, VI/82, (Hz Aişe´den)

[72] Ebu Dâvud/2117

[73] Buhari/4860, Müslim/1427

[74] Tirmizî/lll4

[75] Tirmizî/1102

[76] Müşlim/l436, Buharî/-4897

[77] Müslim/1436

[78] Müslim/1218

[79] Müslim/1218

[80] Tirmizi114l, .İbn Mâce/1969, Ebu Dâvud/2133, (Ebu Hüreyre´den)

[81] Tirmizî/1140, Ebu Dâvud/213´f ve diğer muhaddisler

[82] Müslim/1457, (Hz. Aişe´den)

[83] Tirmizî/1091,. Ebu Dâvud/2130, İbn Mâce/1905

[84] İbn Mâce/1895, Tirmizî/1088, (Hz. Aişe´den)

[85] Tirmizt/1088, (Muhammed b. Hâtib el-Cümeh den)

[86] 4 Tirmizî/1089, (Hz. Aişe´den)

[87] Buharî/4867

[88] Buharî/14l, Müslim/1434, (İbn Abbas)

[89] Buharî/4877, Tirmizî/1090, Ebu Dâvud/3744, İbn Mâce/1909

[90] Müslim/1428

[91] Buhari/4872, Müslim/1427

[92] Buharî/4878, Müslim/1429, (İbn Ömer´den)

[93] Müslim/1432

[94] Müslim/1432

[95] Tirmizî/1097, (İbn Mes´ud´dan)

[96] İmam Ahmed, V/28

[97] Hâkim, Müstedrek, IV/288

[98] Müslim/1430, (Câbir´den)

[99] Müslim/1431, (Ebu Hüreyre´den)

[100] Tirmizî/l14l, Ebu Dâvud/2133, (Ebu Hüreyre´-

[101] Tirmizİ/ll40, Ebu Dâvud/2134

[102] Ebu Dâvud/2135, Hâkim, 11/186

[103] Müslim/1461, Buharî/4916

[104] Müslim/1460

[105] Buhari/4914, Müslim/1463

[106] Buharî/3910, Müslim/2770

[107] Daha önce geçmişti. Müslim´in diğer bir rivayetinde İse ´Nefsimi elinde tutana yemin ederim ki kocası hanımını yatağına davet ettiği halde hanımı gelmezse, kocası o kadından razı oluncaya kadar Allah o kadına gazap eder´ şeklindedir.

[108] Buharî, Kitab´un-Nikâh; Müslim, Kitab´un-Nikâh; İmam Ahmed, IV/381, İbn Mâce/1853

[109] Tirmizî/ll6l, İbn Mâce/1854

[110] Daha önce geçmişti.

[111] Tirmizî/3892, (Hz. Aişe´den)

[112] Buharî/4890, Müslim/1468, (Ebu Hüreyre´den)

[113] Reyhakî V1I/214

[114] Buharî/5380

[115] Beyhakî, VI1/226

Share.

About Author

Leave A Reply