Vedia

0

Vedia´nın Tarifi

Lugatta vedia, birşeyi muhafaza etmesi için başkasına vermek an­lamına gelir. Terkeden birşeye de vedia denir. Vedia, terketmek anlamına gelen vedi kökünden gelmektedir. Nitekim şu hadîste de vedi kelimesi, terketmek (veda) anlamında kullanılmıştır:

Birtakım kimseler cuma namazlarını terketmekten ya vazgeçerler, ya­hut da Allah onların kalplerini muhakkak mühürler, sonra da kendi­leri muhakkak surette gafillerden olurlar.[1]

Vedia kelimesi şer´an, muhafaza için başkasının yanma bırakılan malın adı olduğu gibi, İyda akdinin de adıdır. Buna göre vedia, muh­terem ve hususi bir malı özel bir şekilde korumak, birini vekil kılmaktır.

Temlik´ten maksat, temiz ve kullanılması mubah olan mallar gibi, mülk edinmesi şer´an caiz olan nesnedir. ´Muhterem ve hususi olmak´tan maksat, temellük edilmesi şer´an sahih olmayan, fakat kendisine mahsus olan av köpeği gibi şeylerdir. ´Muhterem olması´nın mânâsı, telef edilmesi emredilmemiş nesnedir. Vedia´nın rükûnlarından bahsederken bunu izah edeceğiz.

Vedia´nın Meşruiyeti

Kur´an, Sünnet ve İcma vedia´nın meşruiyetine delâlet etmektedir:

Şüphesiz ki Allah, sizlere emanetleri sahiplerine teslim etmeyi emre­diyor. (Nisa/58)

Şayet birbirinize güvenirseniz, güvenilen kimse emaneti (aldığı borcu) iade etsin.

(Bakara/283)

Emânet kelimesi, borcu ve korumak üzere teslim edilen herşeyi kap­sayan umumi bir lafızdır. Bir malı emanet bırakmak, vedia´dır. Onun sahibine geri verilmesi gerekir. Kendisine emanet bırakılan kişi, emanet bırakanın hakkında hüsn-ü zan beslediği bir kimsedir. Bu nedenle emin olması ve emaneti sahibine teslim etmesi gerekir. Emanetlerin korunma­sını ve sahibine geri verilmesini emretmek ise, bunun meşrûiyyetini ilan etmek demektir.

Vedia´nın meşruiyetine delâlet eden hadîslere gelince, Hz. Peygam­ber şöyle buyurmuştur:

(Herhangibir şeyi) sana emanet olarak bırakana, emanetini iade et. Sana hıyanet edene sen hıyanet etme.[2]

Şöyle rivayet edilmiştir: ´Mekkelilerin Hz. Peygamber´in yanında emanetleri vardı. Hz. Peygamber hicret etmek istediğinde kendisinde bu­lunan emanetleri Ümmü Eymen isimli cariyesine teslim etti. Hz. Ali´ye de o emanetleri sahiplerine teslim etmesini emretti´.

Bu husustaki icma´ya gelince, her asırdaki İslâm âlimleri, sahabîlerden bugüne kadar vedia´nın caiz ve meşru olduğunda ittifak etmişlerdir.

Vedia´nın Meşruiyetinin Hikmet ve Sebebi

Vedia´nın müslümanlara kolaylık olması, maslahatlarının gözetilmesi, sıkıntı ve zararlarının defedilmesi için meşru kılındığı açıktır. Böylece müslümanların birbirine yardım etme yolları açılmış olur. Çünkü insan bazen mallarını koruyacak bir kişiye muhtaç olur. Meselâ malını koyacak emin bir yeri bulunmaz veya malını saldırganlardan korumaktan aciz olur. Diğer tarafta ise o malı evine koyacak ve koruyacak emin bir kişi olur. Hiçbir saldırgan onun evine yaklaşmaya, malına el uzatmaya cesaret edemez.

Bu durumda malını koyacak yeri olmayan veya malını korumaktan aciz olan müslüman, malını bu müslümana koruması için emanet bırakır veya sefere çıkmak isteyen bir müslüman mallarını koruması için, mal­larını, onları koruyacak birine emanet bırakma ihtiyacı duyar veya pazar­dan çeşitli yerlerden çeşitli mallar alan bir kişi, bunları taşıyamadığı için orada bulunan bir esnafa emanet bırakma durumunda kalabilir veya kişi ileride ihtiyaç duyacağı birtakım eşyalar alır, fakat onları koyacak bir yeri olmayabilir. İşte bütün bu durumlarda ihtiyaç, o malların bir yere emanet olarak bırakılmasını gerektirir.

Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez.

(Bakara/185)

O halde emanetin- meşru kılınması, müslümanlar için bir kolaylıktır. Mümkün olduğu halde emanet kabul etmemek zorluktur.

İyilik etmek ve (fenalıktan) sakınmak hususunda birbirinizle yardım­lasın. Günah işlemek ve haddi aşmak (düşmanlık) hususunda birbirinizle yardımlaşmayın. (Mâide/2)

Emanetin meşru kılınmasında, insanların iyilikte yardımlaşmalarına teşvik, günah ve düşmanlıktan menetmek vardır.

Vedia´nın Hükmü

Vedia´nın hükümleri beştir, bunları şöyle sıralayabiliriz:

1. Müstehab olması

Aslolan vedia´nın müstehab/mendub olmasıdır. Ancak vedia´nın müstehab olması, malın kendisine emanet bırakıldığı kişinin emin ve onu korumaya muktedir olmasına bağlıdır. Çünkü mendub olmasının nedeni, emaneti kabul etmekle müslüman bir kardeşine yardım ediyor olmasıdır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Müslüman bir kul, din kardeşinin yardımında bulundukça Allah da onun yardımında bulunur.[3]

2. Yacib olması

Bazen vedia´yı kabul etmek, kendisine müracaat edilen kişi için vacib olur. Meselâ emin olan, emaneti korumaya muktedir olan bir kişiye emanet arzedilirse, ondan daha emin olan, malı korumaya daha mukte­dir olan kimse yoksa, emaneti kabul etmesi o kişiye vacib olur. Çünkü emaneti kabul etmediği takdirde.mal zayi olur. Oysa Hz. Peygamber malın zayi edilmesini nehyetmiştir.[4]

Mü´minin malının hürmeti, kanının hürmeti gibidir.[5]

Bir müslüman nasıl din kardeşini müdafaa etmek, kanının dökülme­sinden onu muhafaza etmek mecburiyetinde ise, onun malını da koru­mak, zayi olmaması için muhafaza etmek mecburiyetindedir.

3- Mekruh olması

Emaneti kabul etmek bazen mekruh olur. Meselâ kendisine emanet bir mal bırakılmak istenen kişi kendine güvenemiyorsa o mala tamah et­mekten korkuyorsa, emaneti kabul etmesi mekruh olur. Çünkü emanete hıyanet etmesi, mal sahibinin malının zayi olması sözkonusudur.

4. Haram olması

Kendisine emanet bir mal bırakılmak istenen kişi, onu koruyamaya­cağını biliyorsa, emaneti kabul.etmesi haram olur. Çünkü burada malın zayi olması sözkonusudur. Malın zayi edilmesi ise yasaklanmıştır.

5. Mubah olması

Kendisine emanet bir mal bırakılmak istenen kişinin, onu kabul et­mesi de, etmemesi de aynı olduğunda, emaneti kabul etmek mubah olur. Meselâ kişi mala tamah etmeyeceğinden emin değilse veya emaneti koruyamama ihtimali varsa, mal sahibi de bunu bildiği halde malını ona emanet bırakmaya razı oluyorsa, emaneti kabul etmesi mubahtır.

Vedia´nın Rükûnları ve Şartları

Vedia akdinin üç rüknü vardır:

1. Akid yapan iki kişi

2. Siga

3. Emanet bırakılan mal

Her rüknün de birtakım şartları bulunmaktadır:

1. Akid Yapan İki Kişi

Bunlar mal sahibi ile malı emanet -olarak muhafaza eden kişidir. Her ikisinin de vekalet verme ehliyetine sahip olması şarttır. Çünkü vedia, malın korunması hususunda vekalet vermedir. Bu bakımdan vekil olma ve vekalet verme ehliyetine sahip herkese, malın emanet olarak verilmesi, onun da emaneti kabul etmesi caizdir.

Vekalet bahsinde de geleceği üzere vekil tutanın da, vekil olanın da akîl ve baliğ olması şarttır. Müvekkil olsa da vekilin, vekil olsa da müvek­kilin malda tasarrufu sahihtir. Bu nedenle çocuğun ve delinin, emanet vermesi de, emanet kabul etmesi de sahih olmaz. Çünkü bunlar vekalet verme ehliyetine sahip olmadıkları gibi, mükellef de değillerdir. Sefihhk sebebiyle hacr altına alman bir kişiye de emanet bırakmak sahih değildir. Çünkü emanet (vedia), mâlî bir tasarruftur, hacr altında olan kişi ise malında tasarruf etme yetkisine sahip değildir. Müslüman olmayan bir kimseye, emanet olarak mushaf bırakmak da sahih olmaz. Çünkü gayr-ı müslimin mushafa dokunması caiz değildir.

Eğer bir kişi malını, bir çocuğa veya bir deliye emanet olarak bıra­kırsa, o mal da telef olursa, -onu korumakta kusur işlemiş olsalar bile-çocuk veya deli, mala zamin olmazlar.

Gayr-ı müslime emanet bırakılan mushafın durumu da aynıdır-, yani mushaf telef olduğunda gayr-ı müslimin onu ödemesi gerekmez. Çünkü mal sahibi, emaneti bırakırken kusurlu davranmış, onu bırakılması uygun olmayan bir yere bırakmıştır.

2. Siga

Siga, icab ve kabuldür. .Meselâ emanet bırakmak isteyen kişinin ´Şu malı sana emanet bırakıyorum´ demesi icab, kendisine emanet bir mal bırakılmak istenen kişinin de ´Kabul ettim1 demesi kabul´dür. Kabul´ün icab´tan önce olması caizdir. Meselâ kişi ´Şu elbiseyi benim yanımda emanet bırak´ dese, diğeri de ´Peki bıraktım´ dese, akid sahih olur.

Vedia akdinde, tarafların ikisinin lafzı şart değildir; birinin lafzı, di­ğerinin fiili yeterlidir. Meselâ emanet bırakan kişi ´Sana şu kitabı emanet bıraktım´ dese, diğeri de kitabı eline alıp bir yere bırakırsa, vedia akdi gerçekleşmiş olur veya emanetçi ´Şu eşyayı benim yanımda emanet bırak´ dese, mal sahibi de eşyayı ona verse ve bir zaman konuşmasa da vedia akdi sahih olur. Vedia akdinde, akde delâlet eden sarih lafızlar kullanılması şart değildir; vedia niyetiyle, vedia akdine delâlet eden bir karineyle beraber kinayî lafızlar yeterlidir. Meselâ mal sahibi ´Şu malımı yanına koy´ veya ´Bunu emanet olarak al´ veya ´Ben seni, şu malı koruman için kendime kılıyorum´ dese, emanetçi de malı alsa akid sahih olur.

3. Emanet Bırakılan Mal

Emanet bırakılan mal için de vedia kelimesi kullanılır. Emanet bırakı­lan malın, emanet bırakan kişinin mülkü veya şer´an mal kabul edilen nesnelerden olması gerekir. Meselâ domuz ve lehv (oyun) aletleri gibi şer´an itlaf edilmesi emredilen şeyleri vedia olarak vermek ve almak sahih değildir. Ancak şer´an mal sayılmamakla birlikte kişinin mülkünde olan av köpeği, tezek ve az bir buğday gibi malların vedia olarak veril­mesi ve alınması caizdir.

Vedia Akdinin Üzerine Terettüb Eden Hükümler

Sahih olan vedia akdi üzerine terettüb eden hükümleri şöyle sırala­yabiliriz:

1. Malı emanet olarak alan kişinin onu koruması vacib olur. Çünkü mal sahibinin malını herhangi bir kişiye vedia olarak bırakmasının amacı, onun korunmasıdır; yani malını vedia olarak bırakan kişi ´Bu hususta seni emin sayıyorum´ demiş olmakta, malı vedia olarak kabul eden de ´Onu korumayı kendime vacib kılıyorum´ dem.iş olmaktadır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Müslümanlar şartlarının üzerindedirler.[6]

Yani müslümanlar kabul ettikleri şartlara riayet etmek mecburiyetin­dedirler.

2. Malı vedia olarak kabul eden kişi onu hırz-ı misil´de korumalıdır; yani o malı, o tür malların muhafaza edildiği bir mekânda, bizzat koru­malıdır. O malı çocuğuna, hanımına veya hizmetçisine emanet olarak bırakamaz. Çünkü mal sahibi, onları değil, kendisini emin saymıştır. An­cak mal sahibi, emanetçiye bu hususta izin vermişse veya emanetçinin. bir özrü varsa, meselâ sefere çıkması gerekirse veya deposu yanarsa ve­ya emaneti sahibine, vekiline veya kadıya teslim edemeyecek bir du-rurrida ise, malın korunmasını başka birine devredebilir.

Vedia akdi caiz bir akiddir; dolayısıyla akid yapan taraflardan biri is­tediği zaman akdi feshedebilir. Bu hususta diğer tarafın iznini alması ge­rekmez; yani mal sahibi her an malını isteyebilir, emanetçi de her an malı geri verebilir. Mal sahibi malını istediğinde, emanetçinin mümkün olduğu kadar çabuk bir şekilde malı teslim etmesi vacibdir. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Şüphesiz ki Allah sizlere, emanetleri sahiplerine teslim etmeyi (…) emrediyor. (Nisa/58)

Emaneti sahibine geri vermek, onu yüklenip sahibine götürmek de­mek değildir. Emaneti sahibine teslim etmek, emanet sahibi emanetini is­tediğinde, onunla malı arasından çekilmek, onun malı almasına izin ver­mektir.

Malı Vedia Olarak Alan Kişinin Mal Hususundaki Durumu

Malı vedia olarak alan kişinin mal Üzerindeki eli, emanet elidir; yani o mal telef olduğunda ona zamin olmaz. Ancak malı korumakta kusur gösterirse veya malın telef olmasına bizzat sebep olursa, onu ödemek zorundadır. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Emaneti kabul eden emanetçiye herhangibir tazminat düşmez, ancak gafil olan bir kimse zamin olur.[7]

Eğer emanetçi zamin olursa, insanlar emanet kabul etmekten imtina ederler. Bu da ümmete sıkıntı ve zorluk getirir. Ayrıca emanetçi, emaneti korumayı bir ihsan olmak üzere ve Allah rızası için yüklenmektedir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

Çünkü iyilik edenlerin (muaheze edilmek için) aleyhine bir yol yoktur. CTevbe/91)

Ayrıca emanetçinin eli, vedianın üzerinde mal sahibinin elinin yerine geçer. O mal sahibinin elinde heîâk olduğunda nasıl tazminat yoksa, emanetçinin elinde de kendiliğinden telef olduğunda tazminat olmaz. Bu bakımdan mal sahibi, malı emanet olarak kabul eden kişiye ´Bu mal telef olduğunda ödeyeceksin´ veya ´Bu mal telef olduğunda- ne şekilde telef olursa olsun- zamin değilsin1 dese, vedia akdi sahih olmaz.

Emanet Bırakılan Mahn Tazmin Edilme Zamanı

Vedia olarak verilen malın telef olması halinde, emanetçinin -malı korumada bir kusuru veya saldırganlığı sozkonusu değilse- zamin olma­yacağını söylemiştik. Ancak emanetçi şu durumlarda zamin olur:

1. Emanetçi, malı -sahibinin iznini almadan veya geçerli bir maze­reti olmadan- bir başkasına teslim eder, mal da telef olursa, malın tazmin edilmesi gerekir. Mal sahibi isterse birinci emanetçiden, isterse de ikinci emanetçiden malının bedelini alır. Ancak ikinci emanetçi, kendisine bıra­kılan malın bırakan kişiye teslim edilmiş bir emanet olduğunu bilmiyorsa, mal sahibine verdiği bedeli birinci emanetçiden alır, fakat kendisine bıra­kılan malın, bırakan kişinin malı olmadığını ve sahibinin izni olmadan kendisine teslim edildiğini biliyorsa, ödediği bedeli birinci emanetçiden alamaz. Çünkü kendisi gasıb durumundadır.

2. Emanetçi korumayı bıraktığında, zamin olur.

Emanetçinin malı korumasının vacib olduğunu belirtmiştik. Emanetçi malı korumayı bırakır, mal da telef olursa, malı ödemek mecburiyetinde­dir. Emaneti korumayı bırakmanın keyfiyetini şu şekilde izah edebiliriz:

a. Emanet aldığı malı, emniyetli olan ilk mekânından, emniyeti daha az veya emniyetsiz bir mekâna nakletmek, malı korumayı bırakmak an­lamına gelir ve mal telef olduğunda ödenmesi gerekir.

Malın nakledildiği ikinci mekân, emniyet açısından birinci mekâna eşit olursa veya birinci mekândan daha emniyetli olursa-, malın telef ol­ması durumunda tazmin edilmez. Ancak mal sahibi vedia akdi yaparken malın bir mekânda durmasını, yerinin değiş tir ilmemesini şart koşarsa, mal birinci mekândan daha emniyetli bir mekâna taşınmış olsa da telef olması halinde tazmin edilmesi gerekir.

Malın birinci mekândan ikinci mekâna nakledilmesi tehlikeli ise, taşı­nırken mal da telef olursa yine tazmin edilmesi gerekir. Çünkü mal, ema­netçinin kusuru nedeniyle telef olmuştur.

b. Emanetçi, korumak üzere aldığı maldan, mala zarar verecek, malı telef edecek tehlikeleri uzaklaştırmaz, mal da telef olursa, zamin olur.

Malı telef edecek tehlikelerin mümkün olduğu kadar maldan uzaklaştırılması vacibdir, zira tehlikelerin bertaraf edilmesi emanetin korunması cümlesindendir. Meselâ emanet olarak bırakılan bir hayvana, açlık veya susuzluktan ölecek kadar bir süre yem veya su verilmezse, hayvan da ölürse, emanetçi hayvanın bedelini ödemek zorundadır.

Mal sahibinin, hayvanı emanet verirken ver´ deyip dememesi hükmü değiştirmez. Çünkü hayvana yem ve su vermek Allah´ın hakkıdır. Emaneti kabul eden kişi bunu kendisine vacib kılmış olur veya emanet bırakılan malın -meselâ yün gibi- arasıra açık havaya çıkarılması, güneşte bekletilmesi gerekiyorsa veya ilaçlanması gerekiyorsa, emanetçi de bunları yapmazsa, mal telef olduğunda bedelini ödemek mecburiyetindedir.

Fakat mal sahibi, emanetçiyi, malı telef edecek tehlikelerin maldan uzaklaştırılmasından nehyederse, mâl da telef olursa, emanetçi zamin ol­maz. Çünkü mal sahibi malın tehlikelerden korunmasını menederek, malı telef etmiş sayılır. Ancak emanet bırakılan bir hayvan olursa, sahibi ´Onu telef et´ dese de telef etmekle emanetçi günah işlemiş olur. Fakat zamin olmaz.

3. Emanet bırakılan mal kullanılırsa, telef olduğunda ödenmesi ge­rekir.

Emanet bırakılan mal kullanılırken veya kullanıldıktan sonra telef olursa, emanetçi onu ödemekle yükümlü olur. Çünkü malı sahibinden izinsiz olarak kullanmıştır, bu da saldırganlık sayılır. Saldırgmlık vedia akdini bozar, o mal emanet olmaktan çıkar. Bu durumda telef olan mal ödenmek zorundadır. Ancak yeniden vedia akdi yapılır, mal ondan sonra telef olursa, emanetçi zamin olmaz.

4. Emanetçi, emanet aldığı malı beraberinde sefere götürür, mal da telef olursa, ödemekle yükümlüdür.

Emanetçi, emanet aldığı malı başka bir memlekete götüremez. Çünkü emanet olarak alınan mal hırz-ı misü´de (o tür malların muhafaza edildiği mekânda) korunmak zorundadır, sefer ise hırz-ı misil´den değildir. Emanetçi sefere çıkmak mecburiyetinde kaldığında, emanet olarak aldığı mah sahibine veya onun vekiline vermelidir.

Malın sahibi veya vekilini bulamazsa, adil olan hâkime teslim etme­lidir. Hâkim de yoksa, emin bir kişiye bırakmalıdır. Emaneti bunlara ver­mez, beraberinde sefere götürürse, zamin olur. Eğer sözkonusu kişilerden hiçbirini bulamazsa, beraberinde sefere götürmekte mazurdur, zira emin olmayan bir kişiye bırakmaktansa beraberinde götürmesi daha emniyetlidir.

Bu hükümler ağır hastalığa tutulan kişiler için de geçerlidir. Bu du-´rumdaki bir kişi yanındaki emaneti vasiyet etmelidir; yani ´Falan adamın şu malı benim yanımda emanettir´ demelidir. Aksi takdirde zamin olur.

Emanet mal, emanetçinin ölümünden sonra telef olursa, vasiyet de etmemişse, o mal mirasından alınır. Zira emanetçi vasiyeti terketmekle, emanet aldığı malı helak olmaya terketmiş olur. Çünkü varisleri -vasiyet yapılmadığı takdirde- o malın emanet olduğunu inkâr edebilirler. Zaten mal da zahiren kişinin malı olarak görünmektedir.

5. Herhangibir sebep yokken emaneti inkâr eden emanetçi zamin olur.

Mal sahibi malını istediğinde emanetçi inkâr ederse -sonra itiraf etse bile- inkârından sonra mal telef olursa, emaneti ödemek mecburiyetinde­dir. Çünkü inkâr etmekle elindeki malı gasbetmiş oluyor, gâsıbın eli de tazminat elidir.

Emanet mal ne şekilde telef olursa olsun, emanetçi onu ödemekle yükümlüdür. Zira vedia akdi, inkâr nedeniyle ortadan kalkmıştır. Ancak yeni bir akidle yerine gelebilir. Eğer emanetçi, geçerli bir mazeret nede­niyle emaneti inkâr etmişse, mal telef olduğunda ödenmesi gerekmez.

Buna şöyle bir misal verilebilir: Birisi mal sahibini, emanet verdiği malı alması için zorlarsa, bu kişi de bir gâsıb veya zâlim ise, emanetçi de malı sahibine teslim ettiği takdirde o gâsıb veya zâlimin mala el koyaca­ğını biliyorsa, bu sebeple emaneti inkâr ederse, sonra mal kendi elinde iken telef olursa zamin olmaz. Çünkü burada emanetçinin herhangibir saldırganlığı sözkonusu değildir.

6. Mal sahibi emanet verdiği malı istediği halde emanetçi vermezse zamin olur.

Emanet (vedia) akdinin caiz bir akid olduğunu, dolayısıyla taraflar­dan herhangibirinin istediğinde feshedebileceğini, emanetçinin, mal sahi­bi emanetini istediğinde onu teslim etmesinin vacib olduğunu söylemiş­tik. Eğer mazereti olmaksızın emaneti sahibine vermekten kaçınırsa, za­min olur. Bir mazeretten ötürü malı sahibine vermeyi geciktirirse, meselâ geri verilmesi mümkün olmayan bir zamanda istendiği için veremezse veya verdiği takdirde gâsıb veya zâlimlerin el koyacağını düşünerek ver­mezse, zamin olmaz.

7. Emanetçi, emanet aldığı malı başka mallarla karıştırırsa, zamin olur.

Emanetçinin, emanet aldığı malı hırz-ı misil´de koruması vacibdir. Onu kendi malına karıştırmamalıdır. Emanet malı kasden kendi malına karıştıran emanetçi zamin olduğu gibi, kendiliğinden karışsa yine zamin olur. Çünkü burada emanetçinin kusuru sözkonusudur.

Başka bir mala kasden karıştırılan veya kendiliğinden karışan mal o maldan aynlabiliyorsa,, emanetçi zamin olmaz. Fakat karıştırıldığında ay­rılması zor olan malları birbirine karıştırmak -meselâ buğday ile arpayı birbirine karıştırmak- emanetçiyi zamin yapar. Çünkü, ayrılmanın zor ol­ması, sanki olmaması gibidir. Fakat dinarlar dirhemlere, Türk parası Suriye parasına karıştırılırsa -bunları ayırmak kolay olduğundan- ema­netçi zamin olmaz.

Tazmin edilmesi gereken emanet mal, misli olan mallardansa ema­netçi onun mislini vermek, tazmin edilmesi gereken emanet mal, bedelli mallardansa emanetçi onun bedelini ödemek mecburiyetindedir. Telef olan malın kıymeti (bedeli), emanet verildiği günden telef olduğu güne kadar ki süre içindeki en yüksek bedelden -tıpkı gasbedilen malda ol­duğu gibi- ödenir. Emanet malın misli veya bedeli ödendiğinde, emanet mal, emanetçinin mülkü olur.

8. Mal sahibinin, emanet hususundaki şartına riayet etmemek, ema­netçinin zamin olmasını gerektirir.

Meselâ mal sahibi, emanet olarak bıraktığı malın belli bir mekânda muhafaza edilmesini veya belli bir şekilde muhafaza edilmesini şart ko­şarsa, emanetçi de başka bir mekânda ve başka bir şekilde muhafaza ederse, mal da zayi olursa emanetçi malı Ödemekle yükümlüdür. Çünkü vedia akdinin şartlarına riayet etmemiştir.

Malın muhafaza edilmesi âdet olan şekli bırakıp başka bir tarzda muhafaza etmeye çalışmak da aynen böyledir; yani mal telef olduğunda emanetçi zamin olur. Meselâ ´malın korunduğu sandığa -her zaman bir kilit vurulurken- iki kilit vurulursa, bu hırsızların dikkatini çeker, sandıkta kıymetli bir mal olduğunu düşündürür ve bu hırsızlan kışkırtır. Bu ne­denle de sandığa iki kilit vuran emanetçi, mal telef olduğunda ödemek zorundadır´ şeklinde zayıf bir görüş vardır.

En sahih görüş, bu durumdaki emanetçinin zamin olmamasıdır. Çünkü emanetçinin yaptığı şey korumayı artırmaktır.

Malın İki Kişiye Emanet Bırakılması

Mal sahibi malını iki kişiye emanet bırakırsa, bu emanet de para gibi ikiye bölünebilen cinsten ise, emanetçiler malı ikiye bölerek herbiri yarı­sını muhafaza eder. Eğer biri koruması gereken payı diğerine teslim ederse, mal da telef olursa malın yansını ödemek zorundadır. Çünkü mal sahibi malını onlardan birine emanet etmemiştir.

Bazıları bu durumdaki kişinin zamin olmayacağını, çünkü mal sahi­binin ikisinin de malı korumasına razı olduğunu, bu nedenle de onlar­dan birinin o malı korumak için diğerine verebileceğini söylemişlerdir.

İki kişiye emanet bırakılan mal, bölünmeyecek cinsten ise, onlardan biri diğerine malı korumak üzere verebilir, malın telef olması durumunda da zamin olmaz. Çünkü bölünmesi mümkün olmayan bir mal, iki ayrı mekânda muhafaza edilemez. Mal sahibi de onların ikisinin bir arada bulunmadığını, malın ancak birinin deposunda veya evinde korunacağını bilmektedir. Buna rağmen malı ikisine birden emanet etmesi, herhangibi-rinin muhafaza etmesine razı olduğuna delâlet eder.

İki Kişinin, Ortak Oldukları Malı Başkasına Emanet Bırak­ması

İki kişi, ortak oldukları bir malı bir kişiye emanet bıraksa, sonra on­lardan biri gelip emanet bırakılan malın tümünü veya kendi payını istese, emanetçi diğer ortak gelmeden emaneti teslim etmez. Çünkü emanetin diğer sahibinin buna rızası olup olmadığı belli değildir. Ancak emanet sahiplerinden biri sadece kendi payını istiyorsa, mesele kadı´ya götürülür, kadı emaneti bölerek onun payını verir.

Vedia Akdinin Sona Ermesi

Emanet sahibi emanetini geri alırsa veya emanetçi emaneti sahibine teslim ederse vedia akdi sona erer. Emanetin korunmasının vacib olduğu bir durumda, emaneti sahibine -sahibi istemediği halde- iade etmek haramdır. Emanetin korunmasının mendub olduğu bir durumda, emaneti sahibine -sahibi istemediği halde- iade etmek de mekruhtur.

Vedia akdi, emanet veren ve emaneti kabul eden kişilerden birinin ölümü ile sona erer. Çünkü akid bu kişiler arasında yapılmıştır. Vedia akdi, akdi yapan taraflardan birinin delirmesi, sürekli baygınlık geçirmesi, sefihlik veya iflas nedeniyle veya hacr altına alınmasıyla sona erer. Mal sahibinin mülkünü satması, hibe etmesi veya benzeri bir muamele yapmasıyla da vedia akdi sona erer.

Vedia Akdinin Sona Ermesiyle Emanetin Hükmü Ortadan Kalkar

Vedia akdi, iade veya istirdad´ın gayrısıyla sona ererse, mal ema­netçinin elinde kaybolan bir mal gibi şer´î bir emanete dönüşür. Bu du­rumda emanetçinin o malı sahibine veya velîsine -mal sahibi malını iste­memiş olsa bile- iade etmesi gerekir. İade etmekten maksat, mal sahibine veya velîsine, gelip malı almasını söylemektir. Mal sahibi veya velîsi yoksa, mal kadı´ya teslim edilir. Eğer emanetçi bu şekilde hareket etmez de vedia akdi sona erdikten sonra mal telef olursa, onu ödemekle yü­kümlü olur.

——————————————————————————–

[1] Müslim/865, (Abdullah b. Ömer ve Etm Hüreyre´den)

[2] Ebu Dâvud/3535, Tirmizî/1264, (Ebu Hüreyrc´den)

[3] Müslim/2699, (Ebu Hüreyre´den)

[4] Buharî/1407, Müslim/593

[5] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/446

[6] Tirmizî/1352

[7] Dârekumî/167

Share.

About Author

Leave A Reply