Vasiyet

0

Vasiyetin Tarifi:

Luğatta vasiyet ´bağlamak, bitiştirmek1 anlamına gelir. İysâ kelimesi ,Je aynı anlamdadır. Vasiyet, ism-i mePui (vasiyet edilen şey mânâsına) . ayette kullanılmıştır:

Vasiyetlerinizin ve borcunuzun ifa edilmesinden sonra… (Nisa/12)

Vasiyet kelimesi masdar olduğunda iysâ mânâsını ifade eder ve nite­kim şu ayette de bu anîamda kullanılmıştır:

Ey mü´minler! Birinize ölüm(ün belirtileri) geldiği zaman, vasiyet anında aranızda sizden olan iki adil kimseyi şahitlik için tutun. (Mâide/106)

Fakat fakihler, iki kelime arasında fark olduğunu söyleyerek, İysâ kö­künden gelirse, kişinin ölümünden sonra küçük çocuklarının ihtiyaçlarını gidermek ve malmı kullanmak üzere bir. başkasına yetki vermesi anlamına gelir; vasiyet kökünden gelirse, bir kimsenin ölümünden sonraya bağlı olmak üzere kendisine ait bir mala bir başkasını sahip ve malik kılması anlamına gelir demişlerdir.

Şer´an ölümünden sonraya bağlı olan bir hakkı bir başkasına teberru etmeye vasiyet denilmesinin sebebi, vasiyet eden kişinin bu teberru ile ahiretin hayrını, dünya hayrına bağlamasıdır.

Vasiyetle Temlik Etmek ile Diğer Temlik Çeşitleri Arasındaki Fark

. Vasiyetin tarifinden, vasiyet ile temlik etmekle, diğer temlik çeşitleri arasındaki fark açığa çıkar. Zira vasiyetteki temlik, ölümden sonraki za­mana izafe edilmiştir. f/i/ egibi akidlerdeki temlik ise yaşarken temliktir.

Vasiyetin Meşruiyetine Dair Delil

Vasiyetin meşruiyetine hem Kur´an, hem Sünnet .em de ashabın tatbikatı delâlet etmektedir. Ayrıca âlimler de vasiyet hususunda icma etmişlerdir.

Kur´an´dan delili şu ayetlerdir:

İçinizden birine ölüm gelip-çattiğında eğer bir mal bırakacak olursa, anaya-babaya ve akrabalara adil bir tarzda vasiyet etmesi, üzerine ´ farz kılınmıştır. Bunlar muttakiler üzerinde (sabit) bir haktır. (Bakara/180)

Ayetteki ´farz kılınmıştır´ ibaresinden maksat, vasiyet etmenin hayırlı olduğudur. ´Adil bir tarzda vasiyet etmek´ ibaresinden maksat da mi­rasçılara zulmetmeyecek şekilde davranmaktır.

Ey mü´minler! Sizden birine ölüm(ün belirtileri) geldiği zaman, vasi­yet anında aranızdan iki adil kimseyi şahitlik için tutun. (Mâide /106)

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:

Vasiyet etmek istediği birşeyi bulunan bir müslümana vasiyeti yanında yazılı bulunmadıkça iki gece yatması muhakkak surette caiz değildir.[1]

Mahrum, vasiyetten mahrum kalandır.[2]

Vasiyet üzerine ölen kişi yol ve sünnet, takva ve şahitlik üzerine bağışlanmış olduğu halde ölmüştür.[3]

Ashab-ı kiram ise mallarının bir kısmını, Allah´a yaklaşmak için vasi­yet ederlerdi. Rivayet edildiğine göre sahabîler vasiyetnamelerinin başına bismilhhirmhmanirrahim yazarlar ve şöyle devam ederlerdi:

Bu vasiyet falan oğlu falanın vasiyetidir. O, Allah´tan başka ilah ol­madığına, Allah´ın bir ve tek olduğuna, ortağı bulunmadığına şeha-det eder ve yine Muhammed´in Allah´ın kulu ve rasûlü olduğuna, kıyametin geleceğine, onda şek ve şüphe olmadığına, Allah (! Teâlâ´nınkabirdekileri hasredeceğine şehadet eder. Falan oğlu falan vasiyet eder ki aile fertlerinden geride kalanlar gerçekten mü´min iseler Allah´tan korksunlar, aralarını düzeltsinler, Allah ve Rasûlü´ne itaat etsinler. Onlara Hz. İbrahim´in ve Hz. Yakub´un oğullarına vasiyet ettiğini vasiyet ediyorum: ´Ey oğullarım! Allah sizi için bu dini seçti. (O halde siz de) ancak müslümanlar olarak can verin´

(Bakara/132)[4]

Bu husustaki icma´ya gelince, fakihlerin tamamı Hz. Peygamber dö­neminden beri vasiyetin caiz olduğunda görüş birliğine varmışlardır. Hiç kimsenin vasiyeti men ettiği nakledilmemiştir.

Hayatta İken Sadaka Vermek Vasiyetten Daha Üstündür

Hayatta iken verilen sadaka, ölüm sonrası için vasiyet edilen sadaka­dan daha üstündür. Çünkü hayatta iken verilen sadakanın ecir ve sevabı daha öncedir. Ayrıca mü´minin imanında sadık olduğuna, hayır ve ih­sana rağbet ettiğine delâlet eder.

Artık hayırlarda yarışın. (Mâide/48)

Birinize ölüm gelip de ´Ey rabbim! Beni yakın bir süreye kadar erte-, leseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım´ demesinden önce size ´ verdiğim rızıktan (Allah için) harcayın. (Münafıkûn/10)

Ebu Hüreyre şöyle rivayet ediyor: Rasûlullah´ın huzuruna bir kimse gelerek şöyle dedi:

– Ey Allah´ın Rasûlü! (Sevapça) hangi sadaka daha büyüktür .:

– (Sevabı büyük sadaka) senin sıhhatli, son derece mala düşkün, fa­kirlikten korkar, zenginlikten hoşlanır bulunduğun halde verdiğin sa­dakadır. Can boğaza gelip de ´bu malım falan içindir, şu malım da falan içindir´ diyene ve bunu da varislerin olana kadar geri bırakma[5]

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Ölümüne yakın bir köle âzad eden kişi, karnı doyduktan sonra “bağışta bulunan gibidir.[6]

Vasiyetin Meşruiyetinin Hikmeti

Şer´î kaidelere göre, kişinin malında hiçbir hakkı kalmadığı zaman vasiyet etmesi caiz olmaz. Zira ölüm mülkiyeti izale eder. Fakat hikmet­lerle dolu olan şeriat, vasiyeti caiz kılmıştır. Çünkü vasiyette hem vasiyet yapanın, hem akrabaların, hem de toplumun maslahatı vardır. Vasiyet yapan kişi ecir ve sevap kazanır, ölümünden sonra güzel bir hatıra bırakmış olur. Akrabaların maslahatına gelince, vasiyet genellikle mirasçı olmayan akrabalara yapılır, böylece onlar da o maldan faydalanmış olur­lar, zira o kişiler genellikle o mala muhtaçtır. Toplumun maslahatına ge­lince, vasiyet mescidler, medreseler, kütüphaneler, hastaneler ve benzeri umumi hayırlara açılan bir kapıdır. Ayrıca fakirler, yetimler, âlimler ve mücahidler için de bir kapıdır. Vasiyetin İslâm´ın sosyal dayanışma ka­nunlarından bir kanun olduğu ve bunda birçok hayır ve faydanın bu­lunduğu gizli değildir.

Vasiyetin Hükmü

İslâm´ın başlangıcında anne-babaya ve yakın akrabalara vasiyet et­mek Bakara suresinin 180. ayeti ile vacib kılınmıştı. Daha sonra bu hü­küm miras ayetleriyle neshedilmiştir. Ayrıca bu vücubun neshedildiğini bildiren hadîsler de vardır. Vasiyet etme hükmü, mirasçılar dışındaki kişilere ve hayır yollarına tahsis edilmiştir. Bu da varislerin rızası hari­cinde malın 1/3´inden fazlasının vasiyet edilemeyeceği hükmüyle sınırlandırılmıştır.

İbn Abbas şöyle demiştir: “Allah Teâlâ ´Sizden birinize ölüm gelip çattığı vakit eğer mal bırakacaksa, anaya-babaya ve yakın akrabaya meşru bir surette vasiyette bulunmak, takva sahipleri üzerine bir hak olarak farz kılındı1 (Bakara/180) buyurarak vasiyeti farz kıldı. Bu ayeti, miras ayetleri (Nisa/11-12) neshetti”.[7]

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Ulu ve yüce Allah, her hak sahibine hakkını vermiştir; artık varise va­siyet yoktur. Çocuk yatak sahibine aittir; zina edenin hakkı taştır (mahrum edilmektir).[8]

Allah Teâlâ (varislerden) her hak sahibine hakkını verdi. (Bundan böyle) varislere vasiyet yoktur.[9]

Vasiyetin Diğer Hükümleri

Vasiyetin, mirasçılara yapılmamak şartıyla mendub olduğunu söy-lemiştikrFakat bazı durumlarda vasiyet etmek farz, haram, mubah veya mekruh olabilir.

Vasiyetin Vacib Olduğu Durumlar

Bir kişinin üzerinde zekât, hac gibi şer´î bir borç varsa, kişi de onun zayi olacağından korkuyorsa, vasiyet etmesi vacib olur. Yine kişinin biri­sinde emanet ve alacakları varsa, vasiyet etmesi vacibdir. Zira vasiyet et­mediği takdirde, onların zayi olma ihtimali vardır.

Vasiyetin Haram Olduğu Durumlar

İşlenmesi şer´an haram olan birşeyi -şarap veya ahlâka aykırı şeyleri-vasiyet etmek haram olduğu gibi, bunları yerine getirmek de haramdır. Mirasçılara zarar vermek amacıyla yapıjan vasiyet de haramdır. Bu, şer´an kendilerine takdir edilmiş olan payı almalarını engellemek için yapılan vasiyettir. Allah Teâlâ bu tür vasiyetten nehyetmiştir:

Eğer kardeşler birden fazla iseler hepsi vasiyet ve borç çıktıktan sonra zarara uğratılmış olmaksızın terekenin 1/3´inde ortaktırlar. Bu Allah´tan bir tavsiyedir (emirdir). Allah bilendir, halimdir.

(Nisa/12)

Şehr b. Havşeb, Ebu Hüreyre´nin, kendisine Hz. Peygamber´in şöyle buyurduğunu tahdis etmiştir: ´Erkek veya kadın altmış sene taat ile meşgul olurlar ve ölüm gelip çattığında vasiyet hususunda (varislerine karşı) zarar verecek şekilde hareket ederler, böylece cehennem ateşi ken­dilerine vacib olur´. Sonra Ebu Hüreyre bana şu ayetleri okudu: ´Varislere zarar vermemek şartı ile vasiyetin ve borcun ödenmesinden sonra… Bu Allah´tan bir tavsiyedir (emirdir). Allah bilendir, halimdir. İşte bunlar Allah´ın hududlarıdır. Kim Allah´a ve Rasûlü´ne itaat ederse, Allah o kimseyi (ağaçlarının) altından nehirler akan cennetlere yerleştirir. O cennetlerde ebedî kalıcıdırlar. Bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir´ (Nisa/12-13)[10]

Vasiyetin Mubah olduğu Durumlar

Kişinin ilim ve salah ile meşhur olmayan bir dostuna veya bir zen­gine vasiyet etmesi mubahtır. Eğer onlara yaptığı vasiyetle sıla-yı rahimi kasdederse, mendub olur, çünkü burada taat mânâsı vardır.

Vasiyetin Mekruh Olduğu Durumlar

Malı az olan, aynı zamanda mirasçıları bulunan kişinin vasiyet etmesi mekruhtur. Fasıklara, günahkârlara vasiyet edildiğinde onların bu mai ile günah işleyecekleri sanıİıyorsa, onlara vasiyet etmek mekruh olur.

Vasiyetin Rükûnlan ve Her Rüknün Şartları

Vasiyetin dört rüknü vardır:

a. Vasiyet eden ´

b. Kendisine vasiyet edilen

c. Vasiyet edilecek mal

d. Vasiyet sigası

Bu rükûnların da ayrı ayrı şartlan bulunmaktadır. Şimdi bunları be­yan edelim:

Vasiyet Eden Kişide Bulunması Gereken Şartlar

Vasiyet, ancak şu şartlara sahip olan bir kimseden sadır olursa geçerli kabul edilir:

1. Akıllı olmak.

Bu şart hibe ve teberrularda daha da önem kazanır. Bu bakımdan delinin veya bunayan kişinin vasiyeti sahih olmaz. Baygın ve sarhoş olan kişinin de vasiyeti geçerli değildir. Çünkü bunlar teklifin esası olan akıldan mahrum olmuşlardır.

2. Baliğ olmak.

Buluğ çağına gelmenin, mükellef olmanın esasını teşkil ettiğini daha önce belirtmiştik. Öyleyse mümeyyiz dahi olsa çocuğun vasiyeti geçerli olmaz. Zira çocuk, teberru ehliyetine sahip değildir.

3. İstek ve iradeyle vasiyet etmek.

Bu bakımdan vasiyete zorlanan kişinin yaptığı vasiyet sahih olmaz. Vasiyet, hakkını teberru etmek olduğundan, teberru edenin kendi isteğiyle yapması şarttır.

4. Hür olmak.

Kölenin -bu kölenin mudebber veya mukateb olması hükmü değiştirmez- vasiyeti geçerli kabul edilmez. Çünkü köle mâlik değildir; köle ve malı efendisinindir.

Şeriat vasiyeti mirasçı olmayanlar için meşru kabul etmiştir. Bu ne­denle mirasçılar vasiyete dahil değildir.

Vasiyet şartlarına binaen şu iki sınıfın da vasiyeti sahih olur:

a. Kâfirin vasiyeti sahihtir. Çünkü kâfir teberru ehlidir.

b. Sefihliğinden ötürü hacr altında olan kişinin vasiyeti sahihtir.

Çünkü sefihin ibaresi sahihtir, ayrıca ölümden sonra da sevaba ihti­yacı vardır.

Kendisine Vasiyet Yapılan Kişide Bulunması Gereken Şartlar.

Kendisine Vasiyet yapılan kişide bulunması gereken şartlar, kişinin muayyen ve gayr-ı muayyen olmasına göre değişir.

Muayyen Bir Kişiye Yapılan Vasiyetin Şartları

Kendisine vasiyet edilen muayyen kişide bulunması gereken şartlar şunlardır:

a. Vasiyet eden kişi öldüğünde kendisine vasiyet edilen kişi, mülke sahip olacak durumda olmalıdır.

Bu bakımdan ölmüş bir kişiye veya hayvana vasiyet etmek sahih ol­maz. Çünkü ölü ve hayvan mülke sahip olamaz. Ancak kişi ´Şu parayı falan hayvana yem alınmak üzere vasiyet ediyorum´ dese, vasiyet sahih olur ve o para hayvanın sahibine teslim edilir, zira hayvanın yemi sahi­binin üzerinedir. Hayvanın sahibi de vasiyet edenin arzusunun yerine gelmesi için o para ile hayvana yem almalıdır.

Variyet yapılırken ana rahminde bulunan bir çocuğa vasiyet yapılır­sa, vasiyet sahih olur. Çocuk annesinin karnından diri olarak ve hayan müstakırre ile -ki en azı altı aydır- dünyaya gelirse vasiyetin gereği yapılır. Hamileliğin en az süresi altı aydır.

b. Yapılan vasiyet günaha vesile olmamalıdır.

Müslüman bir köleyi bir kâfire vasiyet etmek caiz olmaz, müslüman-larla savaşanlara silâh veya mal vasiyet etmek de caiz değildir. Çünkü bunlarda günaha vesile olmak vardır.

c. Vasiyet edilen kişi belli olmalıdır.

İki kişiden birine yapılan vasiyet sahih olma´z. Çünkü kendisine vasi­yet edilen kişi meçhuldür.

d. Kendisine vasiyet yapılan kişi, vasiyetin yapıldığı zamanda mevcut olmalıdır.

Vasiyet yapıldıktan sonra ana rahmine düşen çocuğa ve vasiyet yapıldıktan sonra bina edilen mescide vasiyet etmek sahih olmaz. Belli bir kişiye yapılan vasiyete, bir mescidin inşasına, tamirine veya diğer maslahatlarına yapılan vasiyetler de ilhak edilmiştir. Medreseler, ribatlar, hastaneler ve imarethaneler de mescid hükmündedir. Çünkü bunların tümünde Allah´a yaklaşmak sözkonusudur. Bunlar, itibari bir şahsiyete sahiptirler. Bunlara vasiyet etmek, onlar üzerine vakıf yapmak gibidir. Kişi vasiyet lafzını mutlak olarak kullanarak ´Ben şu mescide vasiyet ettim´ dese, onun tamirinden ve diğer masraflarından bahsetmese, vasiyet sahih kabul edilir ve o mai mescidin maslahatlarına sarfedilir, çünkü örfün gereği budur. Zikredilen şartlardan anlaşılmıştır ki katile vasiyet etmek sahihtir (maktul kendi katiline vasiyet edebilir). Zira bu, hibeye benzer bir akidle başkasına mal vermektir. Diğer mirasçılar razı olduğunda, mirasçıya da vasiyet sahih olur. Bu husus daha sonra beyan edilecektir.

Muayyen Olmayan Kişiye Yapılan Vasiyetin Şartları

Muayyen olmayan kişiye yapılan vasiyet, fakirler, âlimler, mescidler, medreseler gibi genel cihetlere yapılan vasiyetlerle aynı şartlara sahiptir; yani haram ve mekruh cihetlere vasiyet yapılmamalıdır. Bu nedenle kâ­firlerin mabedierine veya oyun ve eğlence binası yapılmasına vasiyet et­mek sahih değildir.

Kendisine Vasiyet Yapılan Umumi Cihetler Şunlardır

1. Allah yolunda vasiyet etmek.

Kişi ´Ben malımın 1/3´ini Allah yolunda vasiyet ettim´ dese, vasiyeti sahih olur. Bu, Allah´a yaklaştırıcı bir fiildir. Vasiyet edilen bu mal zekât ehli olan gazilere verûır. Bunlar şu ayette zikredilmişlerdir:

Sadakalar (zekâtlar) Allah´tan bir farz olarak yalnızca ihtiyacından fazla malı olmayan fakirlere, (hiçbirşeyi olmayan) miskinlere, zekât toplama işinde görevli olan amillere, kalpleri (İslâm´a) ısındırılacak-lara, kölelere, borçlulara, Allah yolundakilere ve yolda kalmış olanlara tahsis edilmiştir. (Tevbe/60)

2. Âlimlere vasiyet etmek.

Kişi ´Malımdan 100.000 dinarı vasiyet ettim´ dese, vasiyeti sahih olur. Çünkü âlimler, kendilerine vakfedilen malı mülk edinebilirler. Âlimlere in-fak etmek de Allah´a yaklaştınci bir ameldir. Âlimlere vasiyet edilen mal, İslâm âlimlerine; yani tefsir, hadîs, fıkıh, usul-ü fıkıh, akaid ve benzeri ilimlerle meşgul olanlara sarfedilir. Çünkü âlimler lafzı örfen bunlara hamledilir. Bu nedenle âlimlere vasiyet edilen mal edebiyatçılara, doktor­lara, mühendislere ve benzeri bilim adamlarına verilmez. Ancak örf değişir de âlimler lâfzı, dinî ilimlerle meşgul olan kişiler ile bilim adam­larını kapsayan ortak bir lafız halini alırsa, o zaman âlimlere yapılan vasi­yetin kapsamına her türlü ilimle uğraşıp diploma alan kişiler de dahil olur.

3. Fakirlere vasiyet etmek.

Fakirlere vasiyet edildiğinde miskinler, miskinlere vasiyet edildiğinde de fakirler buna dahil olurlar. Fakirlere vasiyet edilen mal, onlardan üç kişiye verilirse vasiyet yerine gelmiş sayılır. Çünkü çoğulun en azı üçtür.

4. Ehl-i beyte yapılan vasiyet.

Kişi ´Malımın 1/3´ini ehl-i beyt´e vasiyet ettim´ dediğinde, o mal Benû Hâşim ve Benû Muttalib´ten olanlara verilir. Onlardan üç kişiye vermek yeterlidir.

5. Akrabalara yapılan vasiyet.

Akrabalara yapılan vasiyete, baba ve ana cihetinden tüm akrabalar dahil olur. Ancak bundan, miras düşen akrabalar hariçtir.

6. Hac ve umreye gidecekler için vasiyet.

Kişi ´Malımdan 100.000 dinarı hac ve umreye gidecekler için vasiyet ediyorum´ derse, vasiyeti sahih olur. Çünkü hac ve umre Allah´a yaklaştırıcı amellerdendir. Vasiyet edilen bu mal, hac ve umreye gidecek olanlara sarfedilir.

Kişinin kendisi için hacca gitmeyi vasiyet etmesi ve bunun yerini be­lirtmesi halinde vasiyetine uygun olarak biri vekil tutulur. Kendi memleketinden veya mîkat yerinden biri onun yerine hacca gönderilir. Eğer mutlak şekilde söyler de mekân belirtmezse, onun yerine mîkattan ihrama girilir. Bu da lafzı, derecelerin en düşüğüne hamletmek demektir. Günümüzde olduğu gibi örf değişir de mîkat yeri belli olmazsa, vasiyet eden kişinin memleketinden biri hacca gönderilir.

Vasiyet Edilen Malda Bulunması Gereken Şartlar

Vasiyet edilen malda bulunması gereken şartlar şunlardır:

I. Vasiyet edilen mal, kendisinden yararlanılması helâl olan mallar­dan olmalıdır.

Çalgı ve kumar aletleri gibi kendilerinden yararlanılması haram olan birşeyi vasiyet etmek sahih olmaz.

II. Vasiyet edilen malın devredilmesi meşru olmalıdır.

Bu bakımdan kısas hakkı veya şufa hakkı bulunan bir malı vasiyet etmek sahih olmaz. Çünkü bu malın devredilmesi caiz değildir.

Yukarıdaki şartlara binaen şu durumlarda yapılan vasiyet sahih olur:

a. Meçhul olan bir malı vasiyet etmek sahihtir.

Meselâ ana karnında bulunan bir yavru, memelerde olan bir süt, ko­yunlar üzerinde bulunan yün vasiyet edilirse, sahih olur. Varis bunlarda, miras bırakanın halefi olduğuna göre, kendisine vasiyet edilen de böyle­dir. Ayrıca vasiyette meçhuîiyet geçerlidir.

b. Vasiyet yapılırken ortada olmayan bir mal vasiyet edilirse, vasiyet sahih olur.

Meselâ kişi ´Bahçemde olacak meyveleri vasiyet ediyorum´ veya ´Eğer hayvanım doğurursa vasiyet ediyorum´ derse, vasiyeti sahih olur. Vasiyette yanılmak mümkün olmakla beraber, halka genişlik ve şefkat ol­sun diye bu tür vasiyet sahih kabul edilmiştir. Bu bakımdan vasiyet sırasında ortada bulunmayan birşeyi mülk edinmek, tıpkı selem, musakat ve icar muamelelerinde ortada bulunmayan şeyleri mülk edinmek gibi caizdir. Kişinin sekizinci ayda kuzuları teslim etmek üzere parasını peşin alması veya üç ay önce sulama ve icare akdini yapıp mahsulünü üç ay sonra alması ve bunları mülk edinmesi caiz olduğu gibi, vasiyet es­nasında ortada olmayan birşeyin vasiyet edilmesi ve bunun mülk olması caizdir.

c. Mübhem bir lafızla vasiyet yapmak sahihtir.

Meselâ kişi ´Şu iki elbisemden birini vasiyet ettim´ dese, vasiyeti V °´ur´ Çunku vasiyet hususundaki bu tür hatalar vasiyetin sıhhatine vermezler. Vasiyet edilen iki elbiseden, hangisinin vasiyet edildiğine mirasçılar karar verir.

d. Malın bizzat kendisi vasiyet edildiği gibi, malın geliri de vasiyet edilebilir.

Geliri (akarı) olmasa da malın bizzat kendisi vasiyet.edilebildiği gibi, malın geliri de vasiyet edilse vasiyet sahih olur. Geliri olmayan malların bizzat kendisi vasiyet edilebilir, çünkü bu tür mallar icare, iare, ibaha ve benzeri yollarla kendisine vasiyet edilen kişiye gelir getirmek imkânına sahip olabilirler.´ Bu bakımdan malın bizzat kendisi bir kişiye, o malın ge­liri veya kullanımı da başka bir kişiye vasiyet edilebilir. Meselâ kişi ´Şu ev Zeyd´indir, fakat oturma hakkı Hâlid´indir´ diye vasiyet edebilir.

e. Av köpeği, zibil, Sirke yapılmak için sıkılan ve hürmeti olan şarap gibi kullanılması helâl olan necasetleri vasiyet etmek sahihtir. Çünkü bunlan mülk edinmek caizdir, bunları zayi eden sahibine tazminat öder. Ayrıca bunlar miras olarak intikal eder.

Vasiyet Sığasında Bulunması Gereken Şartlar

Vasiyet sığasının şartlarını şöyle sıralayabiliriz:

A. Vasiyet sarih veya kinayî bir lafızla olmalıdır.

Meselâ kişinin ´Falan için 1000 dirhem vasiyet ettim´ veya ´Falana benim ölümümden sonra 1000 dirhem verin´ veya ´Benim ölümümden sonra malımı filana verin´ veya ´Bu mal benim ölümümden sonra fa­lanındır´ gibi lafızlar sarih lafızlardır. Sarih bir lafızla vasiyet gerçekleşir.

Lafız sarih olduğu için kişinin ´vasiyeti kasdetmedim´ demesine bakılmaz. Dilsiz bir kişinin anlaşılır bir işareti de sarih lafız hükmündedir.

Kinayî lafızlarda ise lafızla beraber niyet de gerekir. Çünkü kinayî lafızlar vasiyetten başka mânâlara da gelirler. Meselâ kişinin ´Benim bu kitabım Zeyd´indir´ demesi kinayî lafızlardandır, onunla beraber niyetin de bulunması gerekir ki -tıpkı alışverişte olduğu gibi- vasiyet akdi ger­çekleşsin.

B. Kendisine vasiyet yapılan kişinin de bu vasiyeti kabul etmesi şarttır.

Ancak vasiyet, fakirler ve âlimler gibi umumi sınıflara olursa kabul şartı aranmaz. Zira burada kabul mümkün değildir. Vasiyet eden kişi öldüğünde bu mal âlimlere ve fakirlere taksim edilir.

C. Kendisine vasiyet yapılan kişinin vasiyeti kabul etmesi, vasiyet ya­pan kişinin ölümünden sonra olmalıdır.

Vasiyet edilen kişi, vasiyet eden ölmeden önce ´Vasiyeti kabul ettim´ veya ´Vasiyeti kabul etmiyorum´ derse, onun sözüne itibar edilmez. Zira vasiyet eden kişi ölmeden önce onun hakkı yoktur. Bu durum aynen alışverişten önce şufa hakkını iskat etmeye benzer. Buna binaen kendi­sine vasiyet yapılan kişi, vasiyet yapan şahıs ölmeden önce vasiyeti kabul etse bile, vasiyet yapanın ölümünden sonra reddedebilir veya . kabul edebilir. Çünkü red veya kabulde esas olan, vasiyet eden kişinin ölümünden sonra olmasıdır. Buna binaen kendisine vasiyet yapılan kişi vasiyet yapan şahıstan önce ölürse vasiyet geçersiz olur. Çünkü vasiyet edilen mal, vasiyet yapan kişi ölmeden vasiyet yapılan kişinin mülküne geçmez. Kendisine vasiyet edilen kişi vasiyet edenden sonra ölürse, Ölmeden önce de vasiyeti kabul etmiş olursa vasiyet sahih olur, onun mirasçıları onu kabul veya reddetme hususunda onun yerine geçerler.

Vasiyetin Sınırları

a. En uygun vasiyet, malın 1/3´ini veya daha azını vasiyet etmektir.

Sa´d b. Ebî Vakkas´tan şöyle rivayet edilmiştir: ´Veda haccında ölüme yaklaştığım bîr hastalıktan dolayı Rasûluilah beni ziyarete geldi. Ben de­dim ki:

– Ey Allah´ın Rasûlü! Görmekte olduğunuz şu hastalık, bende bu de­receye ulaşmıştır. Ben servet sahibiyim. Bir tek kızımdan başka da bana vâris olacak kimse yoktur. Bu bakımdan malımın 2/3´sini lasad-duk edeyim mi

– Hayır tasadduk etme!

– Yarısını edeyim mi

– Hayır! 1/3´ini tasadduk et, (hatta) 1/3 de çoktur. Ey Sa´d! Senin, vâ­rislerini zengin bırakman, onları muhtaç ve halka (sadaka için) elle­rini açar bir haîde bırakmandan daha hayırlıdır. Ey Sa´d! Allah rızası için sarfettiğin her nafakadan şüphesiz ecir alacaksın. Hatta hanımına yedirdiğin bir lokmadan da.ecir alacaksın.[11]

Vasiyet eden kişi Rasûlullah´m sünnetine muhalefet ederse, bu vasi­yetin hükmü nedir

İmam Şafii bu hususta şöyle demiştir: ´Malın üçte birinden fazlasını vasiyet etmek şer´an mekruhtur, fakat vasiyet sahihtir. Ancak-malın üçte birinden fazlası vasiyet edildiğinde bu vasiyet varislerin müsaadesiyle ye­rine getirilebilir´.

Varisler bu fazlalığı reddederlerse, bu fazlalık hakkındaki vasiyet icma ile geçersiz olur. Çünkü malın üçte birinden fazlası varislerin hakkıdır. Varisler bu fazlalığı kabul ettikleri takdirde vasiyet yerine getirilir. Bu da mal sahibinin î/3´den fazlasında da tasarruf etmesini geçerli kılar. Vasiyet eden kişinin mirasçıları yoksa ve malının üçte birinden fazlasını vasiyet etmişse, 1/3´inden fazlası için yapılan vasiyet geçersiz olur. Çünkü bu mal müslümanların hakkıdır ve onu geçerli sayacak muayyen kimseler yoktur. Bu nedenle Rasûlullah´ın ´Malının 1/3´ini tasadduk et. (Hatta) 1/3´i de çoktur´ sözüne dayanarak vasiyetin malın üçte birinden az olmasının müstehab olduğu söylenmiştir.

Ayrıca Hz. Peygamber´in ´Varislerini zengin bırakman, onları muhtaç ve halka (sadaka için) ellerini açar bir halde bırakmandan daha hayırlıdır´ sözünden de bu mânâ anlaşılır.

b. Maî, vasiyet sırasında değil, vasiyet edenin öldüğü andan itibaren dikkate alınır. Çünkü vasiyet edilen mal, ancak vasiyet eden kişinin ölü­münden sonra mülk edinilebilir. Meselâ kişi 1000 lira vasiyet-etse, vasiyet ettiği zaman malı da 3000 lira olsa, fakat vefat ettiğinde 2000 lirası kalmış olsa, vasiyet 2000 liranın 1/3´i için geçerli olur. Fazlası mirasçıların iznine bağlıdır, izin verirlerse geçerli olur, vermezlerse geçersiz kabul edilir.

c. Vasiyet edilen malın 1/3´i, vasiyet eden kişinin borçlan çıktıktan sonra tayin edilir; yani önce kişinin boçları çıkarılır, geriye kalan malın 1/3´i verilir.

(Miras taksimi) ölünün yaptığı vasiyetten ve borcunun ödenme­sinden sonradır.

(Nisa/11)

Borcun vasiyetten önce geldiği hususunda icma vardır. Kişinin borcu bütün malı kadarsa, yaptığı vasiyet geçerli olmaz. Kişi çeşitli vasiyetler ve teberrular yapmışsa, bunlar da malının 1/3´ini geçiyorsa, mirasçılar bu fazlalığı kabul etmeseler bile onlar şu tertibe göre verilir:

1. Teberruların bir kısmı acil, bir kısma da süreli ise acil olan teberrulann süreli olanlardan önce ödenmesi gerekir. Çünkü acil olarak ödenmesi gereken teberrudan dönülemez, fakat süreli olanlardan dönülmesi mümkündür. Sözgelimi bir kişi evini 1000 lira bedelle vakfetse, 1000 lira da vasiyette bulunsa, öldüğünde de terekesi 3000 lira ise vakıf öne alınır, vasiyet ise ilga edilir. Ancak mirasçılar vasiyeti geçerli kabul ederlerse mesele değişir. Çünkü ölüm hastalığı esnasında terekenin 1/3´inden yapılan teberru geçerlidir.

2. Kişi, teberrulan Ölümünden sonraya bağfşlamışsa ve teberrular da malının üçte birinden fazla ise, mirasçılar da bu fazlalığı kabul etmez­lerse, teberrular sıraya konularak malın 1/3´inden ödenir. Meselâ kişi Zeyd´e 100 lira, Halid´e 50 lira, Amr´a da 50 lira vasiyet etse, malının 1/3´i de 100 liraya tekabül ediyorsa, Zeyd´e 50 lira, Halid´e 25 lira, Amr´a da 25 lira verilir.

3. Ölüm hastalığı esnasında yapılan vakıf ve sadaka gibi teberrular derhal geçerli kabul edilir.

Bu teberrular malın 1/3´ini aşıyorsa, teberruların yapılış sırasına göre sıralanırlar, malın 1/3´i bitinceye kadar onlar sırayla ödenir. Birinciyi ikin­cinin önüne almanın nedeni, birincinin daha kuvvetli olmasıdır. Çünkü en baştaki mirasçıların geçerli sayıp saymamalarına bağlı değildir.

4. Ölüm hastalığında yapılan ve derhal verilmesi gereken leberrular sıraya konulmaz.

Çünkü onların birinin diğerinden öne alınmasının hiçbir nedeni yoktur. Tüm teberrular bir araya getirilir ve malın üçte birinden ödenir.

Mirasçılara Vasiyet Etmek

Vasiyetti1 ;ısıı olan, mirasçı olmayanlara vasiyet yapılmasıdır. Çünkü vasiyetin amacı, kişinin hayattayken yapamadığı, elden kaçırdığı fırsatları telafi ederek sevap kazanıp Allah´a yaklaşmasıdır. Varis ise terekeden payını zaten almaktadır. Fakat kişi mirasçılardan birine vasiyet ettiğinde bunun hükmü nedir

Şafii mezhebinin en meşhur görüşüne göre mirasçıya vasiyet etmek caizdir. Fakat bu vasiyet, diğer mirasçılar izin verdiğinde yerine getirilir. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Şüphesiz Allah her hak sahibine hakkını vermiştir. Öyleyse varise va­siyet yoktur.[12]

Varise vasiyet caiz değildir. Ancak diğer varislerin bunu geçerli say­ması hariç.[13]

Varis olmayan kişiye malın üçte birinden fazlasını vasiyet etmek, va­rise vasiyet etmeye kıyas edilerek üçte birden fazlası varislerin iznine bağlanmıştır.

Mirasçılardan birine yapılan vasiyet hususunda, vasiyet yapan kişi hayatta oldukça diğer mirasçıların izin verip vermemesine bakılmaz. Çünkü mal sahibi hayatta oldukça mirasçıların malda hakkı yoktur. Bu bakımdan varise yapılan vasiyeti, vasiyet yapan kişi hayattayken diğer va­risler kabul edebilir, vasiyet eden kişi öldükten sonra bundan vazgeçebi­lirler veya önce reddedip sonra kabul edebilirler.

Kendisine vasiyet yapılan kişinin varis olup olmadığına, vasiyet es­nasında değil, vasiyet yapan şahsın ölümü halinde bakılır. Meselâ kişi kardeşine vasiyet ederse, vasiyet esnasında da çocuğu yoksa, daha sonra ölmeden önce bir çocuğu dünyaya gelince vasiyet sahih olur ve yerine getirilmesi gerekir; zira erkek çocuk olduğunda, kardeş, mirasçı olmaz.

Mirasçıya yapılan vasiyeti, diğer mirasçıların bir kısmı kabul eder, bir kısmı da reddederse, vasiyet, vasiyeti kabul edenlerin hissesinden yerine getirilir, vasiyeti reddedenlere normal payları verilir. Ancak vasiyet yerine getirilirken, vasiyeti kabul eden miras sahiplerinin hisselerine göre ayar­lanır.

Mirasçıya vakfetmek, hibe etmek, onu mirasçıların hakkı olan bir ala­caktan ibra etmek de vasiyet etme hükmündedir. Bütün bunlar, vasiyet

eden kişinin ölümünden sonraki mirasçıların iznine bağlıdır. Bu hüküm ölüm hastalığında yapılan vasiyetler için geçerlidir.

Vasiyetten Dönmek

Vasiyet alışveriş ve nikâh akdi gibi lüzumlu akidlerden değil, caiz akidlerdendir. Bu bakımdan vasiyetlerin tümünden veya bir kısmından vazgeçmek mümkün olduğu gibi, onlarda değişiklik yapmak da müm­kündür. Çünkü vasiyet ediien mal, hayatta kaldıkça vasiyet edenin müi-kündedir ve dilediği gibi tasarruf etme hakkına sahiptir.

Vasiyetten Dönmenin Keyfiyeti

Vasiyetten dönmek, vasiyetten dönmeye .delâlet eden lafızlarla olur. Meselâ kişi ´Ben vasiyetimi bozdum´ veya ´Vasiyetimi iptal ettim1 veya ´Malım mirasçılanmındır´ derse vasiyetinden dönmüş olur. Vasiyet ettiği malda tasarruf etmek de vasiyetten dönmeye delâlet eder. Meselâ kişi va­siyet ettiği malı satarsa veya mehir olarak verirse veya birine hibe ederse veya borcuna karşılık rehin verirse, bütün bunlar kişinin vasiyetten döndüğüme delâlet eder. Ayrıca şu durumlar da kişinin vasiyetinden döndüğüne delâlet .eder:

1. Kişi belli bir buğdayı vasiyet eder, sonra o buğdayı başka bir . buğdaya katarsa, bu işlem onun vasiyetinden döndüğüne delâlet eder.

Çünkü vasiyet edilen buğdayı diğerinden ayırıp vermek mümkün değildir.

2. Kişi bir yığın buğdaydan bir ölçek vasiyet eder, sonra onu daha temiz bir buğday ile kanştırırsa, bu işlem onun vasiyetinden döndüğüne delâlet eder. Çünkü vasiyet ettiğimiktarı ayırması mümkün değildir.

3. Kişi bir yığın buğdaydan 1 sâ vasiyet eder, sonra da o buğday yığınına, aynı temizlikte bir yığın buğday katarsa, bu işlem onun vasi­yetinden döndüğüne delâlet etmez. Çünkü katılan buğday diğı.r buğday yığınında bir değişiklik meydana getirmez. Vasiyet edilen buğdaya, daha düşük kalitede bir buğday katarsa, vasiyet yine geçerli olur. Zira bu, vasi­yetten sonra meydana gelen bir kusur sayılır ve vasiyete zarar vermez.

4. Kişi bir buğdayı vasiyet eder-sönra onu un yaparsa veya tohum olarak tarlaya saçarsa veya~bu unu vasiyet eder sonra onu hamur ya­parsa veya bir pamuğu vasiyet eder sonra onu ip yaparsa veya bir ipi va­siyet eder sonra onu kumaş yaparsa veya bir kumaşı vasiyet eder sonra onu elbise diktirirse veya bir arsa vasiyet eder sonra o arsa ü/erine bina yaparsa veya arsaya ağaçlar dikerse, bütün bunlar vasiye1 ren döndüğü anlamına gelir. Böyle hükmedilmesinin iki sebebi vardır:

ı. Kendisine vasiyet edilen kişi, vasiyet edilen mala sahip olmadan önce bu hakkı ortadan kalkmıştır. Bu durum, vasiyet ediien malın Lelef olması gibidir.

ıı. Bu ve benzeri tasarruflarda vasiyetten vazgeçme anlamı vardır. İysâ (Vâsi) Tayin Etmek

Biz vasiyet kelimesinin anlamını izah ederken vasiyet ile iysâ kelime-:erinin aynı kökten geldiğini söylemiştik. Fakat fakihler, iysi´yı, baliğ ol­mayan veya aciz olan kimselerin durumlarına nezaret eden vâsi mâ­nâsında kullanmışlardır. Buna binaen iysâ, kişinin ölmeden önce itimad etliği bir kimseye; çocuklarına bakmayı, vasiyetlerini yerine getirmeyi, borçlarını ödemeyi ve yanındaki emanetleri sahiplerine iade etmeyi vasi­yet etmesi, onun da kabul etmesidir.

Vâsi´nin Tarifi-

´Vâsi, ölen bir kişinin çocuklarına göz-kulak olmak, ölen kişinin yanında bulunan emanetleri sahiplerine iade etmek, borçlarını ödemek, vasiyetlerini yerine getirmek üzere ölen kişinin hayattayken tayin ettiği kişidir.

İysâ´mn Hükmü

İysâ´da asıl olan, onun mçndub olmasıdır. Fakat bazı durumlarda vacib olur.

Ezraî şöyle demiştir; ´Eğer çocukların dedesi vâsi ve veli olmaya ehil değilse, babanın ölmeden önce çocuklarına vâsi tayin etmesi vacibdir. Bu vâsinin güvenilir ve işbilir olması da gerekir. Zira çocuklara vâsi tayin edilmezse, zâlim bir kadı veya bir başkası çocukların haklarını, mallarını gasbedebilir. Bu nedenle baba her ne kadar hasta olup ölümle pen-çeleşiyor olsa da çocuklarının malını muhafaza etmek babanın üzerine vacibdir´.

Bacurî de İbn Kasim üzerine yazdığı haşiyede şöyle diyor: ´Normal durumda (yukarıda zikredilen durumda) vâsi tayin etmek sünnettir. Ancak yerine getirilmesi gereken, şahitleri de olmayan bir hakkı yerine getirmek için vâsi tayin etmek vacibdir. Zira burada vâsi tayin etmemek o hakkın zayi olmasına yol açar´.

Bunlardan anlaşılıyor ki üzerinde başkasının hakları varsa veya kişinin başkaları üzerinde hakları varsa ve şahit de yoksa, bu hakların zayi olmaması için vâsi tayin etmek vacib olur. Çünkü vâsi tayin edilmezse bu haklar zayi olur ve ölen kişinin çocukları zarara uğrar. Eğer böyle bir durum sözkonusu değilse vâsi tayin etmek müstehab olur.

Vâsi Tayin Etmenin Meşruiyetinin Hikmeti

Vâsf tayin etmenin meşru kılınmasının nedeni, buna ihtiyaç olması ve halkın maslahatlarının göze ti İm esidir. Zira insan birtakım alacak-vereceklerini halletmeden ölüm döşeğine düşebilir. Meselâ ölüm döşeğine düşen kişinin borçlan veya alacakları olabilir veya yanında birtakım emanetler bulunabilir veya haklarını ve mallarım koruyama­yacak küçük çocukları olabilir, işte böyle durumlarda hakların yerine getirilmesi için vâsi tayin etmek meşru kılınmıştır.

Vâsi´de Bulunması Gereken Şartlar

Vâsi´nin, kendisini vâsi tayin eden kişinin ölümünden sonra onun mallarında tasarruf etme yetkisine sahip olduğunu söylemiştik. Vâsi´nin kendisine devredilen haklan yerine getirmesi için şu şartlara sahip olması gerekir:

a. Mükellef olmalı

Yani akil ve baliğ olmalıdır; zira akü ve baliğ olmayan kişi kendi işlerini yürütme ye kişine bile sahip değildir.

b. Hür olmalı

Zira kölenin hiçbir malda tasarruf etme hakkı yoktur, isterse efendisi vâsi olmasına izin vermiş olsun.

c. Müslüman olmalı

Bir müslümana, kâfirlerden biri vâsi olamaz. Çünkü kâfir sürekli it­ham altındadır. Allah Teâlâ kâfirleri müslümanlar üzerine veli kılmamıştır.

Allah elbette kâfirler için mü´minlerin aleyhine bir yol kılmamıştır. (Nisa/141)

Ey iman edenler! Sizden olmayanı sakın sırdaş edinmeyin. (Çünkü) onlar* sizi saptırmaktan geri kalmazlar ve sizin sıkıntı çekmenizi temenni ederler.

(Âluİnınn/118)

Fakat bir zımmî, diğer bir zımmî´yi veya bir müslümanı vâsi tayin edebilir.

d. Adil olmalı .

Adil olmaktan maksat, büyük günahlara yaklaşmamak, küçük günah­larda da ısrar etmemektir. Vâsi tayin edilen kişide zahirî adaletin bulun­ması yeterlidir, onun içi Allah´a aittir. Bu bakımdan fasığın vâsi tayin edilmesi sahih olmaz. Çünkü vasilik veliliktir ve güvenilir olmayı gerektirir. Fasık ise güvenilir değildir.

e. Tayin edilen vâsi, malda tasarruf yapmaya ehil olmalıdır.

Sefih, hasta, ihtiyar, bunamış, hafıza. kaybına uğramış kişiyi vâsi tayin etmek sahih olmaz. Zira bu tür kişileri vâsi tayin etmenin hiçbir faydası yoktur.

Vâsi´de bulunması gereken şartlardan, şu kişileri vâsi tayin etmenin caiz olduğu anlaşılmaktadır:

1. Kör olan bir kişi vâsi tayin edilebilir.

Çünkü gözleri kor olan vâsi, görmenin şart olduğu hususlarda vekil tayin ederek görevini yapabilir.

2. Kadın vâsi tayin edilebilir.

Çünkü kadın malda tasarruf etme yetkisine sahiptir. Hz. Ömer´in, kızı Hz. Hafsa´yı vâsi tayin ettiği rivayet edilmiştir.[14]

Hatta kadında vasilik şartları mevcutsa, çocuklarına vâsi olmak husu­sunda başkalarından daha evladır. Çünkü çocuklarına karşı herkesten daha şefkatlidir.

Vâsi ve İysâ ile İlgili Birtakım Hükümler

Vâsi ve İysâ ile ilgili bazı hükümleri şöyle sıralayabiliriz:

a. Vâsi, kendi yerine başka birini vâsi tayin edemez.

Çünkü birinci vâsi´yi tayin eden kişi, ikinci vâsi´nin tasarrufuna izin vermemiştir. Bu hüküm mutlak olarak vâsi tayin edilmesi halinde veya vâsinin, yerine vekil tayin edemeyeceği şarhyla vâsi tayin edilmesi halinde geçerlidir. Fakat vâsi tayin eden kişi izin verirse, vâsi kendi yerine bir başkasını vâsi tayin edebilir.

b. İysâ´da, bir vakte bağlamak veya birşeye talik etmek caizdir.

Meselâ kişi ´Ben falan adamı, oğlum baliğ oluncaya kada vâsi tayin ettim´ veya ´Kardeşim gelinceye kadar´ veya ´Ben ölünce´ dese, bu caiz olur. Çünkü iysâ, vasiyet gibi haLaya tahammül eden bir muameledir. Ayrıca iysâ, emirlik gibidir. IIz. Peygamber, Zeyd b. Hârise´yi Mûte savaşı için emîr tayin ettikten sonra ´Eğer Zeyd şehid olursa, Cafer emîrdir, o da şehid olursa Abdullah b. Revaha emîrdir´ demişür.1

c. Kişi, iki şahsı vâsi tayin eder de ´Ancak ikisi birden tasarruf edebi­lir´ derse, bunların hiçbiri tek başına tasarruf edemez. Bu, birinci du­rumda şarta binâen, ikinci durumda da ihtiyata binaen böyledir.

Eğer kişi vâsi tayin ederken ´Onların herbiri tasarruf yetkisine sahiptir´ veya ´İkisini de vâsi tayin ettim1 Veya orbiri benim vâsimdir´ dese, ikisi de tek başlarına tasarruf yetkisine sahip olur, çünkü onları tayin eden kişi bu hususta izin vermiştir.

d. İysâ akdi, caiz bir akid olduğundan geri dönmek mümkündür.

Vâsi tayin eden kişi, İstediği zaman vâsi´yi azledebilir. Vâsi, tıpkı vekil gitjidir. Fakat bu azl, vasiyeti yerine getirmek sadece ona düşmediği takdirde caizdir. Meselâ vâsi, vasilik görevini bıraktığında kendini tayin eden kişinin malının zâlimler tarafından gasbedileceğini veya yağma edi­leceğini zannediyorsa kendini a,, üemez; zira hak sahibinin haklarının gözetilmesi, tehlikenin bertaraf edilmesi gerekir.

e. Tayin edilen vâsi´nin, baba ve dede gibi çocuklar üzerinde velilik hakkı olan kişilerden olması gerekir.

Bir babanın, dedeleri hayatta olduğu müddetçe çocuklarına ba ka vâsi tayin etmesi caiz değildir. Çünkü dedenin veliliği şer´an sabiitır ve onun velilik hakkı başkasına devredilemez. Evlendirme hususunda Ja durum aynıdır; yani dede, oğlunun kızını re´sen evlendirebilir. Baba ´Sen benim kızımı evlendiremezsin´ diyemez.

f. Çocuk baliğ olduktan sonra vâsi ile ihtilafa düşer ve ´Sen benim malımı israf etmişsin´ derse, vâsi´ye yemin etmesi teklif edilir, eğer yemin ederse israf etmediği kabul edilir. Çünkü o emin bir kişidir.

Eğer çocuk baliğ olduktan sonra ´Vâsi, bana malımı ven.ıedi´ d…-İddia ederse, bu hususta çocuğa yemin teklif edilir, eğer yemin ederse mal çocuğa verilir. Bu hüküm şu ayetten anlaşılmaktadır:

Yetimlere mallarını verdisini/ zaman, yanlarında şahit bulundurun.. (Nisa/6)

Ayrıca vâsi olan kişi eğer malı çocuğa teslim etmişse, bu hususta beyyine bulmakta zorluk çeknu /.. .

En doğrusunu Allah bilir.

——————————————————————————–

[1] Buharî/2587, Müslim/1627, (Abdullah b. Ömer´den)

[2] İbn Mâce/2700

[3] İbn Mâce/2701

[4] Abdurrezzak, el-Musannef

[5] Buhari/1353müslim/1032

[6] Tirmizî/2124, (Ebu Derda´dan)

[7] Ebu Dâvud/2869, Tırmızî/2118

[8] Tirmizî/2122, Nescî, VI/247

[9] Ebu Dâvud/2870, (Hbu Umame el-Bahilî´den)

[10] Tirmizî/2118, Ebu Dâvud/2867

[11] Müslim/1628, Buhari/2591

[12] Tirmİzî/2141, Ebu Dâvud/2870

[13] Darekutni ıv /152(İbn Abbastan)

[14] Ebu Dâvud/2789

Share.

About Author

Leave A Reply