Vakıf

0

Vakfın Tarifi

Vakfın lügat mânâsı, birşeyi hapsetmek, durdurmaktır. Vakfın ıstılahı mânâsı ise bir malın menfaatinin halka tahsis edilerek mülkiyetinin ferdî olmaktan çıkarılması ve Allah´ın mülkü haline getirilmesidir.

Vakfın Meşruiyetinin Delili

Kur´an ve Sünnet, vakfın meşruiyetine delâlet etmektedir. Hatta vakıf şer´an teşvik edilen, Allah´a yaklaştıran bir iştir. Vakfın Kur´an´dan delili şu ayetlerdir:

Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) infak etmedikçe asla iyiliğe (=birr´e) ermiş olmazsınız. İnfak ettiğiniz herşeyi Allah kesinlikle bi­lendir.

(Âlu İmran/92)

Enes b. Mâlik şöyle rivayet ediyor: ´Siz sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) infak etmedikçe iyiliğe (=birr´e) ermiş olmazsınız´ ayeti inince (üvey babam) Ebu Talha, Rasûlullah´a gelerek dedi ki:

– Ey Allah´ın Rasûlü! Allah Tebareke ve Teâlâ kendi kitabında ´Siz sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe (=birr´e) ermiş ol- . mazsınız´ buyuruyor. Mallarımın bana en sevgili olanı da Bîruhâ´dır. [Ravi Enes b. Mâlik şöyle diyor: ´Bîruhâ,- mescidin karşısında bir bahçe idi. Rasûlullah, bu Bîruhâ denilen bahçeye girer, orada gölge­lenir ve onun içindeki güzel sudan içerdi´]. İşte bu Bîruhâ bahçesi aziz ve celil olan Aîlah ve O´nun Rasûlü yoluna sadakadır. Ben bu sadakamın hayrını ve ahiret azığı olmasını ümit ediyorum. Ey Allah´ın rasûlü! Sen bu bahçemi, Allah´ın sana gösterdiği yere sarfet.

Güzel, ey Ebu Talha! Bu, sahibine kazanç getiren bir maldır. Biz bu malı senden kabul ettik ve onu tekrar sana verdik. Sen onu en yakın akrabalarına sarfet.

Ebu Talhada onu akrabaları üzerine sadaka yaptı. Akrabaları arasında Ubey b.´Ka´b ve Hasan b. Sabit de vardı.[1]

Vakfın meşruiyetine delâlet eden ayetlerden biri de şudur:

Ne iyilik yaparlarsa asla karşılığı kaybolmayacaktır. Allah sakınanları bilendir.

(Âliİmran/115)

Ayetin metninde geçen hayr geneldir ve tüm hayırları kapsar. Vakıf da o hayırlardan birisidir. Vakfın meşruiyetine delâlet eden hadîslere ge­lince, bu hususta birçok hadîs vardır. Biz onlardan bazılarını nakle­deceğiz.

– İnsan ölünce, kendisinden bütün amelleri kesilir. Ancak üç şeyden (ötürü) amel kesilmeyip (lehine sevap) devam eder: Devam eden sa­dakadan, faydandan bir ilimden, kendisine dua eden iyi bir

evlattan.[2]

Hadîste belirtilen ´devam eden sadaka´, âlimler tarafından vakfa hamledilmiştir. ´İyi bir evlat´, Allah´ın ve insanların hukukuna riayet eden evlat demektir,

İbn Ömer şöyle rivayet etmektedir: “Ömer b. Hattab, Hayber´de bir araziye nail olmuştu. Birgün bu arazi hususunda kendisiyle istişare etmek için-Peygamber´e geldi ve ´Ey Allah´ın Rasûlü! Ben Hayber´de bir araziye sahip oldum ki kendi nazarımda ondan daha kıymetli bir mala asla nail olmamışımdır. Bu mal hususunda bana ne emredersin ´ diye sordu. Rasûlullah ´Eğer istersen aslını hapsedersin (vakfedersin), mahsûlünü de sadaka yaparsın´ buyurdu. Ömer onun aslını (kökünü) alınıp satılmamak, miras olmamak ve hibe edilmemek üzere tasadduk etti. Gelirinden de fakirlere, hısımlara, mükâteb (kendi hürriyetini satın alma mukavelesi yapmış olan) kölelerin hürriyete kavuşturulmasına, Allah yolundaki işlere, yolculara, konuklara tasadciukta bulundu. Onun idaresini üzerine alan kimseye, mal toplamamak şartıyla örf çerçevesinde

ondan yemesinde ve bir arkadaşına yedirmesinde üzerine bir günah yoktur”.[3]

İbn Şirin, vakfedilen mal hakkında ´Onu kendine mal edinmeksizin başka yerlere sarfedebilir´ demiştir.

Hayber fethedilip de araziler taksim edilirken Hz. Ömer´e de bu arazi düşmüştü. Meşhur olan görüşe göre Hz. Ömer´in bu vakfı, İslâm´da yapılan ilk vakıftır.

Vakıf, sahabîler arasında yaygındır. Hatta Cabir ´Sahabîlerden servet sahibi ölüp da vakıf yapmayan hiç kimse yoktur´ demiştir.

İmam Şafii de ´Kulağıma geldiğine göre Ensar´dan seksen sahabî, ha­ram olan sadakalarla tasadduk etmişlerdir´ demiş ve arkasından ´Haram olan sadakalardan maksat vakıftır´ diye ilave etmiştir.

Vakfın Meşruiyetinin Hikmeti

Vakfın meşru olduğunu, hatta Allah´a yaklaştırıcı ve sevap olan bir ibadet olduğunu söylemiştik. Şimdi vakfın hikmet ve faydalarını beyan edelim:

1. Malını Allah yolunda vakfettiğinden ötürü, mü´mini Allah´a yaklaştırır.

Mü´min bundan dolayı bol sevaba nail olur ve onun gözünde hayırlı amellerden daha sevimli hiçbirşey olmaz,

2. Mü´minin Allah´a kul olduğunun, Allah´ı sevdiğinin alâmeti olur.

Allah Teâlâ´nın muhabbetine ancak hayırlı ameller sayesinde nail olunabilir.

Sevdiğiniz şeylerden (Allah, yolunda) infak etmedikçe asla iyiliğe (=birr´e) erişmiş olmazsınız. (ÂIu İmran/92)

3. Vakfı sayesinde vefat eden mü´minin amelleri kesilmeden devam eder.

Mü´min ölüp de amelleri kesildiğinde, vakıf sayesinde ameli devam ederek sevabı ruhuna gider. Ölen mü´minin ameli, vakıftan başka salih bir evlat veya faydalanılan bir ilim bırakmakla da devam eder.

4. Vakıf sayesinde müslümanların ihtiyaçları karşılanır, îslâmî masla­hatlar yerine getirilir.

Meselâ camiler, medreseler bina edilir. Âlimlerin ihtiyaçları karşılanır, imamlar ve müezzinler gözetilir. İlimlerin ihya edilmesi için zemin hazırlanır. Fakir, miskin, yetim ve yolda kalmışların ihtiyaçları yerine geti­rilir. Allah hakikati daha iyi bilir.

Vakfın Rükûnları
.

Vakfın dört rüknü vardır:

1. Vakfeden kişi

2. Vakfedilen mal (mevkuf) . ´

3. Kendisi için vakfedilen (mevkiifun-aleyh)

4. Vakıf sigası

Bu rükûnlann da şartlan vardır. Şartlar tahakkuk ettiğinde vakıf kur rulmuş olur. Şimdi her rüknün şartlarını zikredelim:

1. Vakfeden Kişi
. .

Vakfın şer´an sahih olması için vakfeden kişide şu şartların bulun­ması gerekir: ,

A. Vakfeden kişinin sözü muteber olmalıdır.

Vakfeden kişi hür, baliğ ve akıllı olmalıdır. Bu bakımdan kölenin vakfetmesi sahih olmaz. Çünkü kölenin mülkü yoktur veya efendisine aittir. Çocuğun ve delinin de vakfı sahih olmaz, hatta velileri onların ye­rine vakfetseler de hüküm değişmez. Zira çocuk ile delinin sözü şer´an muteber değildir. Ayrıca çocuk ve delinin velilerinin, onlar adına vakfet­mesi caiz değildir.

B. Vakfeden kişide teberru yetkisi olmalıdır.

Sefihlikten ötürü hacr altına alınan bir kişinin vakfı sahih olmaz. İflas eden bir kimsenin de vakfı sahih olmaz. Çünkü bunların, mallarında tasarruf etme yetkileri yoktur. Bu bakımdan onların teberru etmesi sahih olmadığı gibi, mallarını kendilerine teslim etmek de caiz değildir. Bunda sefihin ve müflisin alacaklılarının maslahatı vardır.

Sefihlere, Allah´ın sizin için geçim kaynağı olarak kıldığı mallarını sakın vermeyin!

(Nisa/5)

İmam Şafii sefih kelimesini ´Malını haram yollarda sarfeden israfçı bir kişi´ şeklinde tefsir etmiştir.

Allah Teâlâ´nın ´Allah´ın sizin için geçim kaynağı olarak kıldığı mal­larınızı sefihlere vermeyin1 sözünden maksat, o malların müslümanlarm tasarrufunda, onların geçim kaynağı olduğudur.

Allah Teâlâ bu ayette malı -mal sefihlerin olduğu halde- sefihlerin velisine nisbet etmiştir. Çünkü mal velilerin tasarrufundadır. Veliler, o mallan çalıştınr, muhafaza eder ve sefihlerin ihtiyaçlarını karşılarlar.

Ka´b b. Mâlik şöyle rivayet ediyor: “Hz. Peygamber, Muaz b. Cebel üzerine hacr koydu ve onun malını borçlarından ötürü sattı, alacaklılara dağıttı. Satılan mal, borcun 5/7´ine tekabül etti. Hz. Peygamber, ala­caklılara ´Artık sizin için bundan fazlası yoktur1 buyurdu”.[4]

C. Vakfeden kişi, kendi irade ve gönlüyle vakfetmiş olmalıdır. Vakıf yapmaya zorlanan kişinin yaptığı vakıf sahih olmaz.

Ölüm Halindeki Kişinin Vakfı

Sa´d b. Ebî Vakkas´tan şöyie rivayet edilmektedir: Veda Haccında ölüme yaklaştığım bir hastalıktan dolayı Rasûlullah beni ziyarete geldi. Ben dedim ki:

– Ey Allah´ın Rasûlü! Görmekte olduğunuz şu hastalık, bende bu de­receye varmıştır. Ben servet sahibiyim. Bir tek kızımdan başka .da vâ­ris olacak kimsem yoktur. Bu bakımdan malımın 2/3´sinİ tasadduk edeyim mi

– Hayır, tasadduk etme!

– Yarısını edeyim mi

– Hayır! 1/3´ini tasadduk et, hatta 1/3 de çoktur. Ey Sa´d! Senin, vâris­lerini zengin bırakman, onları muhtaç ve halka (sadaka için) ellerini açar bir halde bırakmandan daha hayırlıdır.[5]

Kâfir Bir Kişinin Vakfı

Şafii mezhebi uleması şöyle demiştir: ´Kâfirin vakfı -cami için de olsa, vakfın Allah katında bir hayır olduğuna inanmasa da- sahihtir. Çünkü kâfir, teberru etmeye yetkilidir. Kâfir, verdiği sadaka ve nafakadan ötürü dünyada mükâfat görür, fakat ahirette hiçbir mükâfatı yoktur´.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Şüphesiz Allah mü´mine hiçbir haseneyi eksik mükâfatlandırmaz. Mü´mine, hasenesinin karşılığı hem dünyada verilir, hem de ahirette onunla mükâfatlandırılır. Kâfire gelince, o, dünyada iken Allah için (Allah´ın çalışma kanununa uygun olarak) yapmış olduğu amellerin, güzel olmaları (başarılan ve kazançları) sebebiyle doyurulur. Nihayet ahirete gittiği zaman kendi lehine mükâfatlanabileceği hiçbir hasenesi kalmaz.[6]

2. Vakfedilen Mal

Vakfedilen malda bulunması gereken şartlar şunlardır:

A. Malın, bizzat kendisi vakfedilmelidir.

Malın bizzat kendisi değil de kârı vakfedilirse, sahih olmaz. Bu kârın sürekli veya geçici olması hükmü değiştirmez. Meselâ bir evin kirası, bir yıllığına veya ebedî olarak vakfedilse, bu vakıf sahih kabul edilmez. Bunun nedeni, malın asıl, kârının (menfaatinin) fer olup fer´in daima asl´a (köke) tabi olmasıdır. Malın aslı, vakfedenin mülkü olarak kaldıkça, menfaati de onun mülkünde sayılır. Malın menfaati, malın aslından ayrılmaz.

Vakfedilen mal, belli değilse, vakıf sahih olmaz. Meselâ iki evinden veya iki arabasından birini tayin etmeden (hangisini vakfettiğini belirtme­den) vakfeden kişinin vakfı sahih kabul edilmez. Çünkü vakfedilen mal belli değildir. Böyle bir vakıf ciddiyetten uzak bir şaka mahiyetindedir.

B. Vakfedilen mal, vakfedenin sahip olup devredeceği bir mal ol­malıdır.

Buna binaen insanın elinde olmayan bir malı vakfetmesi sahih ol­maz. Çünkü kişinin vakfettiği mal onun mülkünden çıkar. Kişinin sahip olmadığı bir malın elinden çıkması mümkün olmadığına göre, böyle bir vakıf boş ve bâtıldır. Hür bir insanın kendisini vakfetmesi de bu türdendir. Çünkü kişinin nefsi, kendisinin mülkü değildir. Kişinin mülkiyeti Allah´a aittir.

Annenin, karnındaki çocuğu vakfetmesi de sahih olmaz, ancak an­nesi vakfedilirse, çocuk da onunla beraber vakfedilmiş olur. Çünkü anne karnında bulunan çocuğun, kimseye faydası olmaz. Anne vakfedilirse, karnındaki çocuğu da onunla beraber vakfedilmiş olur ve bu vakıf sahihtir. Böyle bir vakfın faydası olur.

Bina yapmaya elverişli olmayan bir arsayı, giyilmeyecek yırtık bir el­biseyi vakfetmek de sahih olmaz. Çünkü vakfedilen malın bir faydası ol­malıdır.

C. Vakfedilen malın, gelir sağlayan bir mal olması gerekir.

Vakfedilen şeyin, yemek ve benzerleri´ gibi bizzat asıllarının yendiği mallardan olması halinde vakıf sahih olmaz. Çünkü vakfedilen şeyin, hiç olmazsa bir müddet kiraya verilip gelir getirmesi lâzımdır. Bir anda yeni­lip tüketilen yiyecekler ve benzerlerini vakfetmek caiz değildir. Bunlar ancak sadaka olarak verilir.

Bir araba veya bir hayvanı vakfetmek sahihtir. Her ne kadar bunlar­dan sürekli gelir sağlanamasa da bunlar kiraya verilerek bir müddet gelir sağlanabilir. Vakfın sahih olması için ebedî gelir getirmesi şart değildir. Zira araba trafik kazasında heder olabilir, hayvan da hastalanabilir veya ölebilir. Vakfın sahih olması için, malın bir müddet gelir getirmesi yeterli­dir.

Vakfın sahih olması için vakfedilen maldan hemen gelir sağlamak şart değildir. O maldan ileride faydalanmak mümkünse vakıf sahih olur. Bir hayvan yavrusu vakfedilirse, vakıf sahih olur. Çünkü ileride o hay­vandan faydalanılabilir.

D. Vakfedilen malın masiyete vesile olacak bir mal olmaması gerekir.

Çalgı aletleri ve benzerleri gibi masiyete vesile olacak malların vakfe-dilmesi sahih olmaz. Çünkü vakıf insanı Allah´a yaklaştıran bir hayır işidir. Masiyet (günah) ise ona ters düşer.

Halife´nin Beyt´ul-Mal´dan Vakfetmesi

Şafii mezhebi ulaması, halifenin beyt´ul-mal´dan (devlet arazisinden) vakfetmesini caiz görmüşlerdir. ´Vakfedilen mal vakfedenin mülkünde olmalıdır´ şartı burada aranmamış, halife için istisna yapılmıştır. Halİfe´nin -beyl´ul-mal´daki malların sahibi olmamasına rağmen- vakfetmesini caiz görmüşler ve buna delil olarak da Hz. Ömer´in Irak arazisini vakfetmesini göstermişlerdir.

İmam Nevevî er-Ravza isimli eserinde şöyle demiştir: ´Eğer halife -Hz. Ömer´in yaptığı gibi- ganimet arazisini vakfetmeyi münasip görürse, ganimet sahipleri de buna -para karşılığı veya parasız- razı olurlarsa vakfedebilir´.

Akarları Vakfetmek

Akarların vakfedilmesi caizdir. Bunlar ister arazi, ister ev, ister ticaret­haneler, ister kuyular, ister çeşmeler olsun, gelir getiriyorlarsa veya ileride getirmeleri mümkünse vakfedilebilirler. Hem Kur´an, hem Sünnet, hem de ashabın fiilleri bunun caiz olduğuna delâlet etmektedir.

Cabİr´in ´Sahabîlerden servet sahibi olup da vakıf yapmayan hiç kimse yoktur´ dediğini nakletmiştik.

İmam Şafii´nin de ´İşittiğime göre Ensar´dan seksen kişi vakıf yapmıştır´ dediğini zikretmiştik.

Müslümanların vakfettikleri şeylerin çoğunun araziler, evler, kuyular ve mallar olduğu malumdur.

Menkul Malların Vakfedilmesi

Hayvan, araba, savaş aletleri, elbise, hah, kilim, mutfak eşyaları ve kitaplar gibi menkul mallan vakfetmek caizdir. Menkul malların vakfedil-mesinin caiz olduğunun delili şu hadîslerdir:

Kim Allah´a iman ederek, vaadini tasdik ederek bir atı Allah yolunda vakfederse, atın yemesi, içmesi, dışkısı, kıyamet günü onu vakfedenin mizanında hasenat olur.[7]

Halid´e gelince, siz ona zulmediyorsunuz. Halid zırhlarını, bütün savaş aletlerini ve hazırlıklarını Allah yolunda vakfetmiştir.[8]

Ortak Bir Malın Vakfedilmesi

Ortak mal ister menkul, ister gayr-i menkul olsun, ister ortaklardan biri,! ister hepsi vakfetmiş olsun, mallar birbirinden ayrılamayacak şekilde kanşıksa vakıf caiz olur.

İbn Ömer şöyle rivayet etmektedir: Ömer (b. el-Hattab), Rasûlullah´a gelerek dedi ki:

– Hayber (gazası sonunda, ganimet taksimin)de bana isabet eden 100 hisse, şimdiye kadar hiç sahip olmadığım derecede güzel. Ben onu tasadduk etmek istiyorum.

– Aslını vakfet, mahsulünü de Allah yolunda tasadduk et![9]

Enes b. Mâlik söyler rivayet ediyor: “Rasûlullah Medine´ye geldiği zaman mescid yapılmasını emretti ve ´Ey Neccar oğulları! Şu arsanızın bedelini bana söyleyiniz´ dedi. Onlar da ´Olmaz vallahi, biz onun bede­lini ancak Allah´tan isteriz´ dediler”.[10]

Hatib Şirbinî, İmam Nevevî´nin el-Minhac isimli eserine yazdığı şerhte şöyle diyor: ´Ümmet-i Muhammed, hasır ve kandilleri camilere vakfetmek hususunda ittifak etmişler,, hiç kimse de buniann vakfedilmeyeceğini söylememiştir1.

3. Kendisine Vakıf Yapılan
.

Kendilerine vakıf yapılanlar iki kısma ayrılır: üa a. Belirli bir kişi veya kişiler , .

b. Belirli olmayan kişiler; (meselâ fakirler)

a. Kendisine Vakıf Yapılan Belirli Kişide Bulunması Gereken Şartlar

Üzerine vakıf yapılan belirli ise, ister kişi, ister birçok kişi olsun, şu şartlara sahip olması gerekir:

Vakıf yapılan kişi, ona sahip olacak durumda olmalıdır; yani kendi­sine vakıf yapılan kişi, hâlihazırda mevcut olmalıdır. Meselâ kişinin doğacak çocuğuna vakıf yapması caiz olmaz. ´Falan adamın evladından gelen fakirlere vakfedilmiştir´ dendiğinde, eğer o adamın vakıf yapılırken fakir evlatları yoksa, yapılan vakıf sahih olmaz. Cenin, ölü, hayvan ve ev üzerine vakfetmek de sahih olmaz. Çünkü üzerlerine vakıf yapılanların, vakfa sahip olacak durumda olmaları şarttır. Buna binaen mushafîan ve kitapları müsfüman olmayan bir kişiye vakfetmek sahih olmaz. Çünkü müslüman olmayan kişinin bunları mülk edinmesi caiz değildir. Kişinin kendi nefsine asaleten vakıf yapması da sahih olmaz. Çünkü bunun bir anlamı yoktur. Bu tahsil-i hasil´dir (olan bir işi ikinci defa oldurmak kabı-ündendir). Zira vakfettiği mal zaten kendisinin mülkündedir, onu kendi­sine vakfetmekle yeni birşey yapmış olmaz. Bu yüzden böyle bir vakıf caiz değildir.

Kâfir Üzerine Vakfetmek

Şafii mezhebi uleması, kâfir belirli bir zımmî olursa, vakıf da mâsiyete vesile olmazsa, kâfir üzerine vakıf yapmanın caiz olduğunu kabul etmişlerdir. Çünkü zımmî´ye sadaka vermek caizdir. Öyleyse zımmî üzerine vakıf yapmak da caiz olur. Ancak zimmî´ye vakıf yapılırken onun kiliseye hizmet etmesine binaen yapılırsa, bu vakıf kilise´ye vakıf yapmak gibidir ve caiz değildir. Çünkü bu, vakfın meşruiyetine ters düşer. Muahid (anlaşmalı) ve müstemm (canını kurtarmak şartıyla teslim olan) kimse üzerine vakıf yapmak da tıpkı zımmî´ye olduğu gibi caizdir. Ancak bu vakfın sahih olması, onların İslâm diyarında kalmalanyla kayıtlıdır. Onlar İslâm diyarında kaldıkları sürece vaadleri geçerlidir. Harbî kâfir ile mürted bir kişi üzerine vakıf yapmak caiz değildir. Zira harbî kâfir ile mürted böyle kaldıkları sürece, yakalandıkları yerde Öldürülürler. Oysa vakıf câri bir sadakadır. Bu nedenle sürekli olmaya.ı bir vakıf sahih olmadığı gibi, sürekli aynı durumda bırakılmayacakların üzerine de vakıf yapmak sahih olmaz. Çünkü şeriat harbî kâfirin ve rnürted´in yakalandıkları yerde öldürülmelerini emretmiştir.

Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur;

Allah´tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed´in Allah´ın Rasûlü olduğuna şehadet, namazı ikame ve zekâtı da eda edinceye kadar insanlarla muharebe etmekle emrolundum. Onlar bunları yapınca kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak

İslâm´ın hakkı mukabili olmak müstesna! İnsanların (gizli işlerinden doiayı olan) hesaplan da Allah´a aittir.[11]

Dinini değiştiren kimseyi öldürün.[12]

b. Belli Olmayan Şey Üzerine Vakıf Yapmanın Şartları

Fakirler, mescidler, medreseler ve benzerleri gibi belli olmayan şeyler için yapılan vakfın sahih olması bir şarta bağlıdır, o da yapılan vakfın mâsiyete vesile olmamasıdır. Oysa vakıf Allah´a yaklaşmak amacıyla meşru kılınmıştır, vakıf ile rnasiyet birbirine zıddır. Buna binaen vakfın geliri, kâfirlerin mabedlerine, kiliselerine, havralarına ve onların bakıcılarına hiçbir şekilde sarfedilemez.

Fitnecilere, yol kesicilere silah vakfetmek de caiz değildir. Zira burada mâsiyete yardım sözkonusudur.

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki fakirler, âlimler, kurralar, mücahidler, Kabe, mescidler, medreseler, hastahaneler, ölülerin kefenlenmesi, İslâm ülkesinin sınırlarının korunması için vakıf yapmak şer´an caizdir, hatta müstehabdır. Bunların delili, vakfın meşruiyetine delâlet eden umumi delillerdir. Bunları Vakfı Teşvik Eden Deliller bölümünde zikretmiştik.

Ölüm Döşeğindeki Kişinin Vakfetmesi

Ölüm döşeğinde olan bir kişinin, malının üçte birinden fazlasını vak­fetmesi caiz değildir. Zira mirasçıların haklarının da gözetilmesi gerekir. Malının 1/3´ni veya daha azını vakfetmesi ise, kendisinin maslahatı (vakıf sayesinde ölümünden sonra da ecrinin devam etmesi) gözetilerek caiz kabul edilmiştir.

Zenginler İçin Vakıf Yapmak

Zenginlere sadaka vermek caiz olduğuna göre, zenginler için vakıf yapmak da caizdir. Zenginlere ^yapılan vakıfta masiyet olmadığı gibi, onlar mülk edinmeye de ehildir.

Fakirlik ile Zenginliğin Sınırı

Bir kişi, bir evi vakfederek ´Bu evin geliri fakir ve zenginlere vakfe-dilmiştir´ dese, bu caizdir. Şimdi fakirlik ve zenginliğin sınırını izah ede­lim.

a. Fakir

Vakıfın gelirinden faydalanacak fakir şöyle tarif edilmiştir: ´Kendisine zekât düşen kişi fakirdir´. Fakirin zekât alması caiz olduğu gibi, vakfın ge­lirinden faydalanması da caizdir. Kendisine zekât düşmeyen kişi, fakirlere vakfedilen vakfın gelirinden faydalanamaz. Fakat vakfın geliri miskinlere sarfedilebilir. Çünkü miskinler, fakirlere göre daha iyi durumda olmalarına rağmen zekât alabilirler. Geçimi, kocası tarafından karşılanan kadına, nafakaları babalan tarafından karşılanan çocuklara zekât düşmediği gibi, onlara vakfın gelirinden sarfetmek de caiz olmaz.

b. Zengin

Zenginlik şöyle tarif edilmiştir: ´Kendisine malından, azığından, çalışmasından veya nafakasını başkasının vermesinden dolayı zekât düşmeyen kişi zengindir´.

Hayır İçin veya Allah Yolunda Vakfetmek

Bir kişi ´Şu arazimin gelirini hayır İçin (veya hayır ve hasenat için veya sevap olan hususlarda) sârfedilmek üzere vakfediyorum´ derse, ara­zinin gelirinden kimler istifade eder

Böyle bir vakfın gelirinden, vakıf yapanın akrabaları yararlanır. Vakıf yapanın akrabaları yoksa mtiellefet´uMailub ve zekât memurları hariç kendilerine zekât düşen altı sınıf yararlanır. . . .

Eğer vakıf yapan kişi ´Allah yolunda vakfediyorum´ derse, bu vakfın gelirinden ancak savaşan ve zekât ehli olan gaziler istifade edebilirler. Fakat vakıf yapan kişi ´Allah yolunda, hayır için ve sevap için vakfediyo­rum1 derse, bu vakfın gelirinin 1/3´i gazilere, 1/3´i vakıf yapanın akraba­larına, 1/3´î de müellefet´ul-kulub ve zekât memurları hariç, zekât ehli olan diğer altı sınıfa sarfedilir.

Mescidlerin Süslenmesi ve Kabirlerin Tamiri İçin Vakıf Yapmak

Fakihler, mescidlere nakışlar yapıp onları süslemek için vakıf yap­manın caiz olmadığını söylemişlerdir. Yine onlara göre kabirlerin tamiri için vakıf yapmak da caiz değildir. Kabirlerdeki ölüler çürüyüp gittikleri için, mal faydasız bir yere sarfedilerek telef edilmiş olur. Fakihlerin bu sözleriyle günümüz müslümanlarının avamının yaptıkları arasında hiçbir münasebet yoktur. Günümüzde avam halkın yaptıklarına, bugünkü âlim­ler neredeyse ´çok güzel´ diyecek kadar hoş görüp seslerini çıkarmamaktadırlar. Bugün halk, zengin ve fakirlerden topladıkları mallarla, vakıfların gelirleriyle camileri süslüyor, nakışlar yapıyor, minberi veya mihrabı boyuyorlar. Fakat bunun Allah katında buğzedilen bir israf olduğunu, namaz kılanların kafa ve kalplerini karıştırdığını, mal zayi etmek olduğunu bilmiyorlar. Sanki onlar şu ayeti hiç duymamışlardır:

Mü´minler felaha ermişlerdir; onlar namazlarında huşu (Allah kor­kusu ve heybeti ile tevazu) içindedirler. (Mü´minûn/1-2)

Camileri süslemek israf olduğu gibi, kabirleri tamir etmek, onların üzerine türbe ve zaviye gibi şeyler yapmak da israftır. Kabirlerin üzerine yapılan türbe ve zaviyelere bakan, bunların kabir değil köşk olduğunu zanneder. Sanki kabirdekiler hayatta imiş de bu binalardan istifade edi­yorlarmış gibi, insanların bazıları mallarını kabirlerin üzerine bina yapmak için sarfediyorlar. Bununla da yetinmiyorlar, öldüklerinde kabir­lerinin büyük ve güzel yapılmasını vasiyet, ediyorlar. Bu tür vasiyetler bâtıldır, bu tür şeyler için vakıf yapmak da bâtıldır.

İmam Nevevî el-Minhac adlı eserinde şöyle diyor: ´Kabirleri kireçle­mek, kabir üzerine bina yapmak ve yazı yazmak mekruhtur. Allah için vakfedilen bir kabristanda böyle şeyler yapılırsa, bunların kadı tarafından yıktırılması gerekir1.

Hatib Şirbinî de Muğni´I-Muhtaç isimli eserinde şöyle demektedir: ´Kabir üzerine yapılan binanın yıkılması gerekir. Çünkü bunlar halkın mezarlığını daraltır. Bu binaların kubbe şeklinde veya ev şeklinde olması veya mescid olması arasında bir fark yoktur. Müslümanların umumi kab­ristanında yapılan bu tür binaların yıkılması gerekir1.

Kâfirlerin Kendi Mabedleri İçin Vakıf Yapması

Bir müslümamn, kilise ve benzeri mabedler için vakıf yapmasının caiz olmadığını, çünkü mâsiyet olduğunu söylemiştik. Bir zımmînin de kilise ve benzeri mabedler için vakıf yapmasını caiz görmüyoruz. Ancak bunu kendi şeriatımızla amel etme açısından, kendi itikadımıza göre söy­lüyoruz; yani bir zımmî, bize böyle bir dava getirir de hükmünü sorarsa, kilise veya havra için vakıf yapmasının caiz olmadığını söyleriz. Fakat bize böyle bir dava getirip fetva istemezlerse, onların yaptıkları vakfa karışmayız, onları dinleriyle başbaşa bırakırız. Hz. Peygamber´in bi´setin-den önceki kiliselerin yaptıkları vakıflara hiçbir şekilde müdahale etmeyiz, onları iptal etmeyiz, oldukları gibi bırakırız.

4. Vakıf Sigası

Siga kişinin maksadını başkalarına bildiren söz (ibare) veya dilsizin İşareti ve yazısı gibi aynı amaca yönelik şeylerdir. Siga, mutlaka gereklidir, çünkü sigasız vakıf gerçekleşmez.

Uüyük Şafii Fıkhı Sığanın Kısımları

Siga sarih ve kinayî olmak üzere iki kısma ayrılır. A. Sarih (açık) siga

Sarih siga, kasdedilen mânâdan başka bir mânâya gelme ihtimali ol­mayan sigadır. Meselâ ´Evimi fakirler için vakfettim´ veya ´Evim fakirler için vakfedil m iştir´ veya ´Evimi fakirler için başkasının istifadesinden alıkoydum´ veya ´Evimi fisebilillah kıldım´ gibi ibareler sarih sigadır. Böyle sarih sığalar kullanan kişinin, vakfın sahih olması için ayrıca niyet etmesine gerek yoktur. Akidlerde, siganın sarih şekilde söylenmesi yeterlidir,

B. Kinayî lafızlar

Kinayî lafızlar, kasdedilen mânâya da, başka bir mânâya da gelebile­cek lafızlardır. Meselâ ´Benim malım fakirler üzerine sadakadır´ veya ´Malımı fakirler için başkasına haram kıldım´ veya ´Malımı fakirler için ebedî kıldım1 gibi ibareler, kinayî lafızlardır. Konuşabilen bir kişinin yaz­ması da kinayî lafızlardan sayılır. Akidlerde olduğu gibi kinayî lafızla be­raber niyet şarttır.

Vakıf Sigasının Şartları

İster sarih, ister kinayî lafızla olsun, vakıf sığasının birtakım şartları vardır:

a. Kişinin maksadını insanlara bildiren bir lafız olmalıdır.

Eğer kişi dilsiz ise maksadını bildiren bir işaret veya yazı olmalıdır.

b. Siga mutlak olmalıdır (belli bir süre ile sınırlandmlmamahdır).

Meselâ kişi ´Arazimi ilim öğrenenler için bir yıllığına vakfettim´ derse, bu vakıf bâtıldır. Zira sigada vakit belirtilmiştir. Oysa vakfın gereği, sürekli olmasıdır, vakfı belli bir süre ile sınırlamak buna aykırıdır.

Vakit Şartından îstisna Edilenler

Âlimler mescidleri, ribatlan, kabirleri, kölelerin âzad edilmesini ve aynı mânâda olan hususları istisna etmişlerdir. Bu da siganın mümkün olduğu kadar tashihine rağbet göstermelerinden ileri geliyor. Zeyd ´Şu arazimi mescid olarak vakfettim´ veya ´Makber veya ribat olarak bir yıllığına vakfettim´ dese, vakfı sahih olur ve ebedî kabul edilir, bir yıllık şart ise ilga olur.

c. Vakfın gelirinin nereye sarfedileceği belirtilmelidir.

Kişi ´Ben vakfettim´ veya ´Fisebilillah kıldım´ dese, gelirinin nereye sarfedileceğini belirtmese, vakıf akdi sahih olmaz. Çünkü sarfedilecek yön belli değildir.

d. Vakıf herhangibir şarta bağlanmamalıdır.

Vakıf yapmak, bir akid olduğundan derhal mülk olmayı gerektirir. Vakfı herhangibir şarta bağlamak sahih olmaz. Kişi ´Evimi, Zeyd geldiği zaman fakirlere vakfedeceğim´ veya ´Eğer hanımım razı olursa arabamı fisebilillah kılacağım´ dese, vakıf bâtıl olur. Çünkü bu şartlar, vakfın amacına ters düşmektedir. Nitekim bunu daha önce zikretmiştik. Ancak şartlı olarak köleleri âzad etmek ve benzeri şeyler bundan istisna edilmiştir. Meselâ kişi ´Ramazan ayı geldiğinde evimi mescid olarak vak­fettim´ derse, vakfı sahih kabul edilir.

e. Vakıf derhal gerçekleşmeli ve mutlak olmalıdır.

Kişinin, kendisi veya bir başkasının faydalanması şartıyla vakıf sahih olmaz. Meselâ kişi ´Şu hayvanımı fakirlere vakfettim, fakat üç gün içinde caymak şartıyla´ veya ´Hayvanımı, fakirlere, istediğim zaman satabilmek şartıyla vakfettim´ dese, vakıf bâtıl olur. Çünkü vakfın gereği olan mutlak vakfetme burada yoktur.

Kendisine Vakfedilen Muayyen Kişinin Vakfı Kabul Etmesi

Muayyen bir kişi üzerine yapılan vakfın sahih olması için, o kişinin vakfı kabul etmesi gerekir. Burada icab ve kabul peşpeşe olmalıdır. Meselâ kişi ´Evimi Halid´in üzerine vakfettim1 dediğinde, Halid´in de he­men [Bu vakfı kabul ettim´ demesi gerekir. Kendisi üzerine yapılan vakfı kabul etmezse, vakıf sahih olmaz. Fakat muayyen olmayan kişilere, me­selâ fakirlere vakfedilirse veya mescide vakfedilirse, kabul şartı aranmaz. Zira burada kabul mümkün değildir.

Vakfedenin Vakfından İstifade Etmesi

Vakfeden kişinin, vakfın gelirinden istifade edemeyeceğini, kişinin kendisine vakfetme yetkisinin olmadığını daha önce ifade etmiştik. Çünkü vakfedilen mal, vakfeden kişinin mülkiyetinden çıkmıştır. Fakat âlimler, arazisini mescid, kabristan ve kuyu için vakfeden kişinin, diğer müslümanlar gibi vakfından yararlanabileceğini söylemişlerdir. Kişi vakfettiği mescidde namaz kılabilir, vakfettiği kuyudan su içebilir, vakfettiği kabristana Öldüğü zaman gömülebilir.

Bunun delili, Hz. Osman´ın şu sözleridir: “Rasûlullah Medine´ye geldiğinde, Rûme kuyusundan başka tatlı suyu olan yer yoktu. Rasûlullah ´Kim kovasını müsfumanların kovaları ile beraber Rûme kuyusuna koyar Kim cenneti Rûme kuyusuna karşılık satın alır ´ buyurdu. Ben de onu öz malımla satın aldım ve kovamı rhü si umanların kovalanyla beraber kıldım (tasadduk ettim)”.[13]

Rüme kuyusu, Medine´den oturan bir yahudiye aitti. Bir kırba suyu müslümanlara bir dirheme satıyordu. Hz. Osman onu satın alarak müs­lümanlara vakfetti, kendisi de o kuyudan içti.

Vakfın Gerekli Olması ve Üzerine Terettüb Eden Hükümler

Vakıf, gerekli akidlerdendir. Sahih olan akdin üzerine terettüb eden hükümler, vakfın üzerine de terettüb eder. Vakıf, vasiyet gibi değildir. Zira vasiyet caiz bir akiddir. Vakıf akdi üzerine şu hükümler terettüb eder;

A. Vakıf akdinde pişman olup geri dönmek sözkonusu değildir.

Kişi sahih bir şekiide vakıf yaptıktan sonra ´pişman olabilirim´ veya ´İki üç gün sonra vazgeçebilirim´ şeklinde şart koyamaz. (Vakıf akdi yapıldıktan sonra geri dönmek sö^konusu olamaz. Pişman olup vazgeç1 menin hiçbir yararı olmaz). ı

B. Vakfedilen malın mülkiydi Allah Teâlâ´ya intikal etmiş sayılır.

Vakfeden kişi vakfettiği malda hiçbir şekilde tasarruf edemez; satamaz, hibe edemez, mülk edinemez.

C. Vakfedilen maldan istifade etme hakkı, vakfedildiği yöne -bu yön ister özel olsun, ister genel-.intikal eder.

Vakfedilen Malın Mülkiyeti Meselesi

Vakfedilen arazi, akar,, araba, silah ve benzeri şeyler, vakfeden kişinin mülkü olmaktan çıktığı gibi, kendilerine vakfedilenlerin de mülkü olmaz. O, artık Allah´ın mülküdür.

.

Vakfedilen Malın Geliri

Vakfedilen malın geliri, kime veya nereye vakfedilmişse ona/oraya aittir. Kişi, kendisine vakfedilen malı kiraya verebilir, meyvelerini toplaya­bilir, vakfedilen hayvanın sütünden ve yününden faydalanabilir, isterse satabilir. Fakat kendilerine vakfedilenler muayyen değilse, onlar vakfedi­len mâlın .gelirinin rriâliki değildirler, onlar sadece intifa (istifade etme) hakkına:mâliktirler..

.,

Vakfedilen Malın Aslında Tasarruf Etmek

Vakfedilen malin aslını (bizzat kendisini) satmak, almak, hibe etmek, miras bırakmak -ne vakfeden için, ne de kendilerine vakfedilenler için-caiz değildir. Kendilerine vakfedilen kişilerin muayyen veya gayr-ı muay­yen olmaları veya vakfedilenin mescid ve benzeri yerler olması hükmü değiştirmez. Vakfedilen malın aslı/esası Allah´a, istifade hakkı ise vakfedi-lenlere aittir. Vakfın geliri, mümkün olduğu kadar vakfeden kişinin be­lirttiği yerlere sarfedilir. Hz. Ömer´in yaptığı vakıf buna delâlet etmektedir. Çünkü Hz. Ömer, Hayber´deki arazisinin aslını (kökünü), alınıp satılmamak, miras bırakılmamak ve hibe edilmemek üzere vakfetmiştir.

Vakfedilen Şeyin Masrafı

. Vakfedilen şeyin -meselâ hayvanın yemi, binanın ve aletlerin tamiri gibi- masrafı olursa, vakıf da bunların masrafının vakıftan karşılanacağı müsaadesini vermişse veya bu hususta hiçbîrşey söylememişse, bunların masrafı vakfın gelirinden karşılanır. Vakfın geliri yoksa onların masrafı beyt´ul-mal´dan karşılanır. Çünkü beyt´ul-mal müslümanların maslahatı için vardır, gerektiğinde vakıf mallarının masrafını karşılamak da müslü­manların maslahatinadır.

Vakfedilen Şeyin Ziyan Olmasıyla İlgili Hükümler

Vakfedilen şey ziyan olduğunda, ziyan olma şekline göre hükümleri değişir:

a. Vakfedilen ve eti yenmeyen bir hayvan öldüğünde onun derisi kime vakfedilmişse ona verilir. Çünkü kendisine vakfedilen kişi o deriyi kullanmakta başkasından daha fazla hak sahibidir. Deri tabaklanırsa yine onun üzerine vakfedilir, o kişi tabaklanan deriden yararlanabilir, fakat onu satamaz. Zira vakfın amacına mümkün olduğu kadar uyulması ge­rekir.

b. Vakfedilen hayvan eti yenen bir hayvan olur da kendisine vakfedilen kişi onun öleceği kanaatine varırsa, onu kesip etini satmalı, onun parasıyla aynı cinsten bir hayvan alıp onun yerine vakfetmelidir.

Bazıları ´Kesilen, hayvanın etinin değerlendirilmesi hâkimin yetkisin­dedir; o onu uygun gördüğü şekilde değerlendirir´ demişlerdir.

´ c. Vakfedilen malı bir kişi telef eder ve malın bedelini öderse, malın kendisine vakfedildiği kişi o parayı mülk edinemez.

Telef edilen hayvanın parasıyla telef edilen hayvanın bir benzeri alınarak onun yerine vakfedümesi gerekir. Bu vakıf yapan kişinin amacına daha uygundur, çünkü onun amacı sürekli sevap kazanmaktır.

Telef edilen hayvanın parasıyla benzeri bir hayvan almak mümkün olmazsa, daha küçük bir hayvan alınıp vakfedümesi gerekir; zira bu, vak­fedenin amacına daha uygundur. Fakat telef edilen hayvanın parasıyla küçük bir hayvan almak da mümkün olmazsa, telef olan hayvanın parası vakfedenkişinin en yakınma verilir..

Vakfedilen hayvan telef edilir de, tazminat gerektirmezse veya ken­diliğinden telef olursa, vakfedilen malın bizzat kendisi yok olduğundan vakıf da ortadan kalkar.

d. Vakfedilen malın geliri/faydası muattal olduğu zaman ve bu muattaliyet de tazminatı gerektirmeyen bir şekilde olduğunda, meselâ vakfedilen ağaçlar kuruduğunda veya rüzgar onları devirdiğinde veya sel götürdüğünde, onların iadesi aynıyla rriümkün değilse vakıf ortadan kalk­maz, o ağaçlar vakıf olarak kalır, kiraya vermek veya benzer yerlerde kullanmak suretiyle onlardan istifade edilir. Bu da vakfın aynıyla devam etmesi için yapılır. Onlar satılmaz, hibe edilmez. Onlardan istifade etmek mümkün değilse, yakmak veya benzeri şekilde istihlak etmek sözkonusu ise, kendisine vakfedilen kişi veya cihet onları yakar, çünkü onları sat­mak, hibe etmek caiz değildir.

e. Vakfedilen hasır ve benzeri şeyler çürürse veya vakfedilen kalas kırıtırsa, onlar yakılmaktan başka bir işe uygun olmadıklarından zayi ol­mamaları için satılmaları caiz olur veya ücretle kullanılmak üzere bir ke­nara bırakılarak vakfın devam etmesi sağlanır. Kalan mal az da olsa vakfı devam ettirmek daha evladır. Onların geliri mescidin masraflarına sarfedi-lir. Ziyan olan malın bir benzeri o para ile satın alınabilirse, almak gere­kir. Fakat yakılmaktan başka bir işe yaradığı sürece onu satmak caiz ol­maz. Çünkü o malın kendisini muhafaza etmek, vakfeden kişinin amacına daha uygundur.

f. Vakfedilen bir mescid yıkılsa, onu hemen yapmak da mümkün olmasa bile onu satmak caiz olmaz. Zira ileride onu yapma imkânı olabi­lir.

g. Mescidin bir geliri varsa, o gelir mescidin masraflarına sarfedilir. Mescidin ileride tekrar yapılması mümkünse onun geliri muhafaza edilir. Böyle bir ümit yoksa, onun gelirini diğer mescidlerin masraflarına sarfet-mek caiz olur.

h. Vakfedilen bir mescidin yıkılma tehlikesi varsa, hâkim onun yıkılıp taşlarıyla yeniden yapılmasını emretmelidir.

Yıkılan mescidin taş ve toprağıyla başka birşey yapmak caiz değildir. Çünkü vakfeden kişinin amacına uygun olan budur. Tekrar yapılan mes­cid, eski yerine yapılamıyorsa, onun yakınına yapılması daha evladır.

i. Bir kişi malını belli bir nehir üzerine köprü yapılmak üzere vakfe­der de sonra nehirin yatağı değişir veya değiştirilir ve köprü muattal kalır­sa, halk da başka bir köprüye muhtaçsa, o köprüyü ihtiyaç yerine naklet­mek caizdir. Zira burada vakfeden kişinin amacına uygun olan budur.

Kendisine Vakıf Yapılan Kişinin Ölmesi

1. Kendisine vakıf yapılan kişi öldüğünde, vakıf sahibi ondan başka birini tayin etmişse, vakfedilen mal ölen kişiden, tayin edilen diğer kişiye intikal eder.

Meselâ vakıf yapan kişi ´Şu evi´ veya ´Şu arabayı önce çocuğuma, sonra da fakirlere vakfettim´ dese ve vakfın kendisine intikal edeceği başka bir kişi de tayin etmese, mal kendisine vakıf yapılana kahr ve ken­disine ilk vakıf yapılan şahsın öldüğü gün mal onu vakfedenin en yakın akrabasına sarfedilir.

2. Kişi ´Arazimi Zeyd ve Amr üzerine, sonra da fakirlere vakfettim´ dese, Zeyd ve Amr´dan biri öldüğünde, ölenin hakkı diğerine geçer. Çün­kü vakıf yapan kişi, vakfın fakirlere intikal etmesini Zeyd ve Amr´ın ölü­müne bağlamıştır,, onların her ikisi de ölmeden vakıf fakirlere intikal etmez.

3- Kişi ´Şu iki şahıstan herbiiine evimin yarısını vakfediyorum, sonra da onu fakirlere vakfediyorum´ dese, bu iki ayrı vakıf sayılır. Bu nedenle de o iki şahıstan biri öldüğünde onun hakkı diğerine geçmez, ölenin hakkı fakirlere intikal eder.

Vakfın Başlangıç ve Devamlılık Halindeki Hükümleri

Vakfın başlangıç ve devamlılık halindeki hükümlerinin en önemlile­rini şöyle sıralayabiliriz:

a. Meselâ kişi ´Şu kütüphanemi çocuklarıma, sonra Zeyd´e, sonra da Zeyd´in nesline vakfettim´ dese vakıf sahih olur.

Zira vakıf yapmanın amacı, sürekli olması ve Allah´a yaklaştırmasıdır. Vakfedilen malın nereye sarfedileceği başlangıçta belirtilirse, devam etti­rilmesi daha kolay olur. Kendisine vakıf yapılan kişi öldüğünde, vakfın geliri vakıf yapan kişinin en yakınına devredilir. Zira sadakanın en üstünü, en yakın akrabaya verilendir. Bu hem sadaka, hem de şıla-yı ra him´dir. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

1

Yoksul kişiye verilen sadaka bir sadakadır, akrabaya verilen sadaka ise iki sadakadır: Biri sadaka, diğeri de sılayı, rahim´dir.[14]

Evet, vakıf miras durumuna göre değil, sıla-yı rahim durumuna göre ölenin en yakınma devredilir. Meselâ sıla-yı rahim açısından kızının oğlu önce gelir, mirasta ise kızının oğluna pay yoktur.

b. Kişi ´Evimi doğacak çocuğuma, sonra da fakirlere vakfettim1 dese, bu vakıf başlangıçta bâtıl olur. Çünkü henüz çocuk ortada olmadığından temlik imkânı yoktur. Bunu daha önce beyan etmiştik. Bu vakfın fakirler için devamlılığı da sözkonusu değildir, zira vakfın başlangıcı, olmayan bir kişiye bağlanmıştır.

c, Kişi ´Şu ticarethanemi önce Hâlid´in çocuklarına, sonra bir kişiye, sonra da fakirlere vakfettim´ dese, vakıf sahih olur.

Çünkü halihazırda vakfın gelirinin nereye verileceği belli olduğu gibi, sonra da nereye verileceği bellidir. Başlangıçta Hâlid´in çocuklarına, ondan sonra da fakirlere verilir, vakfedenin en yakınına ise verilmez.. Zira kesinti müddetinin ne zaman geleceği bilinmemektedir.

.

Vakfa Yönetici Tayin Etmek
-;

Vakfa, vakfın maslahatlarını gözetip onu koruyacak, vakfın gelirini gereken yere verecek bir yönetici tayin edilmelidir. En evla olan yönetici, vakıf sahibi tarafından tayin edilen yöneticidir. Ancak tayin edilen yöne­ticinin de bunu kabul etmesi gerekir. Vakıf sahibinin tayin ettiği yönetici. ister bir kişi, ister iki kişi olsun, ister geçici, ister sürekii olsun, en´evla olan onun tayin ettiği kişileri kabul etmektir. Zira vakıf sahibinin amacı, vakıf sayesinde Allah´a yaklaşmaktır; tıpkı vakfın sahibi ´Vakfın gelirini şu yöne sarfedin´ dediğinde, onun dediği yere sarfedilmesi gerektiği gibi. Vakıf sahibi ´Vakfın yöneticisi falan kişidir, o ölürse de filan kişidir´ diye­bilir ve bu onun hakkıdır.

– Hz. Ömer kendi vakfını bizzat idare ediyordu. Sonra kızı Hafsa´nın bakmasını vasiyet ederek´şöyle dedi: ´Sağ kaldığı sürece (kızım) Hafsa mütevelli olur, ondan sonra onun ehlinden rey sahibi bir mütevelli olur´.[15]

Vakıf sahibi, vakıf için idareci tayin etmemişse, kadı bir yönetici tayin eder. Zira kadı´nın genel bir velayeti vardır. Bu yüzden vakfa yönetici tayin etme hususunda herkesten daha fazla o hak sahibidir.

Vakfı İdare Edecek Kişide Bulunması Gereken Şartlar Vakfı idare edecek kişide bulunması gereken şartlar şunlardır:

a. Adil olmak. ,

Adaletten maksat, dinî emirleri yerine getirmektir. Vakıf idarecisinde adalet şartının aranmasının nedeni, idarecinin veli olmasıdır, zira adil ol­mayan kişinin velayeti sahih olmaz.

b. Ehil olmak.

Ehil olmaktan maksat, güçlü kuvvetli olup vakfın idaresini yürütmek­tir. Vakıf yöneticisinde bu şartlardan biri eksik olursa, hâkim onu yöneti­cilikten azlederek kendisi veya yönetici tayin ettiği bir kişi vakfı idare eder. Eski yönetici tekrar yöneticilik şartlarına sahip olursa, vakfın idaresi ona veriimelidir. Eğer vakıf sahibi onu özellikle tayin etmişse hüküm böyledir. Çünkü vakıf yöneticisi de tıpkı yetimin velisi gibi başkasının malını gözetmek üzere seçilmiştir.

Vakıf Yöneticisinin Görevleri
.

Vakıf yöneticisinin görevlerini şöyle hülasa edebiliriz:

1. Vakfın işlerini yürütmek.

Vakfın her türlü gelirini hak sahiplerine taksim etmelidir. Vakıf mal­larının hem asıllarını, hem de gelirini fiyat bakımından muhafaza etmeli­dir.

2. Vakıf sahibi iki idareci tayin etmişse, onlardan biri tek başına tasarruf yetkisine sahip değildir.

Ancak hangi hususlarda tasarruf edebileceği önceden belirtilmişse, o hususlarda, tasarruf edebilir.

Vakıf Yöneticisinin Ücreti Vakıf Üzerinedir

Vakıf sahibi, yönetici için vakfın gelirinden belli birşey tayin etmişse, yönetici onu alır. Vakıf sahibi bu hususta birşey söylememişse ve idareci de ücret isterse hâkim ona belli bir ücret tayin etmelidir. Bu hüküm, vakfı ücretsiz idare eden olmadığı durumda geçerlidir. Yönetici vakfın ürününden yiyebilir. Nitekim Hz. Ömer, kendi vakfı için şöyle demiştir:

´Bu vakfa idareci olan kişi, vakfın ürününden normal bir şekilde yiye­bilir´.

Üzerine Vakıf Yapılan Kişiyle Yönetici Arasında İhtilaf Çıkması

Vakıf yöneticisi ´Ben vakfın gelirini hak sahiplerine verdim´ dese, hak sahipleri de ´Hayır vermedi´ deseler, duruma bakılır; hak sahipleri muayyen iseler söz onlarındır ve hesab talebi onlara aittir, muayyen ol­madıkları takdirde bu hesab hâkime düşer. Vakıf yöneticisinin yaptığı harcamaların ihtimal dahilinde olan miktarını kabul eder, şüpheli görü­nen hususlar için hâkim yöneticiyi yemine davet eder.

Vakıf Yöneticisinin Azledilmesi

Vakfın yöneticisi ehliyetten yoksun olduğunda azledilir. Nitekim bunu daha önce beyan etmiştik. Ayrıca vakıf sahibi, yöneticiyi azledip yerine başkasını tayin edebilir. Çünkü idareci bir vekildir ve müvekkil is­tediği zaman vekili azletme yetkisine sahiptir. Ancak vakıf sahibi, o kişinin idareci olmasını şart koşmuşsa, maslahat gereği de olsa onu azle-demez, çünkü akid halindeki şart bozulmaz. Bu tıpkı fakirlerin çocuk­larına vakfettikten sonra bilahere onlardan alıp zenginlere vakfetmek gi­bidir ki bu caiz değildir. Daha önce de söylediğimiz gibi vakıf sahibi vakıf akdinde şart koştuklarını bozmaya yetkili değildir.

Vakfın Bazı Meseleleri

A. Vakıf sahibi ´Ben şu evi çocuklarıma ve çocuklarımın çocuklarına vakfettim´ derse, vakfın geliri onlar arasında eşit bir şekilde paylaştırılır. Burada erkek ile kız, evlat ile torun arasında fark yoktur. Çünkü vakıf “sahibinin ibaresindeki vav kelimesi, tertib değil, cem ifade eder. Nitekim vav´in, mutlak olarak cem ifade etmesi sulh halinde daha sahihtir.

B. Kişi ´Evimi çocuklarıma vakfettim´ dese, çocuklarının çocukları vakfın gelirinden istifade edemezler. Çünkü çocuklarıma vakfettim ibaresi, sadece öz çocuklara tahsis edilir. Eğer çocukları yoksa, torunları bu ibareye dahil olurlar ve vakfın gelirinden istifade etme hakkı kazanırlar. Çünkü bunda hem karine, hem de mükellef kişinin sözünü mânâsız olmaktan koruma vardır.

C. Kişi ´Şu bahçe neslime vakıftır´ veya ´Zürriyetime vakıftır´ veya ´Beni takip edenlere vakıftır´ dese, o kişinin erkek ve kız çocukları ile on­ların çocukları vakfın gelirinden istifade ederler. Çünkü lafız hepsini kap­samaktadır.

D. Kişi ´Mallarımı akrabalarımın fakirlerine vakfettim´ dese, uzak ve yakın, varis olan ve olmayan, erkek ve kadın akrabalarının tüm fakirleri vakfın gelirinden istifade ederler.

E. İbarede zikredilen bir vasıf, ibarenin kapsadığı kişilerin tümünde aranır.

Meselâ kişi ´Şu araziyi evladımdan muhtaç olanlara, torunlarıma ve kardeşlerime vakfettim´ dese, zikredilenlerin hepsinde muhtaç olma. sıfatı aranır. Zira ibare muhtaç evlatlara atfedilir; torunlarının ve kardeşlerinin muhtaç olanları vakıftan istifade edebilirler.

Meselâ kişi ´Şu evi çocuklarıma, torunlarıma ve kardeşlerimin fakirle­rine vakfettim´ dese, çocuklarda ve torunlarda fakirlik vasfı aranır, fakir olmayan çocuklar ve torunlar vakıftan yararlanamaz.

F. Akrabalar, evlatlar, torunlar ve zürriyet üzerine yapılan vakıflar zürriyet vakfı veya aile vakfı olarak tanınır. Mescidler, medreseler, âlimler, fakirler üzerine yapılan vakıflar ise hayır vakıfları olarak bilinir.

Vakıf Müslümanların Medar-ı İftiharlarından ve Güzel Eserlerindendir

Vakıf, Allah´a yaklaştıran ibadetlerden biridir. Vakıf, vakfedenin imanının doğruluğuna, hayırdaki rağbetine, müslümanların maslahatına önem verdiğine, onları ve zürriyetlerini sevdiğine, toplumun menfaatini gözettiğine delâlet eder.

Müslümanlar, Hz. Peygamber zamanından bugüne kadar vakıf sa­hasında çok büyük örnekler ortaya koymuşlardır. Öyleki kurdukları vakıflar sayılamayacak kadar çoktur. Hayatın her cephesinde görülen medreseler, mescidler, hastaneler, araziler, binalar, kuyular, okullar gibi vakıflar bunu göstermektedir. Bu vakıflar zürriyetfer üzerine, fakirler üze­rine, mücahidler üzerine, âlimler ve benzerleri üzerine yapılmıştır. Müslümanlar, hayatın her cephesinde, toplumun ihtiyaç duyduğu her alanda vakıflar kurmuşlardır. İslâm âleminin çeşitli beldelerinde kurduk­ları vakıflar bu hususta yeterli bir fikir verebilir. İdarecilerin, kumandan­ların, askerlerin, tüccarların, sanatkârların, kadınların bir çoğu vakıf kurmuştur. Müslüman ülkelerde bulunan vakıfların gelirleri yüzmilyonlara baliğ olmaktadır. Bu vakıfların idare edilmesi için özel bakanlıklar kurulmuştur. İslâm alemindeki binlerce aile bu vakıfların gelirinden istifade etmektedir. Yine İslâm âleminde umumi hizmet yapan birçok kuruluş bu vakıflar sayesinde yaşayabilmektedir. Allah Teâlâ atalarımıza ve o salih insanlara bol bol mükâfatlar ihsan etsin. Fakat esef verici bir husustur ki günümüzde birçok müslümanm vakıf konusunda çok gevşek davrandığını görüyoruz. Eskiden vakfa gösterilen rağbet ortadan kalkmış, müslümanîann çoğu cimri!esmiştir. Artık müslümaniarın vakıf kurmamaları, sevap kazanmaya yönelmemeleri gayet üzücü bir durumdur. Bu durum, müslümanîann ecir ve sevaba olan rağbetlerinin azaldığına, imanlarının zayıfladığına, dünyanın ve dünya zevklerinin aşın şekilde sevildiğine, dünya nimet ve zevklerinin ahiret nimetlerine tercih edildiğine delâlet eder. Şu ayet-i kerime bizim hâlimizi ne güze! ifade etmektedir:

Hayırİ Siz dünya hayatim (ahiret hayatına) tercih ediyorsunuz (A´lâ/16)

Sanki biz şu ayeti hiç duymamış gibiyiz:

Oysa ahiret (hayatı, dünya hayatına göre) daha hayırlı ve daha sü­reklidir.

(A´lâ/17)

Ve/a havle velâ kuvvete illâ biIIah´H-aliyyi´I-azîm

——————————————————————————–

[1] Buharî/607

[2] Müslim/1631 (Ebu Hüreyre´den)

[3] Buharî/2586, Müslim/l632

[4] Hâkim, 11/58, Dârekutnî

[5] Buharî/1233, Müslim/1628

[6] Müslim/2808, (Enes b. Mâlik´ten)

[7] Buharî/2698, Neseî, VI255, (Ebu Hüreyre´den)

[8] Buharî/1399, Müslim/987, (Ebu Hüreyre´den)

[9] Neseî, VI/230-231

[10] Buhâri/2619

[11] Buharî/25, Müslim/22, (Abdullah b. Ömer´den)

[12] Buharî/2795, Tİrrtıizî/1458, (İkrimc´den)

[13] Neseî, Vl/235, Tirmİ7.î/37(M, Buharî/2626

[14] Tirmizî/658, İbn Mâce/1844, Neseî, V/92, (Selman b. Âmir´den)

[15] Ebu Dâvud/2879

Share.

About Author

Leave A Reply